"Dil mülkiyeti, beynin herhangi bir yerinde yığılmış bir nesneler topluluğu değil, belirli uyarmalara belirli tarzda reaksiyon gösterme konusunda, alıştırma ile kazanılmış yetenektir ve hazırlıktır."
"Bir hastalık veya yaralanma sonucu konuşma yeteneklerini arızalanan ve renk duyumları tamamen normal ve arızasız olduğu hâlde, renk adlarını artık anlamlı şekilde kullanamayan hastalar, kendilerine gösterilen tonları alışageldiği üzere kırmızı, sarı, yeşil, mavi gruplarına bölmemekte, her renk tonunu ayrı bir nitelik olarak kavramaktadır."
Tarihöncesinde Dil'i an itibariyle bitirdim. Kitabın yazarı dilbilimci değil, sosyal antropolog. Bu durum bir yönden iyi çünkü farklı disiplinlerin "dilin kökenine" bakışlarını görebiliyoruz. Kitap biraz karışık. Yazar birçok kuramı dağınık biçimde bize veriyor, araya kendi düşüncelerini de serpiştiriyor. Bundan dolayı okurken dikkat ve özveri isteyen bir kitap. Farklı disiplinleri de açıklıyor. Bundan dolayı kitap sadece bir dil tarihi değil. (Aslında iyi bir dil tarihi sadece dil tarihi değildir!) Son bölümde ise sonuçları tek tek gösteriyor. Farklı kuramları karşılaştırmasının da "sosyal antropoloji"nin özelliği olduğunu söylüyor. Ben genel manada kitabı beğendim. Lafı fazla uzatmayacağım. Kitabın son iki cümlesini verip yazıyı bitiriyorum.
"Dilin şafağı, İngold'un (2000:374-6) bisikletine benzer. İnsanların sürmeye hazır olduğu bir şey olarak vücut bulmuştur: Ne tamamen içgüdü ne de tamamen icattır, ikisinden de bir şeyler barındırır." Tarihöncesinde DilAlan Barnard