Puan vermedi·208 syf.··
2025 958. kitabı
Pakistan Dosyası: Bir Ülkenin İslami Dönüşümüne Dair Derinlemesine Bir İnceleme Cihan Aktaş, Türk edebiyatı ve düşünce hayatında kadın meseleleri, modernleşme süreci ve İslami perspektiften toplumsal analizler üzerine yoğunlaşmış bir yazar, mimar ve gazetecidir. 1960 doğumlu Aktaş, eserlerinde gelenek ile modernlik arasındaki gerilimleri, özellikle Müslüman kadının toplumsal rolünü ve tesettür gibi konuları irdelemesiyle tanınır. Bu bağlamda, 1987 yılında Akabe Yayınları tarafından yayımlanan Pakistan Dosyası, yazarın erken dönem araştırma-inceleme çalışmalarından biri olarak öne çıkar. 208 sayfalık bu eser, dönemin İslamcı düşünce akımının etkisi altında, Pakistan'ın sosyo-politik yapısını dosya niteliğinde bir bütünlükle ele alan önemli bir kaynaktır. Kitap, Pakistan'ın kuruluşundan 1980'lere uzanan tarihsel sürecini, İslami kimlik ve modernleşme çabaları üzerinden inceler. Aktaş, eserde Pakistan'ı bir "İslam devleti" modeli olarak konumlandırırken, Muhammed Ali Cinnah'ın seküler temelli bağımsızlık mücadelesinden General Ziya ül Hak'ın İslamlaştırma politikalarına kadar uzanan bir yelpazeyi ele alır. Özellikle, kadınların toplumdaki yeri, eğitim ve aile yapısındaki dönüşümler gibi konulara ağırlık verir; Müslüman kadının modernleşme kıskacındaki konumunu, hem yerel hem de küresel bağlamda sorgular. Bu inceleme, dönemin Pakistan'ındaki İslamcı uyanışı –örneğin, şeriat uygulamaları ve kadın hakları reformları– objektif bir gözle değerlendirirken, Batı modernizminin İslami toplumlar üzerindeki etkilerini eleştirel bir dille tartışır. Aktaş'ın mimarlık kökenli bakış açısı, eserde şehirleşme ve mekânsal dönüşümlerin toplumsal yansımalarına da kısaca değinmesini sağlar; örneğin, Lahor ve Karaçi gibi kentlerin İslamcı politikalarla şekillenmesini betimler.Pakistan
Pakistan DosyasıCihan Aktaş · Akabe Yayınları · 19874 okunma
10/10
·493 syf.··
2024 76. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Kasım 2024 18:48
Sezgin Kaymaz benim tanıdıkça, okudukça sevgimin katlandığı bir yazar. Arka kapakta başrolünde bir köpek, yani Lucky’nin olduğunu okuyunca çok seveceğimden emin olarak sonralara saklamaya niyetlenmiştim bu kitabını ancak merakıma yenik düşüp okudum. İyi ki de okumuşum Ankara’da Batıkent-Cinnah arasında, taksicilerin, eski bir milletvekilinin, genelev çalışanlarının arasında geçen; bol aile hikayesi, çeşit çeşit insan manzarası barındıran bir kitap bu. Ve tabi kitabın en merkezinde dünya güzeli, akıllı mı akıllı Lucky var. Lucky’nin etrafında, koca Ankara’da birbirinin varlığından habersiz bir grup insan bir araya geliyor, hayatları kesişiyor. Kitabın içindeki insan hikayeleri bana çocukluğumdaki dizilerin sıcaklığını hissettirdi. Kitabın başrolü Lucky için ise ne söylesem az. Müthiş bir ‘köpeğin gözünden insan, insanın gözünden köpek’ hikayesi anlatmış Sezgin Kaymaz. Lucky’yi ne kadar sevdiğimi anlatmakta hala güçlük çekiyorum. Ama Lucky kadar çok sevdiğim, benim kalbimde Lucky ile beraber başrolü paylaşan Berduş, Şirin ve Arap’ı da asla unutmayacağım sanırım Kahkahalarla, göz yaşlarıyla ama hep yüzümde gülümsemeyle okuduğum bir kitap oldu. Hiç bitmesin, hiç ayrılmayayım istedim. Aklım okurken dinlemekte, dinlerken okumakta kaldı. (Sezgin Kaymaz kitapları ve Emre Melemez seslendirmelerini her fırsatta övmeden geçemem) Sezgin Kaymaz benim radarıma kitaplarında hayvanlara yer verişiyle girmişti. Ve her kitabında onu tanıdığım için tekrar tekrar mutluluk duyuyorum. Okuduğum 3.kitabı ve okudukça kendine has üslubuna iyice alışıyor; olaylara, insanlara ve hayvanlara bakışına, anlatışına iyice hayran oluyorum. Lucky benim hiç unutamayacağım, hep anacağım bir kitap oldu. Herkes sever mi bilemem ama hayatına hayvan sevgisi dokunmuş, bir hayvanın gözlerine bakmış herkesin
