Büşra AKTÜRK, bir alıntı ekledi.
06 May 12:58 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

İlk yıl hücremi İran'da entelektüel çevrelerce yazıları takip edilen idealist önemli bir gazeteciyle paylaştım. Hücremi onunla paylaştığım için müthiş gurur duyuyordum. Ama bu ünlü direnişçinin tuhaf bir saplantısı vardı: Her sabah televizyonda aynı çizgi filmi izliyordu. Çizgi filmde olağanüstü bir yan yoktu, sayısız yapımdan biriydi. Gazeteci her sabah sarsılmaz bir gayret ve dikkatle onu izliyordu. Bütün bölümleri takip ediyordu, dünyada hiçbir şey küçük kız Nuşabe'nin -çizgi filmin adı buydu- serüvenlerini kaçırmaktan onu alıkoyamazdı.
Bir gün, daha fazla dayanamayarak, ona bu çizgi filmi neden her gün izlediğini sordum. Onun gibi tanınmış, idealist ve politik düşünceleri yüzünden hapsedilmiş bir gazetecinin bu aptal çizgi filmle ilgilenebilmesinin beni şaşırttığını, açıkçası endişelendirdiğini, çünkü bu saplantıyı bir tür gerileme olarak değerlendirdiğimi söyledim.
Adam başını kaldırıp bakışlarını üzerime dikti. Gülümsedi.
Yavaşça yanıtladı sorumu:
-O aptal bir çizgi film değil ve benim de gerilediğim yok, merak etme. Nuşabe karakterini görüyor musun? O çizgi filmde konuşan küçük şişe var ya, işte o benin eşimin sesi.
-Eşinin sesi mi?
-Eşim seslendirme sanatçısı. Bu karakteri seslendiriyor, ben de her sabah onun sesini dinliyorum.

Hücreme dönüp küçük defterime unutmamak için ''Nuşabe'yi yazdım.

Marx ve Oyuncak Bebek, Maryam MadjidiMarx ve Oyuncak Bebek, Maryam Madjidi
Kübra A., Ruhlar Evi'yi inceledi.
 24 Mar 01:00 · Kitabı okudu · 22 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu inceleme eser miktarda küfür içerecek.

Kendimi alnımdan öpebilseydim eğer, bu kitabı listeme kattığım için öperdim. Benim ana listem Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesini taramam ve içinden ilgimi çekenleri defterime yazmamla oluşturduğum listedir. Bunun dışında liste demenin artık ayıp kaçacağı bir ajanda listem var. Araştırma konusunda anneme çektiğim için gözüm dönerek, hangi kitabı neden okumalıyım sorusuyla gecelerimi gündüzlerime kavuşturduğum çok olmuştur. Bunun sonucunda da daha az kitap okumama rağmen daha çok beklentilerimi karşılayan ve verilen övgüleri daha çok karşılayan kitaba denk gelmişimdir. Beni çok tatmin etmeyen kitapların çoğu tavsiye kitaplar. :)) -Üzgünüm.-

Isabel Allende kimdir, biraz bundan bahsetmek istiyorum. Kendisi seçilmiş başkan, marksist lider, adam gibi adam Salvador Allende'nin kuzeninin kızıdır. 11 Eylül 1973'te şerefsiz general Pinochet, eli kanlı Pinochet, CIA ile işbirliği sonucu Şili'de Salvador Allende'yi devirmek için haysiyetini bir kenara koyup, darbeyi gerçekleştirmiştir. (Tarihe dikkat ederseniz, ABD'nin 11 Eylül'ü pek sevdiğini ve başka gavurlukları da bu tarihe denk getireceğini bilirsiniz.) Ben Müslüman bir insanım. Lakin burada, bu Komünist liderin sonuna kadar arkasındayım, bana göre adamın hasıdır. Harcadılar. Bir düşüncenin bana uymayan yönlerini elbette kabul edecek değilim lakin bana uyan yerlerini de takdir etmekten bir an tereddüt edecek değilim. Salvador Allende o darbe gecesi, belki o vatan hainleri tarafından belki de intihar ederek öldü. Bu bilinmiyor. Bilinen bir gerçek varsa, kaçmak varken son ana kadar çarpıştığıdır.

