GECE KÜTÜPHANESİNDE AKŞAM YEMEĞİ
8/10
·288 syf.··
2026 17. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 00:06
Selammm, çok ama çok tatlı bir kitapla geldim Bu hafta sürekli ağlamalı kitap okuduktan sonra bu tatlış kafamı dağıtmam için iyi geldi konusu bence çok farklı; Yalnızca geceleri kapılarını açan sıra dışı bir kütüphane düşünün … Burada rafları dolduran kitaplar, artık hayatta olmayan yazarlara ait. Kuralları ise oldukça katı; içeriye kitap getirilmiyor, dışarıya da hiçbir kitap çıkarılamıyor. Bu gizemli kütüphanede işe başlayan genç bir kadın, zamanla hem çalışanların hem de mekânın alışılmadık düzenine tanık oluyor. Üstelik her akşam hazırlanan yemekler, kitap sayfalarından çıkıp masalara geliyormuş hissi yaratıyor. Kütüphanenin görünmeyen sahibi, cevap bekleyen sorular ve sakin ilerleyen hikâyesiyle kitap; okura huzurlu ama merak duygusunu canlı tutan bir atmosfer sunuyor. Bitirdiğimde en çok aklımda kalan şey ise bu büyülü kütüphanenin hissiydi , içimden sürekli dedim ya gerçek olsaydı Hem akıcı ve farklı bir konu arayanlara hem de kafa dağıtmak isteyenler favorilerine ekleyebilir ayrıca tarifleri evde deneyebilirsiniz :)
Gece Kütüphanesi'nde Akşam YemeğiHika Harada · Tokyo Manga Yayınları · 202683 okunma
BİR ÖMÜR NASIL YAŞANİR?
6/10
·264 syf.··
2026 12. kitabı
·
74 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 23:05
"İlk olarak İlber Hoca'yı rahmetle anıyorum." Kitabı almadan önce zengin, fakir, okumuş veya okumamış her türlü insanı kapsayacak bir söyleşi olduğunu zannediyordum. Pek de düşündüğüm gibi değilmiş. Kitabın bir kısmı maddi sıkınti çekmeyen veya aileden zengin olan genç bir kesme yazılmış. Yoldan geçen herhangi bir gence sorsanız "Londra'da hiç tiyatro izledin mi?" Genç ne cevap vereceğini şaşırır. Millet kendi şehrindeki lokantaya bile girerken otuzkere düşünüyor paramı bu aya dengeleyebilirmiyim diye. Belki bu kitabı 90'larda okusaydım bir ihtimal hayal kurma umudum olurdu ama bu devirde aklından geçirmek bile güç. Bu konuda kitap bana boş geldi... Parası zaten çok olan bir gencin de bu kitabı okuyacağına pek inanasım gelmiyor. Kitabın beğendiğim yönlerine gelirsek... Her okuduğumda sanki karşımda İlber Hocayla ben söyleşi yapıyormuşum gibi geldi. Onun sesiyle bu kitabı okudum ve bu çok hoşuma gitti. Yaşadığı olayları ve bilmediğim değişik bilgiler okumakta çok hoşuma gitti. Hoca zaten tarihçi. Tarihciden de Tarih dinlenir... Hocanın yaşadığı hayatla benim yaşadığım hayat asla bir değil ve de olmucak. Kendimi şey gibi hissettim. Zengin bir arkadaşın varda sorununu onu anlatıyorsun ve oda seni takmayıp.Babamda bana pembe araba değilde beyaz araba almış diye ağlıyor. Tek sorumuz bu mu yani diyorsunuz bazı bölümlerde ,ama en sevdiğim bölüm 7. Bölümdü. Okurken çok zevk aldım. Bazı yazarlari ve kitaplarida araştırıp. Kitapları sepetime ekledim....
