“Onu göreceğim! Ve o an bütün gün yapmak istediğim başka bir şey gelmiyor aklıma. Her şey, her şey bu ümitle iç içe geçiyor.”
Kitabın başlarına aşık oldummm. Werther’in insanlık, toplum, sevgi, yaşam, hüzün anlamında dile getirdikleri... Muhteşemmmm. Bu yüzdendir ki kısa bir kitap olmasına rağmen bu kitapla alakalı bir milyon alıntı paylaştım. Çizdiğim yerleri toplasam bu kitap kadar yapar, hatta kendim de eklemeler yapıp onların da altını çizdim dermişim :d İşte bu şekilde psikolojik, düşünsel, çıkarımsal, durumsal olguları çok seviyorum. Wertherin hem melankolik hem romantik hem de rasyonelist yanını da çok sevdim. Tabii burda bir denge kurabilmek gerekiyor, karakterimiz aslında her şeyin farkında birisi olarak kendisinin bu durumunun farkına varamamış. Neticede düşünceleri ve hisleri altında boğuluyor, talihsiz bir durum. Onun elinden tutup psikolojik destek almaya götürmeyi çok isterdim (tabii o zaman Werther, Werther olmaktan çıkardı, biz de bundan bu şekilde etkilenemezdik) ama kitabın yazıldığı o dönemden bahsediyoruz tabii ki -kitap yazıldıktan sonra yasaklanmış bile, çünkü insanlar Werther karakteri gibi mavi ceket, sarı yelek, sarı pantolon giyip sokaklarda dolaşıyormuş ve intihar vakaları artmış-
Neyse işte bu kısımlar çok güzeldi ve şiddetle de okumanızı tavsiye ederim. İllaki kendinizden bir şeyler bulacaksınızdır çünkü, kaçınılmaz. Ama olay örgüsünü çok içselleştirebildiğimi söylemem. Kitabın beni ağlatmasını geçtim, üzmedi bile. Tövbeler haşa bir kalbim yok mu yoksa :d Yani Werther’in Lotte’ye aşık falan olduğunu düşünmüyorum. Başlarda etkilendi ve bu etki sonradan derinleşti de haklı olarak fakat sonrasında olay aşk olmaktan çıkıyor ve tamamen bir saplantıya dönüşüyor. (Çünkü Lotte’nin düşüncelerine de saygı duymuyor ve onu da tehlikeye atıyor, hoş