Allende başa geçtiğinde, büyük toprak sahiplerinin topraklarını eşit ölçülerde köylülere pay etmiş, bakır madenlerini de devletleştirmiştir. Şerefsiz Pinochet, ABD köpeği Pinochet, darbe sonrasında madenleri ABD'li şirketlere teslim etmiştir. Şili, ABD bağımlısı bir devlet haline gelmiştir. Darbe öncesi de, seçilmiş hükümeti sıkıştırmak adına, orta üst sınıf piyasa dengelerini bozacak her şeyi yapmış ama zaten öncesinde aç olan halk daha fazla açlıkla korkutulamayacağı için az un, az ekmekle terbiye(!) edilememiştir. Hâl böyle olunca hükümeti düşürmenin yolu ya başkana suikast düzenlemek ya da darbe olmuştur.

Ben bu kitapla, namusla şerefle bir yerlere gelinse dahi, bu kadar adi insanın olduğu bir dünyada iyiye göz açtırmayacaklarını bir kez daha görmüş oldum. Ama şu önemli, SAFIMIZ BELLİ OLSUN. Ortak çıkarı gözeten insanlardan olalım. Ölüm her türlü gelecek. Bu yüzden şerefimizle yaşamış olalım. Hangi dinde yahut siyasi görüşte olursak olalım, kalbimiz namuslu olsun. Bir Müslüman olarak elbette belli çizgilerim var, her fikir ve değer yargısında olduğu gibi. Lakin insanların, birbirlerini baskılamadan, hor görmeden, insanların özgürlüklerine tecavüz edilmeden, bir kesimin değil, bir halkın ve hatta tüm insanlığın iyiliğini gözeten her fikrin elbette sonuna kadar arkasındayım. Bana ters gelen, benim sınırlarımı tehdit eden her şeyin karşısında olacağım gibi. Bu kitapta dini noktada aşırı bir sıkıntı gözüme çarpmadı. Zaten hem kültürel hem dini açıdan çok farklı halklarız. Bunun da rahatsız olmamak açısından artı bir özellik olduğunu söylemek sanırım doğru olur.

Isabel Allende'ye dönelim. Darbe gerçekleştikten 2 sene sonrasına kadar ölüm tehditleri almaya devam edince, vatanı kendisine dar gelmiş, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Venezuela'ya kaçmak zorunda kalmıştır. 1981'de çok sevdiği dedesi hastalanınca, annesiyle hemen hemen her gün mektuplaşmıştır. Vatanına gidip dedesini ziyaret etme şansı yoktur. Kendisi aslında gazetecidir. Bu mektupları birleştirip, romanlaştırmaya karar verince belki de gazeteci olmasından sebep ortaya mükemmel bir roman çıkmıştır: House of Spirits. Lakin Venezuelle'da hiçbir yayınevi bu romanı yayınlamayı kabul etmemiştir. Bir sekreterin masasında denk gelip okuması ve kendisine telefon etmesiyle her şey değişmiştir. Isabel Allende'ye bu romanı ancak İspanyol bir yayınevinin basabileceğini söylemiştir ve onu yönlendirmiştir. 4 ay sonra Madrid'de bu müthiş ilk eser basılmış ve Allende ünlenmiştir.

