• 184 syf.
    ·17 günde·Puan vermedi
    Amin Maalouf'un ilk okuduğum eseri. Dilini, anlatım tarzını kendime yakın buldum, diğer kitaplarını da okumayı istiyorum. Yalnız kitapla tam olarak bütünleşemedim birşeyler eksik geldi. Bana göre böyle derin bir mevzuyu tadına vararak uzunca okumak daha hoş olurdu. Ve kitaptaki karakterlere kızmadan edemedim. İsyan Kitabdar'ın 28 yıl tutsak olmasına neden kimse mani olmadı? Clara bu kadar çok sevdiği eşinin peşine neden düşmedi? Bana göre Clara aşkına ve davaya ihanet etmiştir.
  • "Dört el, iç içe ama artık gülümsemiyorlar."
    ...............
  • 184 syf.
    ·Puan vermedi
    Tanios kayasından somra yazarın okuduğum ikinci romanı. Aslında tanios kayasını tam anlamıyla çözümleyerek okuduğum söylenemez,doğu ismini duyuncs nedense okumaktan kaçınmıştım.
    Yanıldığımı bu roman ile anladım.
    Bana kalırsa doğunun limanları ne sadece bir tarih ne de aşk romanı. Ne derinlemesine tarih ne de yoğun bir şekilde aşk teması hakim. Kitapta en yoğun olduğunu düşündüğüm duygu saflık. İsyanın çocuksu hevesi, bitmeyen umudu ve lider olmaktansa kendi devrimini yapmak için verdiği çaba bana biraz buruk hissettirdi. Babasıyla arasındaki ilişkinin biraz nefrete dayandığı hissine kapıldım yerler oldu, eğer babası ölmeden bakü efsanesine tanıklık etmeseydi yine aynı sekilde oğlunu kucaklayabilirmiydi diye düşünmeden edemedim. İsyan zaman zaman sadece babasına acıdığı için ve hayatının aşkını bulduğu için istemeden içinde bulunduğu devrim hareketinden hoşnut gibiydi.
    Kitapta beni en çok sinirlendiren clara oldu,yer yer ona da hak verdim ama çoğunlukla kızdım. Bu kadar direniş aşkıyla yanıp tutuşan bir kadının bunca sene sevdiği adamı hiç merak etmemesine anlam veremedim ama zaten merak edip kavuşsalardı bu kadar etkilenmezdim. Claranın ailesini kaybetmesinin ve hayatı boyunca direnmesinin sonucu olarak isyanı aramayıp yani aşkı için direnecek gücü bulamayıp mutlu bir yaşam sürmek istediğini düşündüğüm yerlerde ona hak verdim. Her seye rağmen isyanı senelerce o tımarhanede unutmalarına dayanamadım, isyanın hala kalbinde onu saklamasına hayret ettim ve kızdım. Çoğu yerde claranın yaptığını ihanet olarak bile gördüm. Dediğim gibi ucu açık bırakıldı, en sevmediğim seylerden biridir bu. Genel olarak kitap hakkındaki düşüncem, yazar güzel bir iç çözümleme ile sade bir hikaye ve aslında çok iyi niyetli aşık bir adamın tarihini sırtında taşımasını anlatmıştır. Sonunun nasıl olduğuna gelirsek yazar bunu bize bırakmış, bana kalırsa isyan ve clara birbirlerine sarıldıktan sonra farklı yollara gitmişlerdir çünkü clara zaten kendi devrimini yapmıştır isyan ise bu devrimi yapacak gücü kalmamış sadece içinde katıksız aşk barındıran bir ihtiyardır artık
  • 184 syf.
    ·6 günde·8/10
    Payitahtla başlayıp Paris’de son bulan aslında Paris’te yeni başlayan soluksuz bir hikaye.. Normalde üst üste aynı yazarın kitabını okumak hiç alışkanlığım olmasa da Amin Maalouf’un tadı damağımda kaldığı için Doğu’nun Limanları’na büyük bir iştahla başladım. Filmi çekilse ki belki çekilmiştir bilmiyorum soluksuz izlenir ve her türlü duyguyu yaşatır herhalde..
    Osmanlı şehzadelerinden biri aslında İsyan Kitabdar.. Sadece hayatı farklı başlamış ve büyük bir direniş kahramanı olarak anıldığı için diğerlerinden farklı bir hikayesi var. Anneannesinin yaşadığı dramla başlayıp, babasının hayalindeki isyankar çocuk rolünü oynamayı hiç istemeyen ama kaderin çizdiği yolda tam bir direnişçi sembolü olan bir şehzade. Yaşadığı aşk ve mücadelesi belki de onu kahraman yapmıştır onun deyimiyle yaptığı kahramanlıklar değil..
    Yazarımız tarihi ve siyasi olayları da büyük bir ustalıkla işleyerek savaşın insanlar üzerindeki olumsuz sonuçlarını o kadar güzel işlemiş ki o dönemi biraz da olsa yaşayabiliyorsunuz. Clara ve İsyan’ın birlikteliği tüm ayrımların ötesine geçebilmiş. Umarım onların birlikteliği gibi bir gün tüm ayırıcı farklılıklar da ortadan kalkıp yeniden kucaklaşabilir insanlık.. Doğu’nun limanlarında nefes almak isteyenlere tavsiye edilir:))
  • 184 syf.
