Hey! diye haykırdı yeniden fıçısının üzerine çıkan Clopin, hey! Kadınlar, kadıncıklar, büyücüsünden fahişesine kadar, aranızda bu serseriyi isteyen bir kaltak var mı?
Yan masada mafya babası kılıklı iki fosil, kuzeyin yirmilik dal gibi kızlarını orta yaşlı bir mama nezaretinde karşılarına oturtmuş, sarımsaklı cacık tıkınıyor olurlardı. Yan masaya dikkatimin uzun sürdüğünü fark eden Clodin’e, yan masadaki resmin canımı sıktığını, ihtiyarları ufalamak istediğimi söyleyemez, “müziğe daldım canım“ derdim.
“Öyle olsun,” dedi şair. “Razı oluyorum. Dilenciyim, Argoluyum, özgür burjuvayım, hançerliyim; ne isterseniz oyum. Aslına bakılırsa saygıdeğer Thune’ler kralı, ben zaten daha baştan bütün bunlardım, çünkü filozofum; et omnia in philosophia, omnes in philosopho continentur,61 sizin de bildiğiniz gibi.”
Thune’ler kralı kaşlarını çattı.
“Beni kim sanıyorsun ahbap? Hangi Macar Yahudisi argosu bu konuştuğun? Ben İbrani değilim. Hayduduz diye Yahudi de olacak değiliz ya. Artık hırsızlık bile yapmıyorum, böyle şeyleri aştım, sadece öldürüyorum. Boğazkesen, evet; ama kese kesen, hayır.”
Gringoire öfkeden gittikçe daha kesik kesik çıkmaya başlayan bu kısa sözlerin arasına birkaç özür cümlesi sokuşturmaya çalıştı. “Affınızı dilerim Monsenyör. İbranice değil Latincedir bu.”
“Sana ben Yahudi değilim demedim mi?” dedi Clopin öfkeyle; “Sinagoğunuz batsın, seni de, bir gün hak ettiği gibi bir tezgâha çivileneceğini görürüm diye umduğum yanındaki kalp para Yahudalı bücür işportacı bozuntusunu da astıracağım!”. 61. (Lat.) Ve felsefe her şeyi, filozof da bütün insanları içerir. (Y.N.)
..yan masada mafya babası kılıklı iki fosil, kuzeyin yirmilik dal gibi kızlarını orta yaşlı bir mama nezaretinde karşılarına oturtmuş, sarımsaklı cacık tıkınıyor olurlardı. Yan masaya dikkatimin uzun sürdüğünü fark eden Clodin’e, yan masadaki resmin canımı sıktığını, ihtiyarları ufalamak istediğimi söyleyemez, “müziğe daldım canım“ derdim.
"Why would he marry a twelve-year-old?"
"He had a dream where God told him he was to repopulate the earth."
"Of course he did," the clarinet said. "Don't they all have dreams like that?"
"Right, I always thought that was a prerequisite for being a prophet," Sayid said."
Oysa kader halkın yoğun bir sempatiyle gözlerini üzerinden ayırmadığı Gentli çorapçının kerevetinin ilk sırasına, dilencinin tam üstüne oturmasını istemişti; Flaman elçisinin gözlerinin önündeki bu soytarıyı inceledikten sonra paçavralarla kaplı omzuna dostça dokunduğunu görmek kalabalığı oldukça şaşırtmıştı. Dilenci ona doğru döndüğünde şaşırdı, ardından iki yüzde birbirlerine rastlamanın mutluluğu okundu. Ardından çorapçı ve sıska dilenci izleyicilerin bakışlarına aldırmadan el ele tutuşup alçak sesle sohbet etmeye başladıklarında Clopin Trouillefou'nun kerevetin sırma kumaşları üzerine yayılan yırtıp pırtık giysileri, portakalın üzerinde gezinen bir tırtılı andırıyordu.