Baba benim için dağ demek; içinde ne fırtınalar koptuğunu, hangi hüzünlere ev sahipliği yaptığını bilmediğim bir dağ... Hep dik ve sağlam duruşu, gardını hiç indirmeyişi; ya sessizliğiyle yüreklere hareler diken ya da kükremesiyle gönüllere korku ve hüzün salan bir dağ. Omuzlarına ağır gelenlerden mi böyle sivri yamaçları var, yoksa yükünü belli etmemek için mi sivrileşti? Yamaçlarında, hiçbir zaman gerçekliğine ulaşamayacağım cevherler gizli.
Gözleri, hissettiriyor bazı hisleri; bazen bulutlar kadar dolu, bir kuyu gibi derin, mahzun ve yalnız... Bazen de öfkeden kan çanağı, sinirden kapkara. Bazen de ışıl ışıl. Gözlerinin en sevdiğim hali, ışıldayan bir yıldız gibi baktığı anlar. Yüreğim, gönlünün de o ışıldayan haline hasret; sarıp sarmalamanı umutla bekliyor. Bu kadar güzel severken, bu kadar güzel bakarken ne var birazını da yüreğime serpiştirsen? Yine de ben seni bu hareli halinle seviyorum. Alıştım artık yamaçlarına, sert kayalarına. Senden vazgeçmek ölüm gibi bana.
Sen şimdi hastasın ya, gönlüm nefes almakta zorlanıyor. Aklım sende seyire çıkmış; ellerim, dilim şifa bulman için duada. Yüreğimi pare pare etme, mecali kalmadı. İyileş, iyileş de her zamanki gibi dimdik ayakta dur. Sesin kulağımdan, gözün üstümden, sözlerin yüreğimden eksik olmasın. Ömrün hayırlı, gönlün huzurlu olsun. Bedenin de yüreğin de şifa bulsun. Yokluğunla öldürme beni...
(Nefsime, Kalemimden)