Alain de Botton ismi, bende her zaman sıradan addedilen bir konuyu alıp onu özgün ve felsefi bir anlatım tarzıyla derinleştirme vaadi uyandırır. Kitaplarını okurken daha önce fark etmediğim ilginç bir açıdan konuyu tutmasını ve anlatımındaki o kendine has ironiyi çok beğenirim. Bu sebeple bu kitaba da başlarken beklentim oldukça yüksekti. Ancak kitabı okurken bir miktar hayal kırıklığına uğradım.
Yazar cinselliği sadece biyolojik bir eylem olmaktan çıkarıp onu yalnızlık, utanç ve kabul görme gibi varoluşsal meselelerle ilişkilendirmiş. Özellikle Seksilik ve Arzunun Temelleri üzerine yaptığı analizler ilgi çekici. Biyolojik çekimden ziyade, cinsel arzunun temelinde kişinin kendi eksik yönlerini tamamlayacak bir partner bulma çabasının yattığını anlatıyor. Ya da cinsel hazzı, yetişkinliğin getirdiği tekinsiz soğuklukta koşulsuz kabul görme anı olarak yorumlamasını entelektüel açıdan ilgi çekici buldum. Fakat sorun şu ki, tüm bu tespitler, ne yazık ki herhangi bir yerde okuyabileceğimiz, popüler psikoloji kitaplarında sıkça rastlanan sıradan bilgiler olmaktan öteye gidemiyor bana göre.
Kitabın en zayıf kaldığı nokta ise çözüm önerileri. Botton, modern ilişkilerin trajik ikilemini çok iyi tespit ediyor. Aşk, bağlılık ve cinsel arzunun tek bir kişide birleştirilmesi baskısının neden olduğu aldatma ve uzun süreli isteksizlik gibi sorunları tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Hatta sadakatin, gurur duyulması gereken bir kahramanlık olduğunu söyleyerek konuya ilginç bir boyut katıyor.
Ancak bu sorunları çözmek için önerilenler yok denecek kadar az ve yetersiz. Örneğin, evlilikteki monotonluğu aşmak için partnerimize Edouard Manet'nin Kuşkonmaz Demeti tablosuna bakar gibi yeni bir gözle bakmamız gerektiğini önermesi, zarif bir metafor olsa da psikolojik bir kriz karşısında