·
Okunma
·
Beğeni
·
42093
Gösterim
Adı:
Doğu'nun Limanları
Baskı tarihi:
Şubat 2020
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750809777
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les Échelles du Levant
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Doğu
Doğunun Limanları
"Adana'da ayaklanmalar olmuştu. Kalabalık, Ermeni mahallesini yağmalamıştı. Altı yıl sonra çok daha büyük çapta olacakların provası gibi bir şeydi. Ama bu bile dehşetti. Yüzlerce ölü. Belki de binlerce." Can çekişen Osmanlı İmparatorluğu ve Beyrut ile Fransa arasında yaşamı sürüklenen İsyan. "Doğunun Limanları" bu yüzyılın başını, bir insanın trajik tarihinin içinden anlatıyor.
184 syf.
·2 günde·6/10
Osmanlının son dönemi ile Ikinci dunya Savaşı sonrasi dönem ve bu parçalanmadan ötürü halkların çektiği sıkıntılar.

Adana, Beyrut, Paris ve Hayfa'da geçen dram. Coğrafya faktörünün insan iliskilerini nasil etkilendiğini yüreğiniz buruk bir şekilde okuyacaksınız.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
184 syf.
·1 günde·2/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Doğu'nun Limanları kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim :
https://youtu.be/Rclj5apawe4

Balon : İçi boş olan bir şeyin de yükselebileceğini kanıtlayan cisim.

Doğu'nun Limanları = Balon

Amin Maalouf'u ilk kez okuyorum ve tekrar okumam gerektiği konusunda şüpheye düştüm. Sanırım hayatımda okuduğum en detaysız, en psikolojileri yadsınmış ve en sığ karakterler bu kitaptaydı. Kitap hakkında hiçbir eleştiri görememem de dikkatimi çeken ayrı bir konu.

Karakterler Doğu'nun Limanları'nda sanki şekillenmemiş taşlar gibi. Yazar, heykelini şekillendirmesi gereken bir heykeltraştır. Kitabı ise onun heykelidir. Karakterler o kadar savaş, acı, sefalet zamanlarından geçiyorlar fakat bu olaylar karakterleri psikolojik açıdan şekillendiremiyor. Ayrıca Salem karakterinin kötü olmasını şişmanlıkla paralel kurgulamasına çok güldüm doğrusu. Niye bir insan şişman oldu diye kötü olsun yahu? Doğu'nun Limanları okurken kendimi bazen şişmanlıktan zayıflığa evrilen ünlülerin fotoğraflarını tıklama tuzağıyla birlikte yayınlayan magazin sitelerinde hissettim desem yalan olmaz.

Olaylar o kadar çabuk geçiyor ki inanamazsınız. Işınlanma icat edilseydi sanırım tam da böyle olurdu. Hatta bilim adamları Amin Maalouf'tan bu icat hakkında fikir alabilirler. Karakterler bir Paris'te, bir Beyrut'ta, bir Hayfa'da. Kitap içerisinde tarihte önemli yer kaplayan pek çok savaş geçiyor fakat Maalouf'un savaş psikolojisi, savaş toplumları ve savaş mimarisinin insan psikolojisine etkimesi hakkında Victor Hugo, Aleksandr Puşkin ya da Heinrich Böll gibi isimlerden ders alması gerek acilen.

Karakterler şekillenmemiş taşlar gibi dedik ya, baş karakter babasına karşı bir hayat sürecekken kendisini birden direniş grupları içerisinde buluyor. Yaptığı iş de evlere A101 market tanıtım kağıdı dağıtmak gibi bildiri kağıdı dağıtmak sadece. Aslında Naziler de medya propagandasını çok kullanırdı, bu yüzden bu da değerli ve üstünde durulması gereken bir konu. Fakat esas sıkıntı, kitapta bu o kadar abartılmış ki sonra sanki çok bir şey yapmış gibi ülkesine dönünce burnu bile kanamadığı halde kral misali bir adam ilan ediliyor. Bu konuda Maalouf'un Sefiller romanında geçen direniş ve barikat tasvirleri kısmını okumadığını düşünüyorum. Eğer Maalouf, Sefiller'i okusaydı yazdıklarının ne kadar mesnetsiz ve detaysız olduğunu anlardı. Savaşın yıkımıyla birlikte devinen karakterlerin yıkımının edebiyatını ben bu kitapta hiç ama hiç göremedim maalesef.

