Bu “bana ne derler” durumu sevimli, saygılı ama içi boş insanlar oluşturur. İpleri başkalarının elinde olan kuklalar misâli. En zor anlarda bile hissettikleri “makbûl” olan olacaktır.
Tekrar etmek gerekirse kaprislerle dolu, donuk, boş beyinlerle geçirilen tüm zamanlar isrâf olmakla birlikte ahlâksızca geçirilen zamanın güzel geçtiği sanılır. Tekrar tekrar söylemekten gocunmadan parayı, zamanı aptalca harcadığımızı ve ardından da zihnin boşuna yorulduğunu bilelim.
Kaçırdığımız gerçek zevkleri, gezebileceğimiz müzeleri, okuduğumuzda bize muhteşem fikirler katacak kitapları düşünelim; zekice sohbetleri, arkadaşlarla güzelim yürüyüşleri unutmayalım. Zevk-ü sefâyı takip edene düşense mutsuzluk, mutsuzlukların da en acısı olsa gerek...
İşin doğrusu aşka tutulduğunuz dönemlere kimse dönüp bakmak, hatta bahsetmek istemez.
Manzoni ise “okurlarımı aşka dâvet edecek değilim... Bu dünyada aşk gereklidir ama zaten fazlasıyla var. Aşk için fazladan çaba harcamanın bir anlamı yok çünkü aşk için uğraştığınız zaman yapacak başka bir şeyiniz yoktur. Yazarın okuruna vereceği çok daha değerli ahlâki mesajları olmalı. Acıma duygusu, çocuk sevgisi, hoşgörü, bağışlama...”
Sayfa 47 - Ediz Yayınevi, üçüncü paragraf.·Kitabı okudu