Etienne yatışmıştı, bir iskemle çekip Suvarin'in karşısına oturdu, dirseklerini masaya dayadı. Dalgın bakışları zaman zaman kızıl bir alevle parlayan bu sarışın yüz onu kaygılandırıyor, üzerinde garip bir etki yapıyordu. Arkadaşı ağzını açıp tek laf etmese bile, onun suskunluğuna kapılan Etienne yavaş yavaş etkilendiğini seziyordu.
Aslında birini devrimciliğin en aşırısına, öbürünüyse sözüm ona ölçülülüğe zorlayan, ikisini de seçimi ellerinde olmayan toplumsal rollerinden ötürü gerçek düşüncelerinin çok çok ötesine geçiren, tutulacak yol konusundaki görüşlerini böylesine çatıştıran, hep şu temeldeki ben yarışıydı. Onları dinleyen Suvarin'in bir kızınkini andıran ince yüzünde kurbanlık taşlamadan, adsız bir halk kahramanı gibi can vermeye hazır insanların sessiz ama ezici hoşgörüsü belirdi.
Kentleri ateşe verin, insanları kırıp geçirin, her şeyi kökünden kazıyın, bu çürümüş dünyadan hiçbir şey kalmadığı zaman yerine daha iyisi biter belki.
Yoksa neden boşu boşuna yeni bir korku kaynağı ekleyecekti yüreğine? Ne kadın istiyordu ne de dost, kimseye bağlanmaya niyeti yoktu, hem kendi canı hem de başkalarının canı yönünden özgürdü şu anda.