Kitabın diğer başrol karakteri olan ve arada Slender Man gibi karşınızda beliren Clara ile karşılaşmalarına bir kısımda "Sadece oradan geçiyormuş." diye sebep bulunmuş, ben bu kısımda gerçekten sesli güldüm. "Aşk Tesadüfleri Sever" senaryosu mu bu? Savaş dönemi gibi ağır ve pek çok topluma mâl olmuş bir konu anlatılırken sadece oradan geçen bir insanla bir insanı karşılaştırmak okurla dalga geçmek değil mi? İşte bu, bir yazarın kurgusunu oluştururken ne kadar aceleye getirdiğinin bir kanıtıdır. Savaş zamanında ve faşizm gibi ataerkillik ve güçlü olanın kayırılmasının görüldüğü çağlarda, yani sevginin en az görüldüğü bir çağda derin bir aşka yöneltebileceğin iki karakteri "Sadece oradan geçiyormuş" diye bir nedenle karşılaştırmak nasıl bir derinliksizliktir Amin Maalouf?

Bir ara yobaz ve el kol işaretleriyle secde eden bir adam diye nitelendirilip sonrasında Stefan Amca ile kadeh kaldıran karakter olan Mahmut diye biri var sonra, vallahi ben bu karakterin gerekliliğini hiç algılayamadım. Kitabın gidişatına hiçbir etkisi yok, ana karakterlerle olan bağı çok zayıf, neden böyle iki uçta bir hareket yapmış bir sebebi yok... Yok ulan yok. Delirdim.

Bir kısımda savaştan dolayı ülkeler arası sınırlar kapanıyor ama sanırım PTT savaşlarda ek mesai yapıyor olacak ki bütün mektuplar, mesajlar hiçbir sıkıntı olmadan yerine gidip cevapları da tekrar yerine gönderebiliyor. Sanırım kargo şirketlerinin insanı evlerde bulabildiği ve ne hikmetse savaş olmasına rağmen aradaki sınırların bir silüetten ibaret olduğu bir çağda geçiyor bu kitap.

Mekan tasvirlerinden hiç bahsetmeyeceğim, çünkü bu konuya girersem iyice çıldırırım. Bir yazar düşünün ve hiçbir mekandan bahsetmeyip dünyadaki her mekanı görmeye çalışan karakterler kurgulamış. İşte böyle bir kitap. Mahalleler, şehirler, ülkeler değişiyor ama hiçbir şekilde detay, tasvir, mahalle mimarisi, toplum düzeni, sosyolojik tespitler yapılmamış. Bir kısımda Osmanlı döneminden kalma geniş ve şahane bir ev var fakat bu ev sanki Osmanlılar uzaydan bir arazi satın almış da oraya yerleşmiş gibi bir algıda anlatılmış. Edebi kurguda mimari bir detay ve dönemden bahsedeceksek bu uzaydan bir araziye ev projesi çizilmiş gibi bahsedilmemeli. Osmanlı dönemi mimari tarzlarından bahsedeceksek o dönemde kullanılan detayların insan psikolojisine etkilerinden ve Osmanlı mimarisindeki hiçbir detayın boşuna olmadığından bahsetmeli. "Geniş ve şahane bir ev" Osmanlı mimarisini özetleyen bir betimlemedense mütevazı olmayan ve maske mimarlığını çağrıştıran bir mimariyi getiriyor akıllara. Rokoko ya da Ampir tarzı seçilebilirdi Osmanlı yerine.

Kitabın iyi yönleri, insanın içindeki hastaya hasta gözüyle bakan ve bir gün onun iyileşmesi gerektiğini düşünen öteki ben ile güzel bir sorgulama yakalandığını düşündüm ama devamını getirmemiş. Getirseydi vereceğim puanı yükseltebilirdim. Başka bir iyi yön ise, insanın aşık olduğunda "Tanrım, o gün gökyüzü ne kadar maviydi!" diye bir farkındalığa ulaşması. Bu gerçekten hoşuma gitti. Zaten bunlardan dolayı kitaba 2 puan verdim. Fazlasını da hak etmiyor kanaatindeyim. Çocuklara kitap hediye etmek isterseniz kitap okuma alışkanlıklarını kazandırabilmek için ideal bir kitap olabilir.