LuckySezgin Kaymaz · İletişim Yayınevi · 2018826 okunma
Reklam
Puan vermedi·195 syf.··
Beğendi
·
2023 49. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2023 09:57
Akıcı kurgusuyla bir an bile sıkmadan, sık sık duygulandıran, 1980'lerde Ankara'da geçmesiyle de bana bir nostalji rüzgarı yaşatan bir kitap oldu. Ayrıca karakterlerinin öğretmen ve asker olması ile empatiyi üst seviyede yaşamama sebep oldu. Konusuna gelirsek; Leyla, ilgisiz ve zengin bir ailenin duygu ve düşünceleriyle onlardan ayrılan kızıdır. Öğretmen olmaya karar vermiş ve ailesinden destek görmemiş, belki babasının torpiliyle ilk ataması Ankara'ya çıkmıştır. Sürekli gördüğü bir rüyadaki bir gülüşü ararken hayatında, bir Anıtkabir ziyaretinde karşısına subay olan Ahmet çıkar. Ahmet, kimsesizdir. Çok düzgün bir kişiliği vardır, 1980 darbesinde görev almıştır. Leyla ile çok sakin ve düzgün bir ilişkileri olur. Bu arada geri planda ülke içinde olan gelişmelerle hayatları şekillenir. Ve bir gün Ahmet'in tayini Tunceli'ye çıkar. Onun için doğusuyla batısıyla her yer vatandır. Bir an bile düşünmeden gider. Kitabın tek kusuru vardı, 200 sayfa bir çırpıda bitti. Keşke daha uzun olsaydı. Not: Akün Sineması, Ankara'nın soğuğu, Cinnah Caddesi, Kuğulu Park, Güven Park bir bir gözlerimin önündeydi okurken. 1980'lerdeki haliyle.
Gri Şehrin Turuncu SokağıMehmet Tayfun Öztürk · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık (KDY) · 20239 okunma
İlim, kadın, erkek, her müslümana farzdır... (Sezai Karakoç)
9/10
·392 syf.··
2021 145. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2021 15:00
,, 'Malala kim?' diye sordu silahlı adam. Malala benim, bu da benim hikâyem. (s.20) ,, Biyografiler benim için diğer kitaplardan daha önceliklidir, çünkü gerçek yaşanmışları okuyorsun, gerçek hayatları. Büyük zorluk gören birinin hayatını kendi cümleleriyle, kalemiyle okumak, insanı gerçekten sarsıyor ve çok etkiliyor en azından bende öyle oluyor. Arkasında derin bir mücadele olan, hâlâ günümüzde bile kadınların yaşadıkları zorlukların daha beterini 15 yaşında bir kızın yazdıklarıyla okuyup öğrenmek beni yüreğimden vurdu. (Biyografilerin sevdiğim diğer bir özelliği o bölgeye ait gelenek ve görenekleri, yaşam tarzını, düşünce yapılarını, İnançları, siyaseti, efsaneleri çok daha şey yanında öğreniyorsunuz; genel kültüre de birebir.) Kız çocuğunun utanç olarak görüldüğü bir bölgede doğdu Malala, onun gücü babasıydı. Çünkü bir kız çocuğundan utanmak yerine onu koruyup kollayan, arkasında duran belkide bir kız çocuğu için en önemli hakkı olan eğitimi için çabalayan bir babaydı. Utanmak yerine Gurur duyan bir baba... İsmini bile Pakistan da heykeli dikilen güçlü, savaşta büyük cesaret gösteren bir kadından almış MALALA. İsimler gerçekten, hayatı etkiliyor mu bilmiyorum ama, Malala ismi verildiği an kaderide çizilmiş. İlk başta Malala, kendisine bu mücadele tutkusunu aktaran, ve hayatının belki de en büyük kısmını etkileyen babasının hayatını bize anlatıyor. Güçlü bir baba. Eğitime değer veren, en büyük hayali gelecekte bir okul kurmak olan... hayatı, yaşadıkları, yaptıkları, ailesinin onun eğitmine bakışı her şeyi anlatmış. Kendisini anlatmaya başlayıncaya ilk okuldan bahsediyor, çünkü okul onun eviydi, eğitim ise hayatı... Ara ara Pakistan hakkında bilgiler de veriyor. Mesela kurucusu Cinnah, zamanında kadın ve erkek eşitliği varmış,(Kadınlarla erkekler yan yana
Edebiyat
Ben, MalalaMalala Yusufzay · Epsilon Yayınları · 20143,814 okunma
10/10
·229 syf.··
Beğendi
·
2020 1. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2020 19:46
