Pilavcıdaki o detay
Ham Bazarı'nda etli pilavını çok sevdiğimiz bir dükkâna girmiştik. Siparişimiz hazırlanırken ben de dükkânın önüne çıkıp video çekmeye başladım. Bir Uygur kadın, tezgâhın önünde eline bir satır almış et doğruyordu. Etrafındaki kalabalıkla beraber, güzel bir sahne oluşturmuştu. Videosunu çekip arşivime kaydettim. İstanbul'a döndükten sonra Kaşgar'da çektiğim fotoğraf ve videolara tekrar bakarken, o karede şok edici bir detayla karşılaştım: Kadıncağızın et doğradığı satır, zincire benzer kalın bir halatla tezgâha bağlıydı (sonradan izlediğim çok sayıda blogger ve seyyah videosunda da, bütün bıçak ve satırlar aynı şekilde zincirliydi). Okumalarımı biraz derinleştirince, kısa süreliğine ziyarete gelmiş bir yabancinin asla fark edemeyeceği biçimde, Kaşgarlıların (ve Doğu Türkistan'daki bütün Uygurların) her hareketinin kontrol altında tutulduğunu ve hayatlarını insanın hafsalasını zorlayacak birtakım yasaklarla sürdürmeye çalıştıklarını gördüm. Köşe bucak her yerin (caddeler, sokaklar, dükkânlar, marketler, oteller vb.) kameralarla izlendiğini zaten biz de görebiliyorduk. Kameraların aynı zamanda yüz ve retina taraması yaptığını, ayrıca yakın çevresindeki bütün sesleri kaydettiğini öğrendim sonra. Günlük sohbetlerden telefon konuşmalarına... Bu, ziyaret ettiğimiz şehirlerde insanların neden sessiz sessiz oturduğunu, sokaklarda niçin hararetli sohbet ve muhabbet meclislerine rastlamadığımızı da açıklıyordu. Uygurlar "potansiyel birer terörist" olarak görüldüğü için, günlük kullanımdaki bütün bıçak, kama, satır, keser vb. aletler QR kodlarla herkesin kimlik kartına tanımlanmıştı. Toplu taşıma araçlarında bıçak ve çakmak taşımak ke-sin şekilde yasaktı. Pilavcıdaki manzara, Uygurlarca kullanımına hasbelkader müsaade edilen kesici aletlerle ilgili "güvenlik" tedbirlerinin
Sayfa 106·Kitabı okuyor
Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdesin. Su olsan kimse içmez, Ölür de susundan Yol olsan kimse geçmez, Sarp kayalara uğratır da yolunu Elin adamı ne anlar senden? Çıkarsın bir dağ başına, Bir ağaç bulursun Tellersin pullarsın Gelin eylersin. Bir de bulutları görürsün, bir de bulutları görürsün Bir de bulutları görürsün Köpürmüş gelen bulutları Başka ne gelir elden? Şın çın ötüyor yüreğimin kökünde şu dünyanın ıssızlığı Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı!
Sayfa 31 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
bütün yollar insana çıkmaktadır. Bu gerçeklikten olacak ki, Hz. Peygamber'in "İlim Çin'de dahi olsa arayın; gidin, elde edin” sözündeki Çin'in yerine "Sîn" (insan) kelimesini koymanın anlamı değiştirmeyeceği söylenmiştir. Çünkü sonuçta bulunacak ve kendisinden ilim alınacak varlık insandır. Öyleyse tekrarlıyoruz: "Önce yoldaş, sonra yol."
İkinci Dünya savaşının ilk yıllarında Sovyetler, Almanya karşısında zor duruma düşmüş, Doğu Türkistandaki işbirlikçisi Çinliler, telaşa kapılmıştı. Sırt dayadıkları Ruslar yenilirse zor durumda kalacaklarını düşünerek, milliyetçi Çinliler ile ilişkiye geçtiler. Çinli Kukla vali Şin, Rusları Doğu Türkistan'dan kovdu, Rus ajanlarını ve işçilerini sınır dışı etti. Rusların bölgeden çıkarılmasını takiben bu defa Milliyetçi Çin birlikleri Doğu Türkistan'ı işgale başladı ve Doğu Türkıstan'ı Çinlileştirme planına hız verilip, Çince zorunlu hale getirildi. Çinlilerin Türklerle evlenmeleri teşvik edildi ve Doğu Türkistan'ın bugünkü başkenti Urumçi'nin en verimli topraklarına Çinliler yerleştirilerek ilk kez kitle halinde Çinli iskânıyla, demografik asimilasyona girişildi. Halkın yeni bir isyanına önderlik etme potansiyeli olan Doğu Türkistan'ın bütün vatansever güçleri, milliyetçi aydınlar zindanlara dolduruldu. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Çin'deki iç çatışmanın, milliyetçi Çinliler aleyhine sonlanmasından sonra Komünist Çin birlikleri, Doğu Türkistan'a kademeli olarak yayılıp 1949 yılında Doğu Türkistan'daki işgallerini tamamlamışlardı.
Sayfa 48·Kitabı okudu
3- Türk Hikmeti Hikmet, kolektif tefekkürün en yüksek eseridir. Çünkü bir milletin dehası orada bütün sihrî ve muhayyilevî unsurlarından sıyrılarak tamamıyla aklî bir hale gelmiştir. Kolektif tefekkü- rün 'hikmet haline gelmesi, onun artık kendine mahsus bir fel- sefe, bir dünya görüşü yaratabileceğini, rationnel kıymeti ka- zandığını ifade eder. Her hikmet, bütün bir milletin ırkî seciyesi tarafından meydana getirilmiş olan, fakat üzerinde hiçbir şah- sın ayrıca hissesi olmayan amelî bir felsefedir. Hikmet, bir cihetten dünya görüşü olmak itibariyle kozmo- gonilere merbuttur. Diğer cihetten de bir tarzı hareket düsturu olmak itibariyle, yine maşeri bir ahlak nazariyesidir. Bundan dolayı onu bütün kolektif tefekkürün apogée'si ad- detmek doğru olur. Tarihin muhtelif devirlerinde fikir saha- sında derin izler bırakmış olan birçok medeniyetler hikmet ya- ratamamışlardır. Bunun sebebini iki noktada toplıyabiliriz: Birincisi, o medeniyetlerde ferdiyetlerin fazla inkişafıdır. Fil- hakika bu halde, kolektif tefekkür pek çok ve hususi görüşlere ayrılır. İkincisi, onların mistik tefekkürü muhafaza etmeleridir. Bu suretle de ameli ve rasyonel bir dünya görüşü teessüs edemez. İşte bu sebeplerden dolayı Hint, İslam ve Avrupa medeni- yetleri kendilerine mahsus birer hikmet vücuda getirmiş değillerdir. Hint ve İslamın mistisizmi, Avrupa'nın gerek misti- sizmi gerek ferdî ve şahsî fikirlerin fazla inkişafı bu medeniyet- lerde 'hikmet'in doğmasına mâni olmuştur. Buna mukabil mede- niyet tarihinde iki eski milletin kendilerine mahsus ve bariz ka- rakterlere malik birer 'hikmet' yarattıkları görülüyor: Bunlar da Eski Yunan ve İran hikmetleridir. Eskiden beri edebiyat ve fikir tarihlerinde mazbut bir halde tespit edilmiş olan yalnız bu iki hikmetti. Bütün İran şair ve
Sayfa 46·Kitabı okuyor
Ben ona bağlandıkça Şin İçi’nin bencilliğinin dozu da artmaya başladı. 
Sayfa 71·Kitabı okudu
Alıntı