7/10
·256 syf.··
2020 283. kitabı
Sanat dünyasının önemli isimlerinden Paul Cezanne, 19. yüzyılın önemli isimlerinden biri. Kare Sanat serisinde, adım adım sona doğru gidiyorum. Elbette okunacak isimler bitmedi, ama giderek azalmaları da üzücü. Yine de, ben size eğer bir sanat serisi okuyacaksanız, “kare kitap/sanat” serisini tavsiye etmiyorum açıkçası. Kronolojik sıralama yok maalesef. Hâl böyle olunca, önünüze çıkan sayfadaki resimden çok önce geçtiğiniz sayfalardaki eserlerin analizini okuyorsunuz. Cezanne; zengin bir babanın oğlu olarak dünyaya gelir. Pek çok kursta eğitim görür ve Paris’e eğitim görmek için gider... Cezanne, cidden ilginç bir ressam. Gördüğü nesneleri, kendi merceğinden geçirerek, Farklı bir şekilde kompozisyona yerleştiriyor. Ünlü “Ölüdoğaları” fizik kurallarına ve gözlerin bakış açısına göre tuhaf durduğu dikkatli gözlerden kaçmaz. Gördüğüm anı hatırlıyorum: “Bir tuhaflık var” demiştim. Camille Pissarro en büyük destekçisi ve eş zamanlı öğretmeni idi. Aynı manzaraları reddetmelerine, ikisi arasındaki fark öyle büyüktür ki, anlaşılmaz. Sanat Tarihçileri, kendisi öldükten sonra bile, arkasından iyi şeyler söylememişler, aksine “yeteneksiz bir ressam, desenleri dışında zayıf bir isim” gibi hak etmediği söylemlerine devam etmişler. Üzücü bir durum, özellikle Sainte-Victorie Dağları’ çizimlerinin “Kübizm”in doğuşuna kaynaklık ettiğini düşünürsek. Okurken şunu fark ettim, manzaraları küresel bir görüşle gören bu ressam, resmin hem yakınlaştığını hem de uzaklaştığı etkisini vermiş hep çalışmalarına. Hitchcock’un Vertigo (Yükseklik Korkusu) filminde kullandığı kamera açısı aklıma geldi ve tam tamına karşılıyor kavramı. Cezanne, Paris’te başarısız olup eve döndüğünde, babasının muhasebe defterine şunu yazar: “Yüreği cız etmeden göremiyor banker babam, oysa tezgâhının ardından doğmakta,
CézanneKolektif · Yapı Kredi Yayınları · 200914 okunma
7/10
·256 syf.··
2020 215. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mart 2020 00:00
Rönesans’ı saymazsak, resim sanatında en iyi dönem hangisi? sorusuna “19. yüzyıl” cevabını veririm. Birçok sanat akımının ortaya çıkışı, Salon Sergileri, Reddedilenler Sergileri, pekçok sanat akımının ortaya çıkışı ve en önemlisi sanatçı bolluğunun patlama yaptığı yıllar. Paul Gauguin, tıpkı Van Gogh “ekspresyonizm”i (dışavurumculuk) ve Paul Cezanne “Kübizm”i (yarattıysa, kendisi de “primitivizm”in (ilkelcilik) ortaya çıkıcısı oldu. Gauguin, dönemin tüm sanatçılarının akın ettiği Paris’te hayatını kazanan, gezgin ve moderniteden kaçan bir sanatçı. Zaman zaman bunalımlar geçiren ressama, en iyi sığınak Güney Pasifik adalarına sığınmakta bulmuş. Fransız sömürgesi olan Güney Fransa Polinezya’sında bulunan Tahiti’de en iyi eserlerini vermiş. Çizgilerden çok renklerin uyumuna ve aynı zamanda resimde birçok duyuya hitap etmek gerekliliğinden dolayı, -ki eserlere de yeterince yansımış- sinektik gruplarının kurucuları arasında yer almış. Daha önce de Nabiler, Gauguin’i örnek alıp Nabiler ismini almışlardı. Gogh’la arasındaki çatışmaları anlatmaya gerek görmüyorum artık, bilinmeyecek tarafı kalmadı hikâyenin. Tahiti’de yapmış olduğu eserler, onu başka boyuta taşımıştır. Maddi açıdan zor günler, aile bağlılıklarının kopuşu ve şehir yaşamından kaçış, kendisini anlatan anahtar cümleler olabilir, diye düşünüyorum. Sanatçı, primitivizm odaklı ilk sergisinde, “çocuklarınız eğlendirmek istiyorsanız, Gauguin’in sergisine mutlaka götürmelisiniz” şeklinde alaylıkla eleştirildi. Maddi zorluklar yaşayıp, çıkışı yine aynı zamanda empresyonistlerin kurtarıcısı, koleksiyoner Paul-Durand-Ruel de bulmuştur. Edgar Degas’nın da katkı ve desteklerini unutmamak gerek. Sosyoloji için Bornislaw Malinowski, edebiyat İçin Chinua Achebe ne ifade ediyorsa, resim sanatı tarihinde de Paul Gauguin onu