Duygu ve Düşünce
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?İlber Ortaylı · Kronik Kitap · 202065,3bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
7/10
·288 syf.··
2026 26. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 22:50
Sonuna doğru şaşırtıcı şeyler olsa da bazı durumlar biraz havada kaldı gibi. Yazarı çok severim, çok başka bir kafası var, belki de bazı şeylerin okuyucunun hayal gücüne göre şekillenmesini istemiştir. Ama yine de kitabın sonu aceleye gelmiş gibi. Kitapta yine acayip bilgiler ediniyoruz. Yazarın bu yönünü seviyorum. Bu bilgileri sırıtmayacak şekilde hikâyeye çok güzel yediriyor. Tabi sorsanız, "Şimdiye kadar okuduğun kitaplarındaki hangi bilgi aklında kaldı?" , cevap:"hiçbir şey:))". Ayrıca kitapta cinsellik çok fazla. Hatta direkt bir sekskolik bir adamı okuyoruz, bazı okurları rahatsız edebilir, ki zaten yazar da ilk cümleden kitabı okumamanız gerektiğini söylüyor ve bu uyarılarını birkaç sayfa boyunca tekrarlıyor. Bir de ben uyarayım dedim. Çünkü ben kitabı araştırırken böyle bir bilgiye denk gelmedim. Bilseydim almayabilirdim. Tüm bunlara rağmen yazarı sevenlere tavsiyedir. Ve ben Chuck Palahniuk okumaya devam edeceğim. Kitapla ve sevgiyle...
TıkanmaChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 20033,324 okunma
Körlük Gözde Değil, İnsandadır...
9/10
·336 syf.·
2026 183. kitabı
Sivas’ın Kangal ilçesine ilk kez gidiyordum. Çocukluğumdan beri adını duyduğum, dünyanın en güçlü çoban köpeklerinden biri olarak gösterilen Kangal köpeklerini yerinde görmek istiyordum. Fotoğraflarına defalarca bakmış, haklarında onlarca yazı okumuştum. Fakat bazı şeyler uzaktan öğrenilmiyor. Bazı değerleri anlamak için onların bulunduğu toprağa basmanız gerekiyor. İlçeye vardığımda ilk dikkatimi çeken şey bozkırın dinginliği oldu. Şehirlerin bitmek bilmeyen gürültüsünden sonra buradaki sessizlik insana yabancı gelmiyor, aksine yıllardır özlediği bir sesi yeniden duyuyormuş hissi veriyordu. Kangal köpeklerini ilk gördüğüm an ise anlatılan hiçbir cümlenin onları tam karşılamadığını anladım. Heybetleri yalnızca iri cüsselerinden gelmiyordu. Bakışlarında acele etmeyen bir güven vardı. Kendilerini ispatlamak zorunda olmayan canlıların huzuru... Sürünün etrafında dolaşırken attıkları her adım ölçülüydü. Gereksiz hiçbir hareket yapmıyorlardı. Güçlerini göstermek için saldırmaya ihtiyaç duymayan bir asaleti seyrediyordum. Uzun süre onları izledim. Sonra yürümek istedim. İlçenin dışına doğru uzanan eski demiryoluna çıktım. Rayların üzerinde ağır ağır ilerlerken karşıma yıllardır ayakta duran Deliktaş Tüneli çıktı. Taştan örülmüş kemeriyle bozkırın ortasında sessizce bekliyordu. İçeri girdim. Her adımda dışarıdaki gün ışığı biraz daha geride kaldı. Tünelin serinliği yüzüme vuruyordu. Ayak seslerim taş duvarlardan geri dönüyor, sanki önümde benden birkaç saniye önce yürüyen başka biri varmış gibi yankılanıyordu. Tam tünelin ortalarına yaklaşmıştım ki uzaktan rayların titrediğini hissettim. Ardından trenin sesi duyuldu. Hızla duvara yaslandım. Lokomotif yaklaştıkça karanlığın içini delen beyaz far büyümeye başladı. Bir an...
