Cânefşân

YÜREKLERDE AÇAN GÜL!
​Mini bir bahçe, mini bir yaşam, mini bir nefes, zerrede hayat... Kurumuş toprakta can bulan bir ruh. Baktın mı küçük, sordun mu görünmez; ama toprağa renk cümbüşü... Şikayetlenmeden, zahmet vermeden usul usul toprağa kök salan, çiçek açınca da yüzlerde tebessüm oluşturan minik bir can. ​Tıpkı bu minik çiçek gibi, bizim hayatımızı da renk cümbüşüne çeviren insanlar var. Usul usul yamacımıza yanaşıp kalbimize kök salar, yürek coğrafyamızda çiçek açarlar. Yüzümüze tebessüm, sadrımıza şifa olurlar; kuru bir toprağa döndüğümüzde yüzümüzde tebessüm oluştururlar. ​Her zaman değil, zamanı gelince çiçek açarlar. Solmazlar, yok olmazlar; zamanına göre renk renk, biçim biçim, ihtiyaca göre açarlar. ​Etrafınızda yüreğinizi çiçeklerle donatan insanlar olsun, sizler de onların yüreklerinde açan gül olun. Zira insan, insana yeterince yük oluyor... *Babam'ın mini bahçesinden... (Nefsime, Kalemimden)
Hayat ve İnsan
Reklam
Kıyamet günü, Allah'ın seçtiği din hariç, Her din yok olmaya mahkûmdur. *Suyuti, "Tarihu'l-Hulefa" s. 31
Sayfa 31 - Ravza·Kitabı okuyor
Din
Bana özlemin kaldı!
ey yıllardır içimde besledigim kanarya senin o sulusepken, yeşil gözlerin varya gökleri denizin elinden aldı fırtına delirdi; deniz bunaldı kızıl tüylü kanatların firakını cekti uzaklara resimlerini bana özlemin kaldı patikalar ustune yasıverdin adımı acımasız,her aksam ciğnedin feryadımı ey yıllardır içimde besledigim kanarya senin o sulusepken goslerin varya sanki bir alev topu, yakar hayallerimi her ikindi sonrası ruhumun toprağına garip tohumlar gibi atarım ellerini sana mahsun bir umut, desemmi bilmiyorum sana çılgın bir bulut, desemmi bilmiyorum derin bir ucurumda arıyorum kalbini ya gel, yabeni unut, desemmi bilmiyorum ey yıllardır içimde besledigim kanarya senin o sulu sepken yeşil goslerin varya ruyalarımı caldı sevda ırmagında sular alcaldı son bahar ugradı yureğimize sararttı gülleri, yaseminleri bana özlemin kaldı Nurullah Genç
Şiir

Cânefşân

, bir kitabı okumaya başladı
BABAM'A!
Baba benim için dağ demek; içinde ne fırtınalar koptuğunu, hangi hüzünlere ev sahipliği yaptığını bilmediğim bir dağ... Hep dik ve sağlam duruşu, gardını hiç indirmeyişi; ya sessizliğiyle yüreklere hareler diken ya da kükremesiyle gönüllere korku ve hüzün salan bir dağ. Omuzlarına ağır gelenlerden mi böyle sivri yamaçları var, yoksa yükünü belli etmemek için mi sivrileşti? Yamaçlarında, hiçbir zaman gerçekliğine ulaşamayacağım cevherler gizli. ​Gözleri, hissettiriyor bazı hisleri; bazen bulutlar kadar dolu, bir kuyu gibi derin, mahzun ve yalnız... Bazen de öfkeden kan çanağı, sinirden kapkara. Bazen de ışıl ışıl. Gözlerinin en sevdiğim hali, ışıldayan bir yıldız gibi baktığı anlar. Yüreğim, gönlünün de o ışıldayan haline hasret; sarıp sarmalamanı umutla bekliyor. Bu kadar güzel severken, bu kadar güzel bakarken ne var birazını da yüreğime serpiştirsen? Yine de ben seni bu hareli halinle seviyorum. Alıştım artık yamaçlarına, sert kayalarına. Senden vazgeçmek ölüm gibi bana. Sen şimdi hastasın ya, gönlüm nefes almakta zorlanıyor. Aklım sende seyire çıkmış; ellerim, dilim şifa bulman için duada. Yüreğimi pare pare etme, mecali kalmadı. İyileş, iyileş de her zamanki gibi dimdik ayakta dur. Sesin kulağımdan, gözün üstümden, sözlerin yüreğimden eksik olmasın. Ömrün hayırlı, gönlün huzurlu olsun. Bedenin de yüreğin de şifa bulsun. Yokluğunla öldürme beni... (Nefsime, Kalemimden)
İnsanlar ve Duygular
Reklam