GauguinPaul Gauguin · Yapı Kredi Yayınları · 201234 okunma
Reklam
10/10
·688 syf.··
Beğendi
·
2020 24. kitabı
“Sanayi Devrimi, kaliteli zanaatkarlığın tüm geleneklerini yok etmeye başladı. El işçiliğinin yerini me­kanik üretim, atölyenin yerini fabrika alıyordu.” On beş gündür elimde ve bitmemesi için, aheste aheste okudum. Sanatın öyküsü, okuduğum en güzel şeylerden biri olabilir. E. H. Gombrich’in tüm dünyayı etkilemiş ve sanat tarihi kitapları arasında en bilineni, okunanı. Sanatın Öyküsü, Mısır Sanatı’ndan başlayıp, günümüz post-modernizme değin sırasıyla tablolarla ve örneklerle işliyor. Gombrich’in bu kadar tercih edilmesindeki amacın, akademik bir incelemeyi, bir edebiyat öyküsüne dönüştürerek anlatmış olmasıdır sanırım. Akademik dilden korkanlar için, tereddüt etmeden okumaları gerektiğini düşünüyorum. ⠀ Sanat nedir? Sanatın konumu? Ve geçmişten geleceğe değişen sanatı ele alıyor. Şimdi burada adını anamayacağım yüzlerce ressam ve bağlı oldukları düşünce akımları “izm’ler” genişçe ele alıyor. Ortaçağ sanatının dini figürleri ve eserleri, Rönesans, Barok ve Rokoko dönemlerini aydınlatıcı bir çerçevede sunuyor. Rönesans döneminde, mimari de sıkışıp kalan zorlu bir çıkışa yol gösteren Flippo Brunelleschi büyük bir isim örnek olarak. Paul Cezanne, farklı bir derinlik yakalamak isterken, onun çizimleri Fransa’da “Kübizm”, Van Gogh, George Seurat’ın “puantilizm” yani Noktacılık akımından etkilenirken, Almanya’da onu örnek alanlar “Ekspresyonizm (İfadecilik) akımını başlattılar. Ve Paul Gauguin’in yabana olan özlem çalışmaları, sonrasında Primitivizm (İlkelcilik) akımlarını doğurdu. Vasilliy Kandinskiy ise, Almanya’da günümüz sanatını da içine alacak olan “Soyut Sanat”ı başlattı vs. vs. Anlatmakla bitmeyecek bir kitap bu. Her kütüphanede olması gerektiğine inandığım, okuyanların dünyayı güzelleştireceğine dair inancımı koruduğum nadir eserlerden. Sanatla kalın, sanatsız
Sanatın ÖyküsüE. H. Gombrich · Remzi Kitabevi · 20171,131 okunma
10/10
·240 syf.··
2025 4. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2025 00:50
Bu kitap tuhaf ama güzel bir fikirden doğuyor: Bazı büyük sanatçılar, bilim insanlarının çok sonra deneylerle keşfettiği şeyleri sezgisel olarak zaten anlatmış olabilir. Jonah Lehrer’in temel iddiası şu: Edebiyatçılar, ressamlar ve müzisyenler bazen insan zihninin nasıl çalıştığını deney yapmadan anlayabilirler. Bilim daha sonra bunu ölçer ve doğrular. Kitapta birkaç örnek üzerinden gidiyor: Marcel Proust → hafıza Walt Whitman → benlik ve bilinç Paul Cézanne → görsel algı Igor Stravinsky → müzik ve beyin Örneğin Proust’un ünlü “madeleine keki” sahnesi var. Bir tat, bir koku aniden çocukluk anısını geri getirir. Proust bunu istem dışı hafıza olarak anlatır. Modern nörobilim daha sonra gerçekten şunu gösterir: koku ve tat, hipokampus ve amigdala ile güçlü bağlantılar kurar, bu yüzden anıları çok güçlü tetikler. Kitabın büyüleyici tarafı burada: Bilimsel makale okumadan edebiyatın içinden zihnin çalışma prensiplerini görüyorsun. Kitap kimlere uygun? Bu kitap özellikle şu tip okurları yakalıyor: 1. Bilim + sanat birleşimini sevenler Sadece nörobilim kitabı değil. Aynı zamanda edebiyat, müzik ve resim konuşuyor. O yüzden disiplinler arası düşünmeyi sevenler için çok çekici. 2. Bilimi hikâyeyle öğrenmek isteyenler Kuru akademik anlatım yok. Her bölüm bir sanatçıyla başlıyor, sonra bilimle bağlanıyor. Yani bir anlamda bilimsel düşüncenin popüler anlatımı. 3. Zihin ve bilinç konusuna meraklı olanlar Hafıza, algı, yaratıcılık, karar verme gibi konulara giriş niteliğinde. 4. Felsefeye yakın duran okurlar Kitap doğrudan felsefe kitabı değil ama şu soruya sürekli dokunuyor: “İnsan zihnini anlamak için sanat mı yoksa bilim mi daha güçlü?”
