5/10
·675 syf.··
2026 42. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 09:43
Portekizli yazardan okuduğum ilk kitabın ilk sayfaları işte bu aradığım kitap, dedirtti ama bu heyecan pek fazla uzun sürmedi, sanki birer yemekti benim için bu kitap. Evet, aynen öyle, belki de ekşi hafif bir tatlı. Başlarda görünüşü ve damağa gelen ilk tadın hazzı bambaşka oluyor lokmaların devamı nedense o ilk deneyimdeki hissiyatı bozuyor daha iyisi yeniden inşa ediyor, bu okuduğum çoğu kitaptaki genel süreç: İnşa edilen ve edilmekte olan yapı ilk satırların ve sayfaların gölgesine bütünüyle özellikle de ortalarına doğru sığınmakla yetiniyor, onu aşamıyor. Ben şimdi bunun nedenini arıyorum, bu kitap bana bu konuda ciddi anlamda destek verdi, okurken fark etmemi sağladı üstelik okuma süreçlerinde ki bu deneyimi aktarmadan ki ben kendisi üzerinden deney yapmış bulunmaktayım. İlk başlarda işte aradığım tarz bu dedirtirken yavaş yavaş kendini soldurması tamamen olağan! İnsan her şeye alışır____haklılar, ben sıkıldım o kadar. Gerçi biraz da karakterin görüşleri etkili oldu, bu görüşler yer yer tekrara düştü, yer yer huzur dahi verdi! Eh, tabi huzursuzluğun kitabında huzur bulunca o kısa soluk alınan satır da bunalttı insanı. Kitabın kendisine döneyim yazarın hayali olarak oluşturduğu yazarlarından birinin bilinç akışı aforizmaları deyip geçmeden gerçi aforizmadan çok kısa hikayesiz anekdot. Konu belli zaten, yaşamak! Ah, hayır, öyle değil! Bildiğimiz yaşamak değil. Uyuyan Adam'ı, Yer Altından Notları hatırlatıyor şayet uyuyanın sersemliği, yer altındakinin keskin virajlarını göz ardı edersek zira karakter eminsiz vücuda anlam yüklü kumaştan pelerin seriyor, uçmak için değil, yazar kendini izlemek istiyor olabilir ancak ben her cümleyi dikkatle irdelemek isteyebileceğim kadar oyuncu rolünü giremeyeceğim. Dedim ya yemek bu, belki de soğudu artık.
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 202514,6bin okunma
6/10
·80 syf.··
2026 12. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2026 10:44
Merhaba arkadaşlar. Herkese mutlu pazarlar. The Escaped Cock eserini Can Yayınlarının Mart 2010 tarihli ilk baskısından okuma fırsatı buldum. Cock, benim bildiğim kelime anlamı olarak Horoz’a söyleniyor. Diğer kelime de kaçmak anlamına geliyor. Ama çeviri olarak ‘Ölen Adam’ çevirisi yapılıyor. Ben bunları 70’lerin çevirilerinde eleştiriyordum ama burada ilk defa eleştireceğim. İkincisi, okumaktan ziyade bazı kavramları anlamak için Hristiyan inanç ve öğretilerini azıcık da olsa bilmek, özellikle çatışmalı kısımları araştırmak bu kitabı anlamak açısından faydalı olacaktır. Ve 2 tane -çok özür dilerim ama- berbat gelen kitaptan sonra bu gizem dolu, etkileyici, masalsı diyebileceğim bir kitabı okumak bana çok iyi geldi diyebilirim. Şimdi bu tuhaflıklar silsilesine hep birlikte göz atalım. Öncelikle bir adam okuyoruz. Yalnızca yürüyor. Aslında bir yere ulaşmaya çalıştığını anlıyoruz. Tasvirlere bakılırsa ve kitabın adının da oluşturduğu etkiyle acaba bu adam ölü mü diye düşünüyoruz. Walking Dead mı geliyor demeyelim. Ama bir an düşündürdüğünü itiraf etmeliyim. Daha sonra bu adamın aslında ölmediğini ve bir şeylerin inadına yaşadığını düşünmeye başlıyoruz. Bize yansıtılan bu. Ama asıl merak bu adamın nereye yürüdüğü ile ilgili. Arkadaşlar, sırrı vereyim mi? Bu aslında bir insanın değil bütün insanlığın yürüyüşü. Çünkü pek çok güne uyanıyoruz, bugün de bir güne uyandık. Ne olacağını hiç bilmiyorduk planlarımız vardı belki ve öylece yürüdük ve hala yürüyoruz. Yani bu yönüyle de kitapta işlenen pek çok mit ile de o kadar doyurucu bir eserdi ki bu. Ben buna yine de her şeye rağmen bir ölüm ve ölümden sonra hayata dönüş yolculuğu diyerek bir tanımlama yapmak istiyorum. Hristiyan inancına bir hakaret mi yoksa Hristiyanlığın mucizesi olarak mı değerlendirmem gerektiğini
Ölen AdamD. H. Lawrence · Can Yayınları · 2017673 okunma
Reklam
Puan vermedi·608 syf.··
2025 16. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 09 Temmuz 2025 18:59