Büyülü gerçekliğin kraliçesi Isabel Allende, dozu öyle ayarında verir ki, keyiften sarhoş, bu kadar başarılı bir kalemin karşısında olduğunuz için mutlu ve aynı zamanda aydınlanmanın verdiği ve içinizi acıtan ''gerçeklerin kıyası''yla da dikkatiniz çakı gibi açık bir halde, zihninizin fikirlerle kaynamasını dinlersiniz. Bir romandan beklentiniz nedir? Siyaset mi? Buyrun. Tarih mi? Buyrun. Aşk mı? Buyrun. Fantazya mı? Aile mi? Hortlaklar peki? Efsaneler? Büyüler? Kızılderili, çılgın bir dadı mesela? Konaklar olsun mu? Güç? Cehalet? Merhamet? İnatçılık? Mücadele? Eğlence? Hüzün? Yahu daha ne sayayım, açık büfe gibi kitap. Tatlı sevene tatlı, tuzlu sevene tuzlu. Acısı ise.. Çok acı... O kadar renkli karakter var ki, hangisinden bahsetsem diğeri eksik kalır. Kitap bir başlıyor; ''Yok artık!''larla, ''Nasıl?!''larla, merakla, çoğu zaman gülerek ama ilerisi için çok şeylere gebe, dalgalar altınızda sırtınızda rüzgar adeta sörf yaparcasına devam ediyor. Yeşil saçlı güzeller güzeli Rosa ile annesi Nivea (evet meğer bir kadın ismiymiş) bir başlıyoruz bu renkli dünyaya, paranormal olayların baş kahramanı çiçek kokulu, insanı ısıtan gülüşlü, iyi kalpli Clara ve iç eteklerini hışırdata hışırdata yürüyen çılgın Kızılderili Dadı ile devam ediyoruz. Özellikle Dadı ile ilgili olan olaylar bazı yerlerde bana dakikalarca kahkaha attırdı. Gülünce dünyayı güldüğümden haberdar ederim, bahçedeki ağaçlar Dadı'nın beni uçurduğu ruh halinden haberdar oldular o kadar söyleyim. Bu çılgın dadı; yaşı anlaşılmayan bir surata sahip, siyah saçları topuzlu, her daim kolalı önlüğüyle gezen ve tuhaf Kızılderili türküleri okuyan, kitapta en bi sevdiğiniz olacak karakterlerden biriydi. Onunla ilgili kısımlarda o kadar eğlendim ki anlatamam.

Bir Marcus Dayı karakteri vardı ki... Kim böyle bir amcası, dayısı yahut abisi olsun istemez ki? Bir çocuğun hayatına, bütün nev-i şahsına münhasırlığı ile renk katan, sevimli mi sevimli, tam bir çizgi film karakteriydi! Düşünsenize, 6. hissi olan bir çocuksunuz, dayınız da dünyadaki bütün tuhaf eylemlerle ilgili biri. Üstelik sadece ilgiyle kalmıyor, dünyayı gezip gezip sandıklarla eve geliyor ve bunlar hayatınızda görmediğiniz duymadığınız canlılarla yahut nesnelerle dolu. Üstelik o sandıklarda binbir çeşit masal kitabı da var, hepsi birbirinden güzel. Her gelişinde, iki cins, bir araya gelip ortalığı karıştırıyorsunuz. Bir gün sarı bir kumaştan tunik dikip, herkese fal bakmaya başladılar. Clara'nın 6. hissinden ötürü her attıkları tutunca korkup bu işten bir vazgeçişleri vardı ki :)))) anlatılmaz okunur yani.

Bu kitap 3 kuşak ekseninde, bir ülkedeki gelişmeleri (bunu ilerleme gibi algılamayın) anlatan, bu 3 kuşağın hayatına girmiş insanları da kapsayan, dolu bir kitap.

Kitapta belki de adı en çok geçen karakter Esteban Trueba'dır. Lakin onunla ilgili kuracağım her cümle, sürprizbozan içereceği için yutkunuyor ve böyle bir adamın varlığına birlikte şaşırmaya sizleri davet ediyorum. OKUYUN!

Karakterden karaktere, olaydan olaya atlarken zihnimde kitabı bir kez daha yaşıyorum ve diyorum ki: ''Ne kitaptı!'' Bu ikinci okuyuşumdu ve ilk okuyuşumla aynı zevki aldım. Böyle müthiş bir kitap nasıl yazılabilir bilmiyorum, böyle bir ilk kitaptan sonra insan eline kalem almaya utanabilir, bu öyle bir kalem ki, zihninizde art arda patlayacak olan hava-i fişeklere engel olamazsınız.