Grigoriy Petrov tarafından yazılan bu eser, Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçeye çevrildi. Mustafa Kemal bu kitabı okuduğunda orada geçen mücadeleye hayran kalmış ve bu güzide eserin okul müfredatlarında yer almasını istemiştir. Bu kitap yoksulluğu, imkansızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, azimli aydın insanların önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan iş adamlarına kadar yediden yetmişe herkesin omuz omuza verdiği ve muazzam bir dayanışma örneği sergilediği Finlandiya’yı, tüm çıplaklığıyla anlatmaktadır. İklimi soğuk insanı sıcak olan İsveç ve Rusya arasında sıkışmış yüzyıllarca özgürlük hasretiyle yanıp tutuşan bir halkın hikayesi… Önceleri 600 yıl boyunca İsveç sınırları içerisin de yer alan ve daha sonra Rus işgaline uğrayan Finlandiya kendisine has kültürünü ve dilini uzun yıllar korumaya çalışmış ve despot Rus yönetimine nazaran daha adil ve demokratik bir yönetim tarzı oluşturmuştur. Ülke de İsveç kültürü baskın olmakla birlikte İsveç dili kullanılmakta. Fin dili ise halk dili olarak kabul ediliyordu. Zamanla Rusya’ya bağlanan Finlandiya bu sefer yeni bir oluşum ile karşılaşmış. Yüzyıllarca İsveç kültürü ile yaşayan halk bu sefer aniden yeni bir oluşumun içine girince kültürel bir şok yaşadı diyebiliriz. Finlandiya halkı ülkede bulunan aydın insanlar öncülüğünde ilk milli uyanışı başlatırken bu aydınlar içerisinde İsveçli kişilerin de olduğunu belirtmek gerekir. İlk milli uyanışın mimarlarından olan Adolf İvor Arvidsson’un şu sözü beni çok etkiledi: “Biz İsveçli değiliz, Rus olmakta istemiyoruz, o zaman Finlandiyalı olalım. Fakat bütün milli duygularla Finlandiyalı olmak için çok çalışmak gerekir.” İşte bu söz Finlandiya halkını çok derinden etkilemiş olacak ki topyekûn mücadele edip
Edebiyat
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Koridor Yayıncılık · 2007124,7bin okunma
7/10
·286 syf.··
2021 18. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2021 02:28
Fox TV’de yayınlanan “Unutma Beni”adlı bir dizi vardı,hafta içi her gün ve senelerce yayınlandı.Mekan Ankaraydı.Diziye sürekli yeni kişiler ekleniyordu e haliyle senaryoyu uzatmak için bu oldukça gerekliydi ve nedense çoğu karakterler birbirleriyle hep bir yerden tanışık çıkardı.Ankara mı küçük yoksa seyircinin Yeşilçam’dan alıştığı düzen mi devam edilsin istenirdi düşünürdüm.Bu eser de bende o hissi uyandırdı.Herkes birbiriyle tanışık. Bu kitap bende maalesef “Kral Kaybederse”deki hazzı vermedi.İncelememe olumsuz eleştirilerimle başlayacağım. •Meslek etikleri nelerdir bilemiyorum başka psikiyatrilerde bu durum nasıldır hiçbir fikrim yok ancak Gülseren Hanım’ın hastalarıyla seanstayken sigara yakması beni inanılmaz rahatsız etti ve bu durum sürekli tekrarlandı. •Eserinde sürekli kliniğinden bahsetmesi,dekorasyonunundan tablosundan,çiçeğinden,halısından bahsetmesi ve bunu her yeni olaya geçişte tekrarlaması.Kliniğin Ankara’nın en işlek caddelerinden olan Cinnah Caddesinde bulunmasından tutun,sigorta anlaşmalı hizmet vermesine kadar durumlara değinmesi de oldukça sıkıcı bölümlerdi.Ahmet Mithat romanı okur gibi hissettim bir an kendimi ara geçişlerde yazar araya giriyor kendini,çocukluğunu olayla ilgisi olsun olmasın anlatıyor. •TED Koleji çıkışlı olması ve üç kuşak TED’li olmanın sevincini de bu eserde anlatmasını yersiz buldum. •Gülseren Hanım,”Hayat”haricindeki tüm karakterlere koşulsuz kabulle yaklaşırken Hayat’a karşı hep bir ön yargı,tersleme modunda yaklaştı bu da oldukça rahatsız ediciydi.Şevket Ağadaki şefkati,Salih’teki masumluğu,Melihadaki hüznü anlata anlata bitiremeyen Gülseren hanım Hayat’a Meliha’dan dolayı cephe aldı. •Salih’in olayına da bu kadar tecrübeli bir doktorun bu denli şaşırmasına da anlam veremedim.(Sadizm-Mazoşizm) •Olayların
1000Kitap
Günahın Üç RengiGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 201916,5bin okunma
Reklam
Reklam