Bir kitabın akıcı olması o kitabı iyi yapmaz, edebi derinlik, betimleme ustalığı, üslup farklılığı, edebi dünyaya getirdiği yeni bir teknik, dönem hakkında önemli bilgiler verme gibi katkılar olmadan böyle kitapların iç boşluklarını, edebi eksikliklerini eleştirmeyip salt yüceltmekle kalırsak edebiyat geleceğine de bir eleştiri kültürü bırakmamış oluruz. Fakat tabii ki de benim en sevdiğim kitabı birisi hiç sevmeyebilir ya da benim en sevmediğim kitabı da birisi aşırı sevebilir, olur öyle şeyler. Edebiyatın güzelliği de burada zaten.
184 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Yazardan okuduğum ilk kitap ve son olmayacak.

Eğer Amin Maalouf ile tanışmadıysanız bu kitabı ile başlamanızı tavsiye ederim.

"Kitapta Osmanlı İmparatorluğunun son dönemi, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, İsrail devletinin kuruluşu ve sonrasındaki Arap- İsrail savaşlarını da kapsayan bir dramın öyküsü İsyan Kitapdar ismindeki, soyu Osmanlı hanedanından gelen bir kişi üzerinden anlatılıyor. "

Dil oldukça sade ve akıcı bir şekilede kullanılmış.Oldukça sürükleyici bir kitap.Okumayan herkes okusun bence.

Kitabı okurken sevmenin,sahip olunan sevginin inancını ve gücünü hissettim ve iyi ki seviyorum dedim iyi ki!!!

Sizde sevin,sevilin ve sevgi ile kalın.
Sinem
Sinem Doğu'nun Limanları'ı inceledi.
@muhayyilist·30 Ara 2019·Kitabı okumadı
bir kitap düşünün film şeridi gibi akıp gitsin. şimdiye kadar okuduğum en etkileyici kitaplardan birisi. üstelik dili akıcı, betimlemeler dozunda. çevirisini yapan kişiyi de tebrik etmek gerektiğini düşünüyorum. ağlamak isteyen, mazoşist bünyelerin tam ihtiyaç duyacağı kitap..tek kelimeyle; etkileyici..
kimlikler üzerinden yapılan siyasetin savaştan başka birşey getirmediğini, ortadoğulu insanlar defalarca deneyimlemiş. şimdi denenmişi bir kere de biz deniyoruz. işte bu kitap mutsuzluğun, çaresizliğin girdabını, bize ayna tutarak bizi anlatmış.
romandan öğrendiğim ise, insanoğlu sınırlarını hep kendi belirliyor. oysa ki, ne dil ne din ne de ırk bizi biz yapmaktan ayırmamalı. hayat ve zaman, varlığımızda gizli.
184 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
On dokuzuncu asırda İstanbul'da başlayıp, yirminci asrın başlarından itibaren Adana, Beyrut, Fransa ve Hayfa'yı içine alan müthiş bir konu ve müthiş bir.dramın hikayesi.

Amin Maalouf bu kitabında, Osmanlı İmparatorluğunun son dönemi, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, İsrail devletinin kurulması sırasında ve sonrasındaki Arap- İsrail savaşlarını da içine alan geniş bir dramatik konuyu bize mükemmel bir şekilde anlatıyor. Bütün bunları da İsyan Kitapdar ismindeki, soyu Osmanlı hanedanından gelen bir kişi üzerinden kurgulayarak bize aktarıyor.

Aslında yazarın yaptığı, bütün bu anlatılan tarihi olayların insanların hayatını nasıl olumsuz yönde etkilediğini bize göstermek.

Kitap oldukça akıcı ve sürükleyici olarak yazılmış. Konunun bu derece çeşitli ve geniş tutulması da kitaba hem konu zenginliği kazandırmış, hem de dramın dozunu artırmış.