    ·7 günde·9/10
    Amin Maalouf'tan okuduğum ikinci bir kitapla karşınızdayım.Kitabdarların öyküsü İsyan,Clara ve Nadya.Hikayeyi yarım kalmış gibi hissettim.Devamı olmalı diyorsunuz sonunda veya bu yaşananlar gerçek mi diye sorguluyorsunuz kendi içinizde. Kitabın en beğendiğim kısmı İsyan'nın Devvab'ın kliniğinde geçirdiği sıkıntılı günler oldu.Hayata tekrardan tutunmak üzere yapmaya çalıştığı şeyler.Amin Maalouf beni şaşırtmadı.Doğu'ya olan hayranlığımı tekrardan yaşattı.İçinizin ısındığı ama yarım kalan bir öykü veya daha güzel bir başlangıcın kitabı.İyi okumalar.
  • 169 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Bu kitabın kahramanı İsyan, kaderin sillesini yemiş insanlardan biri.Osmanlı İmparatorluğu'nun can çekişmesinden iki dünya savaşına ve günümüzde bile Yakın Doğu'yu perişan eden felaketlere kadar, hayatı girdaba kapılmış bir saman parçacığı gibi olacaktır.Saltanatlı çocukluğunu, akıl hastası büyükannesini, isyankar babasını, günahkar kardeşini, işgal altındaki Fransa'da yaşadıklarını, kaçak sevgilisi Clara'yı, coşkulu anılarını,kahramanlıklarını sonra da cehennemin dibine yuvarlanışını sabırla anlatacaktır.(Alıntı)
    Alıntı zaten kitabı özetleyici nitelikte.Fazla söze gerek yok.Ben kitabı beğendim.
  • 184 syf.
    ·10 günde
    Bu kitap çok değerli iki arkadaşımın hediyesiydi. Kitabın ilk bölümünde bir devrimden bahsediyordu. Yetersiz tarih bilgim bunu anlamlandıramamıştı. Tabi ki "devrim" kelimesi bana çok fazla çağrışım yaptı fakat burdan bahsedilen devrim yani Doğu'nun Limanları'yla ilgili bilgim yok denecek kadar azdı. Kitap sayesinde buna ilgim uyanabilirdi ve kendime araştırma yapma olanağı doğurduğu için çok büyük zevkle kitaba devam ettim. Biraz araştırma yaparak biraz da kitapta ilerlediğimde Doğu'nun Limanları'nın Akdeniz ve çevresi olduğunu anlayabiliyorum. Tarihçi bir ruh var kitapta. Osmanlı döneminden başlayan roman beni heyecanlandırmakla kalmıyor bana yeni bir pencere açıyor. Asırlardır yaşayan insanoğlu geçtiğimiz yüzyılda iki büyük dünya savaşına tanık oldu. Eminim bu çoklarımız için kıyametin habercisidir. Kitabı okurken ben de böyle bir izlenim bıraktı. Tam olarak insanın kemiklerine işleyen,durmadan kan akıtan, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamamıza mahal vermeyen savaşlar... Ben ilk etapta Osmanlı'nın çöküş döneminden itibaren Birinci Dünya Savaşı'nı anlatacak sandım fakat okudukça İkinci Dünya Savaşı Fransa ve Almanya'nın durumunun daha belirgin anlatıldığını anladım. Bu dönemlere tanık olan baş kahramanımız bir Osmanlı torunu İsyan. Evet İsyan. Babasının devrimci olarak yetiştirmeye çalıştığı bu isim aslında hiçbir zaman başrol olamamış. Devrimcilik başrol gerektirir. İsyan da bunun farkında zaten, devrimci olmak şöyle dursun sıradan bir hayat yanlısı... Fransa'ya da doktor olmaya gidiyor zaten. Fakat tarihin bize çizdiği çember çok farklı olabiliyor. Gerçek bir direnişçi olmasa bile İkinci Dünya Savaşı'nda Özgürlük arayışı içinde iken muhalif bir grubun içinde buluyor kendini. Ona verilen işleri özenle yerine getiriyor. Tam bir isyancı olamayan İsyan aslında babasının gurur kaynağı olabilmeyi başarıyor diyebiliriz. Bir de Clara var tabi. Büyülü bir aşka ev sahipliği yapıyorlar onunla. Peki evlilikte iki tarafta birbirine yeterince aşıksa ve anlayış hakimse bu evliliğin sonunu getirecek olan ölümden başka nedir? Toplumun acımasız gerçekleri. Bu yanlış oldu. Gerçeklik sanılan ve bize sunulan yanlış insan olma anlayışı. Ve toplumdaki en büyük gerçeklik savaştır. Bitmek bilmeyen ırk ve din savaşları... 1948 yılında İsrail devletinin kurulmasıyla ayrı kalan Clara ve İsyan için çok zor zamanlar başladı. Araplar ve Yahudiler asla anlaşamadılar ve hep savaştılar. Bu durum Clara ve İsyan'ın ayrı yerlerde yaşamak zorunda kalmasına sebep oldu. Yıllar yılları kovaladı. Çok şey değişti. Kitapta tam bir haylaz ve pis bir insan olarak bahsedilen İsyan'ın kardeşi Salim kitabın sonunda saygın bir kişilik kazandı. Kitabın başında direnişçi ruhuyla kalpleri kazanan İsyan kitabın sonunda bir deli olarak anıldı. Bu hayatın müthiş gerçekliğini gözler önüne seriyor. Amin Maalouf tarihin acı yüzünden bir parça serpmiş bu kitaba.