Halıya diz çökmüş Babamı dinliyor, bir yandan bu yabancıyı inceliyor ve kendimi ikisinin arasında asılı hissediyordum. Her ikisine doğru çekiliyor, her ikisi tarafından itiliyordum. Hiçbir geleceğin ikisini birden barındıramayacağını anlıyordum, hiçbir kader aynı anda hem adama hem de kadına müsamaha edemezdi. Ya ebediyen çocuk olarak kalacaktım ya da onu kaybedecektim..
Ayağa kalktım, banyo kapısını sessizce kilitledim, aynadaki bileğini tutan kıza baktım. Bakışları donuktu, yanaklarından damlalar süzülüyordu. Nefret ettim ondan zayıf olduğu için, kırılacak bir kalbi olduğu için. Shawn'un ya da herhangi birinin onu böyle incitebilmesi, affedilir şey değildi.
Marlow'un kaleminden çıkmış Dr. Faustus sınırsız bilgiye erişebilmek için şeytanla anlaşma yapan bir adamın nasıl kendini içinden çıkılamayan bir trajediye sürüklediğini anlatıyor. İnsanoğlunun erişemediği, kısıtlı kaldığı noktalar vardır bu hayatta. İnsan hayatta aciz bırakılmıştır ki kendi egosunun ve kalbinde gizlenmiş kötülüğün oyuncağı olmasın diye. Fakat Dr. Faustus'da bu sınırları aşan bir profesörü görüyoruz. Tek istediği bilgi ama bu bilgiye ulaşmak için tanrıyla aşık atıyor ve şeytanın kollarına bırakıyor kendini. Sonrasında yalnızca "bilim" için çıktığı bu yolda amaçlarından sapıyor ve kara büyüyü resmen bir çocuk gibi kendi oyunları için kullanıyor; kendini krala ve kraliçeye kanıtlamak için kullanıyor, sarayda absürt düzenbazlıklar çeviriyor ve sonunda kendi sonunu getiriyor. Onu bu yol boyunca uyaran kişiler olsa da o görmek istediği gerçekleri görüyor ve açgözlülüğüne, egosuna yenik düşerek insan olarak doğduğu bu dünyadan tanrı olarak ayrılmak istiyor. Faustus'un trajedisi burda başlıyor; tanrılar tarafından tanrı olmak için şeytanla yaptığı işbirliği için cezalandırılıyor fakat Faustus yol boyunca saptığı dönemeçlerden bile haberdar değil. Tek isteği var o da insanlığın ötesini elde etmek.
"İnsan ilahi birşey olamazsa, bir hiçtir. ve yine de, sen, Faust bir insandan başka nesin ki!"