Google Çeviri'nin algoritmaları, başarı düzeylerini, okuduklarını daha iyi anlayarak değil, çok büyük veri setleri arasında daha iyi eşleştirmeler yaparak yükseltiyor. Ama bir cümledeki "o" sözcüğüyle kimin kastedildiğini anlayamıyorlar.
Bento'nun çalışma odasında Franco titreyen bir sesle devam etti: "Sinagogdan yeni çıktım. Hahamlar seni lanetledi.
Acımasız, acımasızdılar. Her şeyi anlayabiliyordum çünkü Portekizceye
çeviri yapıyorlardı, bu kadar acımasızca olacağını hiç hayal etmezdim.
Seninle kimsenin konuşmamasını, sana kimsenin bakmamasını veya . . . "
"Benimle birlikte görünmenin güvenli olmadığını bu yüzden söyledim zaten."
"Zaten biliyor muydun? Nasıl olabilir? Sinagogdan yeni çıktım ben.
Törenden hemen sonra dışarı fırladım."
"Bunun olacağını biliyordum. Yazgım böyleydi. "
"Ama sen iyi bir insansın. Bana yardım elini uzattın. Ve yardım ettin. Ve sana yaptıkları şeye bak. Her şey benim suçum."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Duyusal hazlar karşısında zihin, sanki yüce iyiye hakikaten ulaşılmış gibi büyülenip, uyuşur, öyle ki başka bir şey düşünemez hale gelir; böyle bir haz karşılandığında bunu aşırı bir melankoli izler ve zihin büyülenmek yerine alt üst olup, körleşir.
"Harikulade bir varsayımdı gerçekten (her eliptik denklemin bir modüler formuna ilişkilendirilebileceği görüşü); ama önceleri pek ilgi görmedi çünkü zamanının çok ilerisindeydi. İlk ortaya atıldığında ele alınıp değerlendirilmemesi de çok şaşırtıcı oluşundandı. Eliptik dünya bir yandadır, modüler dünya öbür yanda. Matematiğin bu iki dalı da yoğun şekilde incelenmiştir ama birbirinden ayrı olarak. Eliptik denklemler üzerinde çalışan matematikçilerin modüler formlar konusunda deneyimi fazla değildir ve tabii bunun tersi de doğrudur. Ama işte sonunda Taniyama-Shimura varsayımı çıktı ortaya ve büyük bir tahminde bulundu, bu iki apayrı dünya arasında bir köprü olduğunu söyledi. Matematikçiler köprü kurmayı sever zaten."
Matematiksel köprülerin değeri muazzamdır. Bu köprüler farklı adalarda yaşayan matematikçi topluluklarına fikir alışverişinde bulunma ve birbirlerinin yaratılarını inceleme imkanı sağlar. Matematik bir bilgisizlik denizindeki bilgi adacıklarından oluşmuştur. Örneğin, biçimleri ve şekilleri araştıran geometricilerin yaşadığı bir ada, riskleri ve şansları tartışan matematikçilerin olasılık adası ve daha bunun gibi düzinelerce ada vardır. Birinin dilini diğeri anlayamaz. Geometrinin dili olasılık dilinden çok farklıdır, diferansiyel ve integral hesabının argosu sadece istatistik dilini konuşanlar için tamamıyla yabancıdır.
İşte Taniyama-Shimura varsayımı iki adayı birbirine bağlamayı ve bu adalardaki halkların ilk kez birbirleriyle konuşmasını sağlamayı vaat etmekteydi. Bu yüzden Barry Mazur, Taniyama-Shimura varsayımını bir tür çeviri makinesi gibi görmekte hem Mısır halk dili, hem eski Yunanca, hem de hiyerogliflerle donatılmış olan Rosetta taşına benzetmektedir. Mısır halk dili ve Yunanca zaten bilindiği için bu taş, arkeologların ilk kez hiyeroglifleri
Her dilin ve kültürün, nesneler dünyasına bir bakışı, kavrayışı, kategorileri ve yönelişi vardır ve bu bakış tarihsel bir süreç olarak kavrandığında oldukça dinamiktir. Bu durum çoğu kez çeviri dediğimiz etkinliklerde de sıkıntı yaratır. Sözgelimi, Arapçada, sözcükler eril ve dişil olarak öbeklenmekte, ancak bunun Türk dilinde bir karşılığı bulunmamaktadır. Bu öbeklemenin doğaya, insana, topluma ve kutsal olana bakışta bilişsel, duyuşsal ve kültürel etkisinin olmadığı söylenemez.