Beğenerek okuduğum bu müthiş kitabın okunmasını herkese tavsiye ederim.
184 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Doğunun Limanları dokuz bölüm halinde yedi bölümü romanın kahramanı İsyan Kitapdar’ın anlattıklarından oluşuyor. Amin Maalouf , romanını 60’lı yılların sonuna doğru tanıştığı bir kişinin hayatından esinlenerek yazmıştır. Osmanlı hanedanına dayanan bir babanın ve Ermeni bir babaanne ve Yahudi bir kadının bir oğlu olan Kitabdar adlı kişinin doktor olmak için gittiği Fransa’da Nazilere karşı savaşan direniş örgütlerinin arasına katılması,sevdiği kadın ile evlenmesi fakat Arap İsrail savaşları yüzünden karısı ve kızından ayrılıp delirmesi ve en sonunda yeniden kavuşması üzerine kuruludur.
Roman da , insan ayrımına dair hepsine bir isyan içermektedir.
İnsanların kimlikleri ne olursa olsun hepsinin kardeşçe yaşamalarını vurgulamaktadır.
184 syf.
Neden bitti ki?" dedirten harika bir hikaye. Bu hikayeyi harika yapan; aşkı, savaşı, barışı tarihin kangren olmuş sorunlarını, sevinci, üzüntüyü, düğünü, ölümü ... yani hayatı hayat yapan zıtlıkları aşırı duygusallığa boğmadan, tarafgillik yapmadan okuyucuya başarılı şekilde aktarabilmesidir. Duygusallığa boğmadan sözümü açmak isterim: Kitabı okurken çok duygulandım. Lakin anlatmak istediğim, hikayede duygunun seviyesini artırayım derkene gerçeklikten kopma durumunun yaşanmamasıdır. Bu bence çok önemli.

Kitabın bir kolu, direniş... Bu direniş kendi içinde; reel savaşa karşı milis gücüyle direniş ve insanın zorluklara karşı bedenen ve psikolojik direnişi diye iki kola ayrılır. Kitabın ana karakterinin isminin İsyan oluşu aslında kitabın genelinde ağır basan ana fikrin tezahürüdür.

Kitabın diğer kolu, Doğu'nun kesmekesli, kan ve gözyaşı ile harmanlanmış tarihi ve atmosferidir. İsyan, Osmanoğullari'na mensup bir karakter; onun ailesinin penceresinden kısa kısa Türk-Ermeni ilişkileri (sorunları), Arap-Israil ilişkileri sorunları) okuyucuya kısa kısa aktarilmaya çalışılmaktadır. Aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı ve faşizm de... Daha çok bu üç önemli tarihi durumun İsyan ve ailesi üzerindeki etkileri üzerinden; kimliklerin, siyasi ve kısır iktidar çatışmaları arasında nasıl çıkmaza girdiğinin fotoğrafı çekilmiştir.

Kitabın diğer kolu aşk. Aşkın kimliklerden bağımsız olabilmesi mümkün müdür? Evet mümkündür. Aşk, kimlik tanımaz. Sadece şu sorun vardır ki kimliklerin yukarki paragrafta degindigim çıkmaza girmesinin aşka olumsuz etkileri. Coğrafya faktörü, aşkı iki 'insanın' duygusal ilişkisi olmaktan çıkarıp 'bir Yahudi' ve 'bir Türk' ün duygusal ilişkisi haline getirebiliyor. 'İki insan' kimliklere takilmasalar da kimliklerin sırtındaki tarihi kangrenlesmis sorunlar onların peşini bırakmaz çoğu zaman.

Keyifli okumalar
184 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Rüya gibi bir kitap. Önce tahttan indirilen sonra da bilekleri kesilmiş halde bulunan, intihar mı ettiği yoksa öldürüldüğü mü bilinmeyen bir Osmanlı padişahının hikayesiyle başlıyor kitap. Yanılmıyorsam 1. Abdülaziz olsa gerek.

Dönemin parçalanan Osmanlı'sı ve halkın bu savaş arifesinde birbirine karşı olan tutumu da toplumsal değişiklikler de güzel anlatılmış.