Proust Bir SinirbilimciydiJonah Lehrer · Ayrıntı Yayınları · 2020139 okunma
Mesaj aramayın, hissedin...
Puan vermedi·176 syf.·
2026 13. kitabı
Genelde bir resme bakınca “Ne anlatıyor, mesajı ne?” deriz . Bacon’un tablolarında durum biraz farklı. Onun resimleri mesaj verme derdinde değil; resim sizi doğrudan etkiliyor. Deleuze bu durumu “duyumsamanın mantığı” olarak açıklıyor. Yani, mesele hikâye değil, his. Çoğu tabloda figür, daire ya da pist gibi belirli bir alanın içine yerleştirilmiştir. Sanki görünmez bir çerçevenin içinde sıkışmış gibi. Yüzler bükülmüş, bedenler gerilmiş, sanki çığlık atıyorlar. Ama ortada bir olay yok; sadece yoğun bir enerji var. Öyle bir gerilim hissedersiniz ki figür birazdan tuvalden dışarı fırlayacak gibi. Bacon’a ilk baktığımda beni rahatsız eden şey buydu. Bazen figürler ikili veya üçlü paneller hâlinde çıkar, ama bu bir sahne değil; aralarında görünmez bir kuvvet dolaşıyor gibidir. Deleuze buna “diyagram” diyor: figürler, renkler ve boşluklar birleşip bir kuvvet haritası oluşturuyor. Enerjiyi bir bedenden diğerine geçiyormuş gibi hissediyorsunuz. Renkler de bunu güçlendiriyor; kırmızılar gerilimi artırıyor, yeşiller eti daha somut gösteriyor. Ama hiçbir şey “şunu anlatıyorum” demiyor; sadece etkiliyor. Bu tekniği Cezanne ve Van Gogh’un tablolarında da görebilirsiniz. Mesela Cezanne’ın elmasına bakınca sadece bir meyve görmüyorsunuz; ağırlığını, varlığını hissediyorsunuz. Van Gogh’un tarlalarındaki fırça darbeleri ise adeta titreşiyor; o hareketi içinizde duyuyorsunuz. Bacon da aynı şeyi insan bedeniyle yapıyor, ama onda huzur yok; her şey gerilim ve enerjiyle dolu. Zamanla tabloları da değişiyor. İlk dönem dramatik ve çığlık dolu; orta dönemde yüzler parçalanıyor, kuvvet alanları oluşuyor. Son dönem daha sade ama yoğunluk kaybolmuyor, aksine derinleşiyor. Sanki her tablo bir öncekini aşmaya çalışıyor. Maskeler düşüyor, insan figürü hayvansı bir oluşa yaklaşmış
Sanat
Francis Bacon - Duyumsamanın MantığıGilles Deleuze · Norgunk Yayıncılık · 200943 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2025 68. kitabı
·
51 günde okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2025 21:51
“Tabi ki değiştim. Şaşırıyor musun bir de? Dünya çok kötü. Sen de gördün. Bu dünyayı yaratan Tanrı’ya ne demeli, ya kendisi kötü ya da işi kötü yapmış. Ya da her şeyi birbirine karıştırmış. “ 2025’i bu kitapla bitiriyor olmaktan dolayı çoook mutluyum Bu yıl yine şahane yazarla tanıştım, Orga Tokarczuk da onlardan biri oldu, ne yazdıysa okumak istiyorum öyle çok sevdim Ben bir masal okudum yine ama büyüklere masallardan birini, öyle gökten üç elma düşmüş sonlu bir masal değil bu Yaşadığımız hayatın türlü zorluklarını farklı karakterler üzerinden anlatmış yazar. Merkeze aldığı bir aile çevresinde yaklaşık 70 yıllık bir zaman dilimini okuyorsunuz kitap boyunca. Çok altını çizdiğim dönüp dönüp okuduğum bölümler oldu Eminim diğer kitaplarına da en az bu kitabı kadar vurulacağım Kitabı bana hediye eden canım @derinsenturkkk e de kocaman sevgiler, ona da kitap hediye edenleri bol olsun #olgatokarczuk #kadimzamanlarvediğervakitler #polonyaedebiyatı #roman #2025okuduklarimsedus
1000Kitap
Kadimzamanlar ve Diğer VakitlerOlga Tokarczuk · Timaş Yayınları · 2020877 okunma
Reklam
Reklam