Clifford Geertz'in deyişiyle din, kültürün "hülasası"dır; toplumlar için yaşamlarını, çevrelerini anlamlandırma çerçevesini oluşturagelmiştir. Bir tarihsel dağarcık olarak, toplumsal-siyasal aktörler tarafından her zaman harekete geçirilebilecek, yeniden yorumlanabilecek, toplumsal devindiriciliğe sahip imge, simge, anlam ve örnek kalıplar/klişeler haznesidir.
Cinsiyet rolleri, yani erkeklik ve kadınlık eğer ögreniliyorsa ve toplumdan topluma farklılık gösteriyorsa, bu onların biyolojik degil, kültürel olduğunu göstermektedir.
Kapitalist toplumda fabrikanın olduğu kadar tüm yaşam alanlarının (eğitim, bürokrasi, tüketim ... ) üretkenlik ve etkinliği azamileştirecek tarzda rasyonel tasarlanması başlıca ilkedir. Bunun ise, tıpkı fabrika üretiminin işçileri makinenin bir parçasına indirgediği gibi, insanları kişilikdışı bir çarkın iradesizleştirilmiş unsurlarına dönüştüren bir yabancılaşmaya yol açtığı eleştirileri, sık sık dile getirilmektedir.
Kapitalizm, üretim ve finans araçlarının (fabrikalar, toprak, bankalar) özel ellerde toplanması, geçime değil ticarete yönelik üretim ve mülksüzleş(tiril)miş, topraktan kopmuş kentli bir işçi sınıfının (proletarya) üretim araçları üzerinde ücret karşılığı çalıştırılarak, ürettikleri artı değere (işçilerin kendi ve gelecekteki işgücünü yeniden üretmek için gereksindikleri değerin üzerindeki değer miktarı) üretim araçları sahiplerinin, yani kapitalist sınıfın (burjuvazi) sermayelerine katmak üzere el koyması olarak tanımlanabilir.
Kadim ya da modern devletlerde devletin denetimini elinde tutan egemen sınıflar, üretim araçlarının mülkiyetini elinde tutup üreticilerin ürettiği artık-değere haraç ya da vergiler biçiminde el koyarken, bunları yeni den dağıtıma tabi tutma yükümlülüğünden de bağışıktır.