Batılılaşma yanlısı hareketlerin saray çevresinde çoktan başladığı, halka da yavaş yavaş nufuz ettiği, buna rağmen Doğu'nun kendine has yapısının da korunduğu geçiş sürecindeki bir Osmanlı toplumu.

Kitabın ana karakteri İsyan adlı biri. İsyan Kitabdar. Onun babası bir Türk. O dönemde Ermeni- Türk kavgası var ama babasının en yakın arkadaşı bir Ermeni. Kargaşadan kaçıp Beyrut'a yerleşiyorlar. Aradan yıllar geçiyor. Bu sefer de 2. Dünya Savaşı esnasında bir Nazi korkusu sarıyor dünyayı. Fransa'da bu zulme karşı mücadele veriyor İsyan. Tıp öğrencisi ama önceliği okulu değil insanlık. Sonra da 1948'de ise Arap-İsrail savaşı oluyor. İsyan'ın dini İslam, eşi ise Yahudi. Buna rağmen bu savaş onların aşkına engel değil.

Kısacası kitap diyor ki hep savaş var, hep bir düşman var ama bu sizin buna dahil olmanızı gerektirmez. Nesiller boyunca arkadaş kalabilen insanlar, savaş yüzünden birbirinden kopabiliyor. Böyle olmasını istemeyen, zor zamanlarda bile dayanışmadan bahsedebilen idealist insanların hikayesi bu. En büyük savaşları kendi içlerindeki savaş, en büyük müttefikleri ise sevdikleri insanlar.