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,2bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 62. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 22:43
Bu kitabı okurken en çok merak ettiğim şey kanibalizm değildi. Ben sürekli “Bu kadın neden böyle oldu?” sorusunun cevabını aradım. İlk sayfalarda sevgi açlığı yaşamış, travmaları olan bir kadının psikolojisini okuyacağımı düşündüm. Hatta keşke bazı bölümleri annenin gözünden okusaydık, zihninin içine girebilseydik diye bekledim. Çünkü benim için bir karakterin yaptığı şeyden çok, onu o noktaya getiren süreç önemli. Ama kitap boyunca bu sorunun cevabını alamadım. Bir yerden sonra kanibalizm bile etkisini kaybediyor. İlk başta “Yok artık!” dediğiniz sahneler, sonra sıradanlaşıyor. Hatta 165. sayfada kendi kendime “Kitap şu an sadece kapıya geleni kıtlıyor.” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Beni rahatsız eden insan eti yemek değil, bunun nedenini hiçbir zaman gerçekten anlamlandıramamış olmamdı. Tamam, anneliği sorgulayabilirsiniz, anne-çocuk ilişkisini karanlık bir yerden anlatabilirsiniz ama bunun psikolojik altyapısını kurmadan sadece şok etkisi yaratmaya çalışmak bana yeterli gelmedi. Bir de Eden karakteri… O da aynı döngünün içine giriyor ama neden? Eğer bunun arkasında daha büyük bir hikâye, bir topluluk ya da farklı bir açıklama varsa kitap bunu da yeterince işlemiyor. Kitap bittiğinde aklımda kalan tek soru yine ilk sayfadakiyle aynıydı: “Bu kadın neden böyle oldu?” Bir kitabı bitirdiğimde hâlâ en temel soruma cevap alamıyorsam, benim için o hikâye eksik kalmıştır. Benim için maalesef hayal kırıklığı oldu ve önerebileceğim bir kitap değil.
KuzuLucy Rose · İthaki Yayınları · 202634 okunma
Rahatsızlık Hissi
1/10
·166 syf.·
2026 19. kitabı
Spoiler ile başlıyorum: Kitabı hiç ama hiç sevmedim. Okuduğum iki gün boyunca beni fazlasıyla huzursuz etti; karakteri ve psikolojisini anlamaya çalışmaktan yoruldum. Fikir ilk duyduğumda ilginç gelmişti; ancak okuyup bitirince, saman alevi gibi olduğunu fark ettim: İlk kıvılcımı görüyorsun, yanıyor; ama hemen ardından sönmekle kalmayıp kötü bir is kokusu da bırakıyor. Yazar fikri bulunca muhtemelen çok heyecanlanmış; fakat bu fikir en fazla kısa bir öyküye yakışırken, 160 sayfalık bir romana dönüştürmeye çalışmak bence manasız olmuş. Edebiyatın amacı bazen huzursuz etmek, rahatsız etmek ve insanı sorularla baş başa bırakmak olabilir; ama sevdiğim edebî romanların hiçbirinde “rahatsız olup bir an önce kurtulmak” istemedim. Bu kitap ise benim için, bir an önce elden çıkarmak istediğim bir yük gibiydi: 160 sayfalık koca bir yük. Bu fikirden bir öykü yazılsaydı, eminim çok daha vurucu ve akılda kalıcı bir metin çıkardı; roman formunda ise yetersiz ve zayıf kalmış. Anlamlandıramadığım noktalar Kitap boyunca bazı şeyleri net olarak hiç anlayamadım: - Carlo’nun amacı neydi? Bir türlü oturtamadım. Bana “kötü bir arkadaş” gibi geldi; sanki hayata “her şey olacağına varsın” mantığıyla bakıyor. - Cleila tam olarak ne yapmaya çalışıyordu? Neden oğlunu Alberto’ya bu kadar yerdi? Neden gelinini ve adamı bu kadar övdü? Hiç anlamadım. - Carlo ile Alberto arasında bir şeyler olduğunu ima etti; Carlonun, Alberto’ya iyi gelmediğinden ve ilişkilerinden hoşlanmadığından bahsetti ama tam olarak ne demek istediğini çıkaramadım. Bu değerlendirmemi okuyan kıymetli okuyucu: Bu sorularımla ilgili bir fikrin varsa ve bana yazarsan çok sevinirim. Finalle ilgili soru işaretlerim Kitabın sonunda adam eve geldiğinde, kızı “Annem evde değil.” derken doğruyu mu söylüyordu? Adamın karısı da mı
Yanlış HedefDomenico Starnone · Tersine Kitap · 2026182 okunma