naziler paris'i işgal ettiği sırada küçük çocuktular. ama yetişkin biri çocukluğunda bir kemiğinin kırılışını nasıl hatırlarsa, onlar da nazileri öyle hatırlıyorlardı. o iğrenç çatırtıyı, o acıyı, o korkuyu, o hüznü, kanların birden akmasını, insanın birden peri masallarındaki cadılar benzemesini.
köylülerin çoğu ölmekten hiç kaçınmaz. ölüm onlar için ter dökmenin sona ermesi demektir. kirli, yorgun vücutlarını nihayet fırlatıp atabilecek, saf ruh boyutuna geçebiliceklerdir.
geçmişteki inancıma göre, kendimi öteki dünyada güçlü olacakların eline teslim etmem gerekiyordu. yani ya tanrıların ya da şeytanların. ama şimdi kendi yıldızım hızla solduğuna göre, başka dünyaların savaş oyunlarında piyon olmak istemiyorum.
benim için fanon okumak 'soylu ruhumuzun' derinliklerine sızan iktidar propagandası olan zehri dışarı atmak demek oluyo. psikolojik felsefi ağırlıklı, pratiğe dayalı analizleriyle kolonyalîzmin teşhirini ve sömürgecinin anadil üzerinde etkisi kadını nesneleştirmesi gibi her alanı metalaştırıp sömürmesini inkar edilemez bir gerçeklikle okura anlatıyor.