‘uçurumun kenarındayım Hızır
Bir dilber kalesinin burcunda
Muhteşem belaya nazır
Topuklarım boşluğun avucunda
Derin yâr adım çağırır
Kaldım parmaklarımın ucunda
Bir gamzelik rüzgar yetecek
Ha itti beni ha itecek
Uçurumun kenarındayım Hızır
Civan hazır
Divan hazır
Ferman hazır
Kurban hazır.’
‘İmâm-ı Şâfiî; sabretmem gerekiyor, tâ ki sabrım sabrıma tahammül edemeyene kadar. Sabretmem lazım tâ ki Allah meselem için bir kapı açana kadar. Ve sabretmem lazım tâ ki sabrım, sabretmem gereken bir meseleye sabrettiğimi bilene kadar.’