Adana'dan Beyrut'a ve Hayfa'ya kadar uzanan olağanüstü bir şark yolculuğu... Nesiller aracılığıyla savaşlardan krizlere, mücadeleden yenilgilere her şeye tanık oluyoruz. İsyan adlı, Bakü kod adlı kahramanımızın inişli çıkışlı hayat hikayesi...Kahraman da oluyor, tımarhaneye de düşüyor, kızı Nadya'yı 20 sene göremiyor fakat hayat bir şekilde devam ediyor. Sonunda yıllarca ayrı kaldığı eşiyle de kavuşuyor. İki Doğu insanı, Batı topraklarında kavuşuyor fakat Ortadoğu'nun insanları bir türlü kavuşamıyor. Çünkü İsyan ve Clara karşılaştığında Lübnan'da savaş başlıyor. Sahi? Ortadoğu'ya barış ne zaman gelecek?
184 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Semerkant'tan sonra Amin Maalouf'a ait okuduğum ikinci kitap Doğunun Limanları oldu. Açıkçası beni Semerkant kadar tatmin etmedi. Aslında dokunaklı bir hikayesi var. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden başlayıp, ikinci dünya savaşı sonrası Filistin, Lübnan bölgesinde yaşanan Arap Yahudi çatışmalarına kadar devam ediyor. Soyu Osmanlı Hanedanına dayanan bir Türk ile bir Ermeninin evlenmesi üzerinden başlayan ve bu çift ile çocukları etrafında şekillenen hikaye, birinci dünya savaşı, ikinci dünya savaşı ve sonrasında Arap Yahudi savaşlarına kadar ilerliyor. Tüm bu savaşlar içerisinde şehirden şehire, ülkeden ülkeye savrulan insanların yaşantısı bize hüzünlü bir hikaye sunuyor. Beni tatmin etmemesinin sebebine gelecek olursak, konu itibariyle bu kadar dikkat çekici bir hikaye daha güzel anlatılabilirdi bence. Okurken sanki yazar kitabı aceleyle, bir an önce bitirmek düşüncesiyle çok fazla detaya girmeden yazıp bitirmiş hissi uyandırdı bende. Bu küçük eleştirime rağmen yine de beğendiğim bir kitap oldu diyebilirim. Okumayı düşünen herkese de keyifli okumalar dilerim.
184 syf.
·2 günde
Yazarın daha önce “Semerkant” ve “Yüzüncü Ad” isimli kitaplarını okumuştum ama “ Doğu’nun Limanları” kadar etkilenmemiştim. “ Doğu’nun Limanları” beni sarstı desem sizlere yalan konuşmuş olmam. Sizlere kitabın karakterlerinden, olayların geçtiği yerlerden ve olay örgüsünden bahsetmek istemiyorum. Bahsetmek istediğim hatta gerçekleşmesini istediğim bir şey var o da tüm insanlığın yani Türkü, Ermenisi, Almanı, Fransızı saymadığım, sayamadığım tüm milletler umarım Doğu’nun Limanları’nda bir araya gelir, birbirlerini dinlerler özde insanın önemli olduğunu hangi milletten olup olmadığımızın önemli olmadığını birbirimize anlatabilsek ve birbirimizi anlasak. İnsanlık tarihten beri iç içe geçmiş, kaderlerini birbirlerine bağlanmış durumda keşke bunun farkına tüm insanlıkça varabilmeyi o kadar çok istiyorum ki... Olmayacak ama doğumun insan yaşamın da kader olmasından öte geçmesini temenni ediyorum ve Tüm İnsanlığı Doğu’nun Limanları’nda buluşmaya davet ediyorum.
184 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Ne yazmalı nasıl anlatmalı bilmiyorum... Dil o kadar akıcı ki, sayfalar hızla yuvarlanıp gidiyor parmaklarınızın arasından. Birçok cümle buldum yine kendime cımbızla çekip ayırdığım. Böyle kitapları çok seviyorum. Direniş, aşk, bağlılık.. Okurken tadabileceğiniz çok duygu var içerisinde. Okuduğum ilk Amin Maalouf kitabı, yeri artık bende çok çok başka.
167 syf.
·2 günde·10/10
Amin Maalouf, Osmanlı İmparatorluğu'nu, etnik çatışma ve çözülmeyi, Avrupa'yla Doğu'nun, dillerin ve dinlerin tanışma noktası Doğu Limanları'nı anlatıyor. İnce dokunmuş bir tarih örtüsüne işlenmiş kentler ve yaşamlar var. okurken her satırı merak uyandıran kendine çeken bir yapıt. ve İsyanın bu kadar şey yaşamasına rağmen aklını kaçırmamış olması bence bir mucize... Okumanızı tavsiye ederim.
"Aşk ilk günkü gibi kalabilir, heyecan da öyle. Aylar da geçse, yıllar da geçse. Hayat insana bıkkınlık verecek kadar uzun değildir."
Peki ya gelmeyince ne oldu, onu mu merak ediyorsunuz?
Sorunun cevabı içinde. Gelmemenin bir vakti yoktur. İnsan coşkuyla beklerken ne kadar zaman geçerse, o büyük günün yaklaştığına o kadar inanır.. Bir yıl mı geçmiş? Ne yapalım, dersiniz, hazırlanması en az bir yıl sürerdi zaten... İki yıl mı geçmiş? Gelmesinin eli kulağındadır...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Doğu'nun Limanları
Baskı tarihi:
Şubat 2020
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750809777
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les Échelles du Levant
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Doğu
Doğunun Limanları
"Adana'da ayaklanmalar olmuştu. Kalabalık, Ermeni mahallesini yağmalamıştı. Altı yıl sonra çok daha büyük çapta olacakların provası gibi bir şeydi. Ama bu bile dehşetti. Yüzlerce ölü. Belki de binlerce." Can çekişen Osmanlı İmparatorluğu ve Beyrut ile Fransa arasında yaşamı sürüklenen İsyan. "Doğunun Limanları" bu yüzyılın başını, bir insanın trajik tarihinin içinden anlatıyor.

Kitabı okuyanlar 11.558 okur

  • Zeynep Eker
  • Musa Kubilay POLAT
  • Selda Albayrak
  • Rû
  • 005
  • Seda ATMACI
  • Tuba Hanım
  • Berk Sancak
  • Bayram Tosun
  • Melda

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.2
14-17 Yaş
%2.5
18-24 Yaş
%15.2
25-34 Yaş
%33.6
35-44 Yaş
%29.7
45-54 Yaş
%9.4
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.9
Erkek
%39.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.9 (762)
9
%24.4 (777)
8
%24.1 (768)
7
%12 (381)
6
%3.4 (109)
5
%1.9 (59)
4
%0.4 (14)
3
%0.4 (13)
2
%0.2 (6)
1
%0.2 (5)

Kitabın sıralamaları