Bir solukta okunacak ilginç bir kitap. Deneme olduğunu bilmeden almıştım, amacım Japon yazarlarla biraz daha içli dışlı olmak idi; öyle de oldu. Yalnızca harika bir Japon yazarla daha tanışmakla kalmadım, Japon kültürüne dair daha önce hiç düşünmediğim nüansları fark ettim bu kitap sayesinde. Gölge, bizler için ne anlam ifade ediyor bunu sorgulayıp durdum. Gerçek manada bir Batı toplumu değiliz, fakat Doğu’nun ruhunu da tam anlamıyla taşımıyoruz. Gölgenin, karanlığın ve belki de tekinsizliğin zerafetini, ruhunu düşündüm. Bir kez daha hayran oldum Japon kültürüne. Mimariden edebiyata, sanata, yeme içmeye (ve hatta tuvalete kadar) gölgenin izini sürüyor, anlamını irdeliyor yazar.
Kitabın içeriği bir yana, çevirinin kalitesi de hissediliyordu. Daha doğrusu çeviri hissedilmiyordu. Örneğin bundan bir önce okuduğum Yamada’nın eserini de çok beğenmiş olmama rağmen, bazı ifadeler biraz sözlük kokuyordu. Burada bambaşka bir tat aldım. Sanki Japoncadan okuyordum eseri, öyle doğal, akışkandı ki, bu yüzden çevirmeni ayrıca takdir ediyorum. Belki ufacık bir eleştiri yapmam gerekirse, kitapta geçen Japon kültürüne özgü etkinlik, tören, gösteri gibi bazı kavramlar dipnot olarak kısaca açıklansa çok daha iyi olurdu. Kitabı okurken birkaç kez merakımdan internete girip bakmak beni biraz böldü.
Özetle damağımda hoş bir tat bıraktı bu kitap. Gölgenin tadını aldım sanki, şimdi onu kana kana içmek istiyorum. Baktığım her yerde onu arıyor, onu görmek istiyorum. İşte edebiyat denilen şeyden daha ne bekler ki insan…