Jerzy Konsinski’nin 1965 tarihli “Boyalı Kuş” romanını bir arkadaşımın armağanı olarak okudum. II. Dünya Savaşı yıllarına denk gelen “Ay ve Şenlik Ateşleri”nden sonra yine aynı savaş temalı bir kitabı bitirmiş oldum. Fakat bu kez yazarın tercihi, savaşı arka plan olarak kullanmak değil. Kanlı canlı bir savaş anlatımı, romana damgayı vuruyor.
Kanlı canlı demem boşuna değil. Kosinski, yazarı tanıtan giriş yazısında belirtildiği gibi, “şiddetin şiiri”ni yazmaya ant içmiş. Savaş zaten bu tavra hizmet eden genel bir tema. Ancak yazar sınırları zorluyor: İki gözü çıkartılan adamlar, gözlerinin önünde karılarına işkenceler yapılan kocalar, dinamitlenen ve her bir parçası bir yana savrulan insanlar, cinselliğin abartıldıkça abartıldığı sayfalar… neler neler. Bazı sayfaları okurken midemin kalktığını söylemek zorundayım. Gençlere göre uygun bir kitap değil. Hatta çoğu yetişkin bile kitabı bir noktadan sonra elinden bırakacaktır.
*Temalar ve Anlam Katmanları*
Romanda, İkinci Dünya Savaşı sıralarında ailesinden ayrılmak zorunda kalan çocuğun köy köy dolaşarak hayatta kalma mücadelesini anlatır. Çocuk, her gittiği yerde dışlanır. Bunun temel sebebi görünümüdür. Gittiği köylerdeki yerel halka benzemeyen görüntüsü onun Çingene ya da Yahudi sanılmasına neden olur. Bu durum her yerde başını belaya sokar: Psikolojik ve fiziksel olmak üzere şiddetin her türlüsünü yaşar. Dayak yer, dışlanır, işkence edilir. Fırsatını bulduğu ilk anda da çocuk başka bir köye kaçar. Ardından macera şekil değiştirerek yeniden başlar. “Yabancılaşma” ve “ötekileştirme”, romanın en genel temasıdır. Kitabın adı da bu temaya vurgu yapar: Kitabın adı, bir sahnede anlatılan alegorik bir hikâyeden gelir: Bir adam bir kuşu yakalayıp rengârenk boyar ve sürüsüne geri salar. Ancak sürü, bu farklı görünen kuşu kabul