Komutu alan bayiler kaşla göz arasında, memleketimizde görmeye alışık olduğumuz üzere, Pascal Üçgeni'ni andıran bir formda resepsiyona yüklenivermişlerdi. En öndeki kişinin arkasına iki, onların arkasına dört, onların arkasına sekiz kişi gelmek suretiyle sonsuza kadar geometrik artışla şekillenen bu sıraya girme pratiği nedeniyledir ki, matematiğin gerçek hayatta bir işe yaramadığına dair bir şüphe, biz Türklerin yüreğine ta çocuk yaşta düşer.
Bu boşanma mevzusuna neden bu kadar hassaslaşmıştım bilemiyorum. Aile denen kurumun, bilhassa memleketimizde, en küçük organize kahır ve suç şebekesi olduğunu bilemeyecek kadar budala değildim elbette, ama Ortadoğululuk diye de bi gerçek vardı işte.
Kişinin kendi kendini suçlaması doyum verici bir lükstür. Kendimizi suçladığımız zaman başka hiç kimsenin bizi suçlamaya hakkı yokmuş gibi gelir. Kişiyi günahtan arındıran itirafın kendisidir, yoksa günah çıkartan papaz değil.