Kitapta zaman zaman rahatsız edecek kadar cinsel sahneler olsa da, bunlar iki kişi arasında geçtiği ve türlü sapık fanteziler içermediği için aşırı rahatsız etmiyor. Rahatsız eden tecavüz, kadınların et yerine konması ama bunları da çok açmaya gerek yok. Bunlar kitabın kusuru da değil bence. Hayatın acısının örneklerinden biri, keşke olmasalar. (Bu acılar karşısında +18'lik beddualar ettiğim doğrudur.) Bu yüzden ben bu kitapta bir kusur göremedim. 10'da 10'luk bir eser.

Kitapta bir yerde daha doğrusu uzun bir süreç sonrasında gerçekleşen gelişme (bu gerçekten ilerleme anlamında) bana birçok şey düşündürttü. Evet insanlar özgür olmalı, bazı şeylerde iradesi ile hareket edebilmeli. Lakin bazı şeylerde ne yazık ki bir otorite olmak zorunda. Elbette bunun sınırı ve şartları tartışma konusu, bunu çok uzatma niyetinde değilim. İnsanların bazısı yönetmek bazısı yönetilmek için vardır. Bu kitapta şu an sürpriz bozmamak için yazamayacağım örnek bunun sağlamasıdır. Asıl sıkıntı, güçlü olanın kötü olup olmaması ile ilgili. Dünya tarihini düşünelim. Sadece milattan sonrası 2018 sene, kim bilir kaç katı öncesi var. Gelmiş geçmiş milyarca insan başına sadece devlet başkanlarını katmadan, komutanları, beyleri, obaları vs. her şeyi yöneten liderleri katarak düşünelim, milyonlarca da erki elinde bulunduran insan olmuştur. Peki bunların kaçı adaletliydi? Kaçı vicdanlıydı? Kaçı insan gibi insandı? İşte bu soru ve elindekiler biraz çoğalınca, kendisini gevşekliğin kollarına bırakan zayıf zihinler, her zaman ''en iyi''nin ne olduğu ve ''ne olacağı'' konusunda, dini ve siyasi birçok teoriyi, öneriyi ve savaşı doğurmuştur, doğurmaktadır ve doğuracaktır.

Toparlayacak olursak, ki notlarımın birçok yerinin üstünü çizdim, BU DÜNYADA NEFES ALDIKÇA DEĞİL, BİRBİRİMİZE NEFES OLDUKÇA VAR OLABİLİRİZ. İşte bu yüzden KALBİMİZ NAMUSLU OLSUN.

Erhan Bey'in katkısıyla bu şarkıyı da ekliyorum:
https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

Sevgiler, iyi okumalar, çok okumalar...

Esprili felsefe ya da felsefespri... Yani kısaca hem düşünecek hem de gülecek konular arıyor ve zamanınızı sağlıklı geçirmek istiyorsanız işte bu.

Düşünsenize Platon'u duymayan çok azdır, ancak Ornitorenk'i duyan da o ölçüde azdır sanırım.

Ornitorenk yumurtlama yoluyla çoğalıyor ancak yavrularını sütle besliyor. Gagalı ve ördeği andırıyor, usta bir yüzücü. Erkekleri zehirli dikenlere sahip fotoğraflarına bakınca çizgi film karakteri gibi, bir çok özelliği var.
Felsefe de öyle değil mi. Başta çoğunluk bir şeye benzetemiyor, aman "çok hesaplı ince iş" deyip kaçanlar ya da "offff bu da ne yaa" deyip cephe gerisine sürülüyor. Yalnız ne olursa olsun, herkes için bir takım soruların oluşmasına ya da içten içe ya da uzaktan izlenmesine de engel olunamıyor...

Kitapta, metafizik kavramı ve Aristoteles ile başlayıp, Sokrates'e doğru yol alıyoruz. Spinoza'yla sevinci keşfedip, Kant ile farklılığın farkına varmamız konu ediliyor. Etik, kuşku, din felsefesi, varoluşçuluk, görelilik vb. konular, her bölüm başında kahramanlarımız Tasso ve Dimitri'nin naif diyalogları ve esprileri ile taçlandırılarak başlayıp, hem düşündürücü hem de keyif verici bir şekilde akıp gidiyor.

