Herkesin okuduğu ama herkesin farklı anladığı bir kitap…
Simyacı aslında bir arayış hikâyesi değil, bir hatırlayış.
Çünkü ne arıyorsak, çoğu zaman çoktan içimizdedir.
Santiago’nun yolculuğu, fiziksel bir haritadan değil, kalbinin kıvrımlarından geçiyor.
En değerli cevheri toprağın altında değil, suskunlukla kazılan iç seslerde buluyoruz.
Paulo Coelho’nun kelimeleri basit gibi görünür ama dikkatle bakarsan:
her biri, kendi iç yolculuğunu çağırır.
Simyacı; okuyup rafa kaldıracağın bir kitap değil.
Zaman zaman açıp sadece bir sayfasına bile bakmak isteyeceğin bir pusula.
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,6bin okunma
Gerçeklik ne kadar kırılgandır?
Delilik dediğimiz şey, bazen sadece dünyaya fazlaca bakmaktır belki de…
Gogol, sıradan bir memurun gözünden yavaş yavaş parçalanan aklı, ince ince işliyor.
Bu kitap bir çığlığın sessiz şekli.
Hem hüzünlü hem rahatsız edici.
Çünkü bazen kendine çok yaklaştığında, aynada hiç tanımadığın bir yüz görürsün.
Ve işte o an… bu kitapta yaşanıyor.
Sessizlikle büyüyen bir çığlık gibi… Tezer’in satırları.
Her kelime bir yara yeri, her paragraf bir yokluğun yankısı.
Bu kitapta hikâye yok, hayat var.
Üşüyen bir çocuğun gözünden dünyaya bakmak gibi.
Kimi zaman bir gecede okuyup bitirirsin, kimi zaman bir cümlesi aylarca seninle kalır.
Tezer Özlü, hepimizin içindeki “konuşamayan çocuk” gibi.
Okurken onun yalnızlığına dokunursun, sonra fark edersin… o yalnızlık biraz da senin.
Bazı insanlar bir başkasının kalbine usulca dokunur… ve sonra sessizce orada kalır.
Bu kitap, kelimenin tam anlamıyla bir iç sızı. Raif Efendi'nin yalnızlığı, Maria'nın hayalet gibi zarif varlığıyla birleşiyor.
“Aşk” burada bir sahiplenme değil, bir teslimiyettir.
Sabahattin Ali'nin cümleleri karanlık bir odada açılan küçük bir pencere gibi.
Okudukça sen de o pencereden sızan ışıkla içini yokluyorsun.
Bu kitap seni ağlatmaz, ama uzun süre içini konuşturur.