Küçük çocukları korkutmak için ağzımızdan düşürmediğimiz, her korku medyasında istisnasız karşımıza çıkan, kabuslarımızı süsleyen, ürkme ve tedirginlik hissi ile özdeşleştirdiğimiz hayaletler; gerçekten sadece birer korkutma aracı mıdır, yoksa trajedilerden mi ibarettirler? Ya da gizli korkularımızın bir dışa vurumu olabilirler mi?
Bu sefer ilk dizisini izleyip sonra kitabını okuduğum bir edebiyat ürünü ile karşı karşıyayım. Dizisi o kadar iyiydi ki, hemen kitabını da aldım. Fakat tahmin ettiğiniz üzere dizinin kitaptan birebir uyarlama yerine değiştirilerek ekrana aktarıldığını öğrendiğimde birazcık hayal kırıklığı yaşadım. Fakat, "Sessizlik, Tepedeki Ev'in tahtalarıyla taşlarının üstünde muntazaman uzanıyordu ve orada gezinen her ne ise, tek başınaydı." gibi hem dizinin hem de kitabın açılış cümlesi bu kitabı beğenmememin, yani en azından amaçladığı gibi psikolojik gerilimi dibine kadar hissetmeme ihtimalimin olmadığının sinyallerini veriyordu aslında.
Shirley Jackson, gotik korkunun yapı taşı yazarlarından, oldukça da ilgi çekici bir hayatı olmuş.(Shirley filmini izlemenizi öneriyorum biraz daha bilgi sahibi olmak isterseniz) Tepedeki ev de dahil olmak üzere diğer kitaplarını o kadar okumak istiyorum ki, korku türüne hastayım gerçekten.