Adam Tanrı'ya seslenir. ''Tanrım,'' der, ""bir soru sorabilir miyim?''
''Tamam'' der Tanrı. ''Sor bakalım.''
''Tanrı'm, senin için bir milyon yıl bir saniyedir diyorlar doğru mudur?"
"Evet, doğru"
"Peki, bir milyon dolar senin için nedir?"
"Benim için bir milyon dolar, bir penidir evlâdım"
"A, iyi" der adam. "O zaman bana bir peni verebilir misin?"
"Tabii," der Tanrı. "Bekle bir saniye..."


Ve tabi ki sorular, sorular sorular... Keyfe keyif katıyor...

kinokume, Oğullar ve Rencide Ruhlar'ı inceledi.
20 Ağu 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kitabın ana karakteri olan 5 yaşındaki kahramanımız pek de 5 yaşında gibi değil. Ana okuluna gitmek, çizgi film izlemek ve oyuncaklarıyla oynamak yerine bir cinayeti çözmeye kalkışan, kendi aile sorunlarına el uzatan küçük bir dev adam. Alper Canigüz yine güldürerek, kitabı elimden düşürmeden okumamı sağladı. Kitabın sonundaki kısacık mektup beni aldı uzak diyarlara götürdü. Zekasını, kalemini çok seviyorum yazarın. Mutlaka tanışın derim.

Pikaçunun Faturası, bir alıntı ekledi.
12 Tem 2017

Tıpkı bir çizgi film karakteri gibi kıkırdıyordu... Yanakları kızaran, kulaklarından küçük kalpler fırlayan karakterler gibi.

Eleanor & Park, Rainbow Rowell (Sayfa 189 - Pegasus yayınları)Eleanor & Park, Rainbow Rowell (Sayfa 189 - Pegasus yayınları)
Cemre Kara, bir alıntı ekledi.
01 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

çizgi film karakteri gibi:)
(Marslı kolonisi)Mars atmosferinde Dünya nın yüzde 40'ı oranında çekim bulunması nedeniyle,bedenler uzun ince biçim alacak ve toz içermeyen kontrollü ortamda kıllar yok olacak.

National Geographic Türkiye - Nisan 2017, KolektifNational Geographic Türkiye - Nisan 2017, Kolektif
Tuco Herrera, Yeşil Mürekkep'i inceledi.
 21 Nis 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

ANADOLULU CALIMERO...(" Ama HAKSIZLIK bu,öyle değil mi?" )

uzunca bir süre sahaflarda olsun, sürekli gittiğim kitapçımda olsun denk gelip gözümün ucuyla baktığım , bakar körlüğümden ötürü bana hitaben, kapağında sadece sağa sola sıçramış yeşil yaratık kanı bulunan bir kitaptan ibaretti bu roman . gel zaman git zaman kapağın altında "Bir Sabahattin Ali romanıdır" ibaresini görünce : "yuh olsun sana be!" dedim ( vurun vurun daha ölmedi!) .. kaptım kitabı yaptım ödemeyi.. halihazırda okuduğum bir kitap daha vardı bitirir bitirmez aynı gün başladım okumaya..bir yandan da iyi mi yaptım kötü mü yaptım diye kendime soruyordum. (çünkü sabahattin ali romanlarının cok az bir kısmını okumuş bir insanımdım ve hayatını üç aşşağı beş yukarı bilmekle beraber tüm bu bilgilerimde çok yüzeyseldi - kitapta anlatılanlara kıyasla tabi -)

