Bugüne kadar hiç -hep tekrar etme gereği duyuyorum- tutkunun böyle açık, böyle hayvani, böyle fütursuzca, böyle çırılçıplak olarak ortaya çıktığı bir yüz görmedim ve gözlerimi diktim bu yüze
İnsanın kendi içgüdülerinden, doğasındaki şeytanlıklardan korkmasının yattığını, bazı insanların kendilerini “kolay baştan çıkarılanlar”dan daha güçlü, daha namuslu, daha temiz hissetmekten zevk aldıklarını söyledim. Bir kadının kendisini içgüdülerine özgürce bırakmasını, tutkularının peşinden gitmesini, genelde olduğu üzere kocasının kollarında, gözleri kapalı onu aldatmasından daha dürüstçe bulduğumu belirttim.
O andan itibaren seni sevdim. Şımartılmış olmana bakılırsa eminim kadınlar sık sık bu kelimeleri söylemiştir. Ama İnan ki kimse seni benim gibi, bir köpeğin adanmışlığıyla körü körüne sevmemiştir. Çünkü dünyada bir çocuğun sevgisi gibi umutsuz, karanlıkta fark edilmeyen başka bir şey yoktur. Onun sevgisi itaatkardır, tıpkı bir hizmetkarınki gibi, yetişkin bir kadının coşkulu ve arzulu aşkının olmayacağı kadar tutkulu ve hep bekleyiştedir
“Daha anlatsana” dedim.
“Hoşuna mı gitti?”
“Hem de çok. Seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre boyunca hiç durmadan laflamak isterdim.”
“Benzinimiz yeter mi ki?”
“Yalancıktan doldurursak yeter”