Cioran demek bulantı demektir, var olmak demektir, sancılarla, metafizik kaygılarla, içsel çalkantılarla ve nihayetinde uykusuzlukla geçen karanlık bir ömür demektir.
Roquentin’in bulantısı, Cioran’da kendini uykusuzluk olarak gösterir.
İnsan varoluşunun ağırlığını, yaşamın absürtlüğünü alaycı ve keskin bir üslupla dile getirir Cio.
Dünyaya en büyük zararı verenlerin kötüler değil, saf insanlar olduğunu dile getirir. Zira “halkları oportünistler kurtarmış, kahramanlar perişan etmişler” derken de bundan bahseder.
Belki de en büyük kötülük, bilincinde olmadan yaptığımız iyiliklerdir. En büyük günah, cehalettir belki. Her şey bilinçle değer taşır zira…
Varoluşsal sancıların sebebi de bilinç değil midir? Bütün içsel çatışmaların sebebi, yaşama ve insana dair tiksintinin, ve dahi Cio’nun uykusuzluğunun sebebi de bilinç değil midir?
Yaşamı bilinçle anlamlandırmaya çalışırken, yine hayatı anlamsız bulmamızın sebebi de yine bilinç değil midir?
Bulantılar bilinçten doğar, acılar bilinçten… Her ne yapıyorsak bilinçle yapılmalıdır.
İyilik de şayet bilinçle yapılmazsa, ortaya çıkan şey, kötüden daha kötü olan bir iyilik olur.
Kitapta bir benzetme geçer ki, doğruluğuna hayran olduğum:
Toplumu, gardiyanı olmayan bir hapishaneye benzetir Cio. Öyle değil midir gerçekten de?
İnsan irade sahibi, özgür bir varlıktır; fakat kendi kendisini prangalara vurur, kendi kendisini kendi koyduğu toplumsal kabullerle hapseder.
Toplum için “iyi insan” toplumsal kabullere uyan insandır, bu toplumsal kabuller baştan aşağı yanlış olsa bile!
Toplum için “kötü insan” toplumsal kabullere uymayan insandır, uymadığı kurallar doğru olsa bile!
Yani kendi özgürlüğü önündeki en büyük engel, yine kendisidir insanın.
Zincirlerinden kurtulmak kendi elindedir insanın, zira gardiyanı yoktur bu hapishanenin. Fakat