bu öyle bir kitap ki Sabahattin Ali' nin şıpsevdiliklerini okurken almanya 'da otel odasında mangal yakan ayran içmiş bıyıkları ile ibrahim tatlısesmişcesine hunharca mutlu ve mesut olup, kendisine yapılan haksızlıkları öğrendiğinizde canlı yayında kirişi kırıp kafasında bardak kıran caner kıvamında sinirleneceksiniz..tüm suçu sadece düşünmek ve düşündüklerini, Türk toplumundaki olumsuzlukları , yönetime dair kendince yanlış gördüklerini demokratik yollarla ifade etmeye calışan bir adamın, fransız çizgi film karakteri CALIMERO gibi dışlanıp yalnızlaştırılmasını, hapis yatırılıp en sonunda da üstünün kendi kullandığı yeşil mürekkepli dolma kalemiyle çizildiğini , eskiden dost bildiklerinin birer birer karşı cepheye geçip nasıl kendi düşmanı olduğununun uzun ama upuzun öyküsünü okuyacak ; buna mukabil kendiyle beraber savaşım veren dürüst ve mert insanların hayatllarına dair de minik minik kesitler bulacaksınız bu romanda.. anlatımlar , tasvirler ne denli "çok" kuvvetli olmasa da söz konusu kişi Sabahattin Ali olunca ,gece yarısı Ankara ayazının yaladığı bir kokoreç tezgahı ya da ekmeklikte unutulup aylar sonra farkedilen , prehistorik dönem kalıntılarına dönüşen kurumuş ekmek dilimine döndürecek kalbinizi yazılanlar...olayların gerçekliği her sayfada tokat olup inecek yüzünüze..bu arada kendisiyle ahbaplık etmiş pek çok ünlü yazarı da bu vesileyle farklı yönlerden tanıyacaksınız..( misal bir Falih Rıfkı Atay' ın Nazım Hikmet ile ve dolayısıyla Sabahattin Ali ile kavgalı olduğunu bana deselerdi de inanmazdım..ayrıca benim gibi bir Aziz Nesin hayranı içinde hoş bir sürpriz barındırıyordu kitap.. )

sonuç itibari ile Aziz Nesin , Nazım Hikmet ve pek cok edebiyatçımızla ilgili farklı şeyler öğrenebilmek adına da alınıp okunası bir roman..yaşanmışlık hissi bir an olsun temponun düşmesine izin vermiyor. beni dinlerseniz arşivinize mutlaka katın derim.. tüm bunlara ek, kitabın yazımı öncesinde çok uzun ve meşakatli bir araştırma yaptığı her halinden anlaşılan ve bu araştırmaları da ince eleyip sık dokuyarak bu muhteşem romana yansıtan Osman Balcıgil de kesinlikle radarıma girdi!

buraya kadar sıkılmaksızın okuyan tüm arkadaşlarım benden bir adet PEMBO sakız kazandılar.. (eskiler bilir ) =)

kimdir yahu bu calimero diyenler için

80'lerde çocuk olanlar.. az üzülmedik onun haline =)

https://www.likefigures.com/.../c/a/calimerisme.jpg

lavin//, bir alıntı ekledi.
11 Oca 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Phineas ne biçim bir isim?Çizgi film karakteri gibi.

Percy Jackson ve Yunan Kahramanları, Rick Riordan (Sayfa 52)Percy Jackson ve Yunan Kahramanları, Rick Riordan (Sayfa 52)

8,5
İtalyan sinemasına ve tarzlarına hayran birisi olarak İtalya'nın tartışmasız en önemli eserini-en önemli yönetmenine değinmezsem olmazdı. 8,5 filmi bir ilham kaynağıdır. Filmin ana karakteri zavallı yönetmen Guido Anselmi'nin gerçek ile düş arasında gidip gelen çarpık düzeni hepimize tanıdık gelir. Kimi zaman Bergman'ın Persona'sı, kimi zaman Tarkovsky'nin Zerkalo'su, tabiki en önemlisi de Lynch'in Mulholland Drive'ı vs vs bu yöntem kullanılmıştır. Ama yapım yılı olan 1963'ten de anlaşılacağı gibi Fellini yine bir ilki başarmıştır. Sürrealist eserler vermemesine rağmen yine de Bunuel ile bu akıma öncülük etmiştir. Öyle ki filmin başındaki hayali sahne "Toplum arasında insanın yalnızlaşmasının" en güzel çizimidir. Filmin ana karakteri Guido'nun geçmişine özlem duyduğu en azından yad ettiği bölümlerde çok düşündürür. Hatta beni de bir çok soruya boğmuştu. Anladım ki bu filmin psikolojik niteliği her şeyden çok önde. Çünkü Psikologlar tedavilerinde nasıl ki çocukluğa inmeye çalışıyorsa filmin yönetmeni Federico Fellini'de adeta kendisini filmin ana karakteri yerine koyup kendi psikologluğunu yapmıştır. Bu da çok ilginçtir ve tabiki çocukluğun çağının önemi demektir. Hatta bazen düşünmeden edemiyorum. Keşke Psycho filmindeki Norman Bates'in de çocukluğuna inilebilseydi :) Neyse ; Guido geçmişi hatırlarken genellikle çocukluktaki cinsel fantezilerini, eğlenceleri gibi güzel şeyleri hatırlasada hiçbir zaman gerçekten kaçamamış ufak bir bölüm olsa da çocukluk travmalarını, dini baskıları, sefaleti hatırlamıştır. Bu da insanlığın en büyük sorunlarından geçmiş açısından "Pişmanlık-İyi ki" çatışmasını akıllara getirir. Önceden bahsettiğim gibi sinemada en büyük örneği bu açıdan Citizen Kane-Tokyo Story'dir. Diğer yönlerden ise filmde büyük bir şekilde para kazanmak için film yapanlara bir cephe alınmış kişisel ego savaşı verilmiştir. Bu yüzden büyük laflar etmekten çekinmemiş gişe filmi çekenleri yerden yere vurmuştur Fellini. Herkes eline bir kamera alıp film çekebilir ama bunun özü kitleleri harekete geçirebilmesi, bir şeyler çağrıştırması- hissettirmesidir. Sanat böyle güzeldir. Sanat kaygısı taşımayan bir eser ancak videodur, kağıt parçasıdır yada sadece bir sulu boyadır. Barton Fink filminde de yapımcının yönetmene kinayeli bir şekilde söylediği gibi ''Öncelikle, bu bir güreş filmi.Seyirci hareket ister,güreş,hemde bolca...Ruhuyla güreşen birini istemezler.O eleştirmenler içindir.'' Hatta bu replikle bile yetinemiyorum. 8,5 filmi son yıllarda öyle bir öncülük etmiştir ki Barton Fink'in yanında yine çok başarılı eserler olan Birdman ve Knight of Cups'ı peşi sıra getirmiştir. Sözlerimi yine eminim ki yaşasaydı usta Fellini'nin de çok seveceği Birdman filmindeki popüler kültür-ego ironili yine Sekiz buçuk filmini hatırlatan replikle bitirmek isterim. İzlemeyenler kesinlikle bu Başyapıtı izlemeli, izleyipte seven-film kıtlığı yaşayanlar dediğim alternatif eserlerle ilgilenebilirler.

" --- Senin için ve amacı internette ünlü olmak olan arkadaşların için önemli olmayabilir ama benim için çok önemli bu eser. Burada kariyerim söz konusu be, nihayet anlamlı bi iş yapabileceğim.
+++ Kimin için anlamlı. Üçüncü çizgi roman uyarlamasından önce bir kariyerin vardı. İnsanlar o kuş kostümünün içinde kim olduğunu unutmadan önce yani. Tek dertleri, oyundan sonra kek ve kahvelerini nerede yiyecekleri olan binlerce zengin ve yaşlı beyaz için 60 sene önce yazılmış bir kitabın uyarlamasını yapıyorsun ve senden başka da bunu takan yok. Şunu da kabullen.. Bunu sanat uğruna değil, tekrar gündemde olduğunu hissedebilmek için yapıyorsun ama bir de şu var : İnsanların her gün gündemde olabilmek için mücadele ettiği bambaşka bir dünya daha var. Sen ise öyle bir dünya yokmuş gibi davranıyorsun. Senin görmezden geldiğin yerde gerçekleşiyor her şey. Zaten seni çoktan unutmuş bir yer orası. Kimsin ki lan sen ? Blog yazarlarından nefret edersin , twitterla alay edersin, bir facebook sayfan bile yok.Var olmayan sensin asıl.Tıpkı bizler gibi, bir önemin olmamasından ödün koptuğu için yapıyorsun bunu.Ama var ya haklısın.Önemin yok ! Bu iş önemli değil sen de önemli değilsin.Buna alışsan iyi edersin ! "
http://www.imdb.com/...801/?ref_=fn_al_tt_1