Uzun zamandır bu kadar kalın olup da bir o kadar akıcı olan bir kitap okumamıştım. Tıpkı merkezinde Çerkeslerin olduğu bir roman okumadığım gibi. Ayça Kahraman, babasının gözüne girmek isteyen bir istihbaratçı. Birbirlerine çok bağlı Çerkeslerin arasına girmek ve onların Birlik'ine dair bilgi edinmek için görevlendiriliyor; Birlik'in lideri Poyraz Şahin'in araba galerisinde hukuk danışmanı olarak çalışmaya başlıyor. İlk dakikalarından alev ateş bir ikili Poyraz ve Ayça. Hani, ikisi arasındaki çekimin hızlılığı bocalatan cinsten. Yazar bu çekimi gerçekten çok çok iyi yansıtmış. Poyraz Şahin... Arada beni 2014 romanlarına ışınlayan biri; cümleleri olsun, yer yer tavırları olsun. Yalnızca o da değil aslında hikaye de biraz ışınlıyor gibi :) Yemyeşil, öfkeli bu beyin olduğu sahneler gerçekten 'sen ol, ben okurum' dedirtiyordu. Normalde olsa sinir harbi geçirtebilir ama kitapta kalp attırıyor :) Ayça Kahraman'ı da sevdim ancak Poyraz'dan daha çok sinirimi bozdu diyebilirim. Onun daha akıllıca hareket etmesini beklerdim. Bu kadar hızlı Poyraz'a kapılmamasını mesela. Bazı anları var ki, ona dert anlatılıyor ama o, 'ben' diyor. Babasına karşı daha dik bir duruşu olmasını isterdim ki sanırım bir sonraki kitapta öyle bir Ayça göreceğiz. Gupse'yi, Kuzey'i ve Çiço'yu () anmadan edemem. Onların kitabın bir tekeri gibiler, onlarsız bu kadar güzel olmazdı muhtemelen. Kitapta en sevdiğim sahne diyince ilk aklıma film sahnesi geliyor, çok çok tatlı bir sahneydi. Yazar, Çerkeslerin dünyası hakkında görüşmeler yapmış, hem kendisi belirtiyor ki zaten kitabın içinde detaylarla belli ediyor. Çerkes soyuna ve geleneklerine hâkimiyeti bariz. Bu özenine değinmeden edemem. Kitabın puntoları gayet iyiydi, kapak zaten direkt Poyraz . Sadece -yalnızca bu kitap için değil genel olarak
1000Kitap
Adige PrensZeynep Sahra · Ren Kitap · 2024230 okunma
Puan vermedi·360 syf.··
2025 17. kitabı
İspanyolca adıyla Como una sombra, edebi derinliği, anlatım biçimi ve çok katmanlı yapısıyla öne çıkan roman 2018 Man Booker Uluslararası Ödülü kısa listesine girmiştir. Kitap, 1968 yılında Amerikalı insan hakları savunucusu Martin Luther King Jr.’ı öldüren James Earl Ray’in, cinayetten önce Lizbon’da Angola pasaportuyla geçirdiği on günü merkeze alır. Molina, FBI’ın kamuya açık belgelerinden esinlenerek bu dönemi yeniden kurgular. Aynı zamanda 1980’lerde Lizbon’da yaşamış bir yazar olarak kendi anılarını da anlatıya ekler. Böylece, katilin iç dünyası ile yazarın zihinsel yolculuğu iç içe geçer. Yazar, karakterlerin iç dünyalarını detaylı biçimde yansıtarak psikolojik bir anlatımda bulunur. Bu yaklaşım, okuyucunun hem James Earl Ray’in ruh haline hem de yazarın yazma sürecine empatiyle yaklaşmasını sağlar. Roman, yalnızca bir suikast sonrası kaçışı anlatan biyografik bir suç hikayesi değil aynı zamanda yazarın, yazarlıkla yüzleşmesini de konu alır. Böylece kurgu ile gerçeğin, geçmiş ile şimdinin, fail ile gözlemcinin sürekli yer değiştirdiği çok katmanlı bir anlatı oluşturur. Biyografik roman, anı ve psikolojik kurgu türlerinin sınırlarında dolaşan bu eser, bizlere çevirmen Murat Tanakol tarafından hem düşündürücü hem de estetik açıdan zengin bir okuma deneyimi sunar. Keyifli okumalar..
Uzayıp Giden Bir Gölge GibiAntonio Munoz Molina · Sia Kitap · 202326 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2025 7. kitabı
CARMILLA / SHERIDAN LA FANU Uzun süredir kitaplığımda duran eseri nihayet okudum. Carmilla, İrlandalı yazar Sheridan Le Fanu’nun 1872'de yayımladığı Gotik tarzda bir novella. Carmilla, vampir edebiyatının ilk dönem örneklerinden biri. Bram Stoker’ın Drakulasından (1897) 25 yıl önce yazılan eser, ilk defa The Dark Blue dergisinde (1871–1872) tefrika edilir. İrlandalı bir yazar olan Bram Stoker'ın Dracula eserine esin kaynağı olan hikaye, antolojilerde yer almış ve birçok defa sinema ve diğer türlere uyarlanmış. Roy Ward Baker'ın yönettiği Vampir Aşıklar (1970) esere görece sadık kalmış bir uyarlama. Yakın tarihli uyarlamalar arasında ise Maurico Chernovetzky ve Mark Devendorf'un yönettiği Styria ve 2014 - 2016 arası üç sezon yayınlanan televizyon dizisi Carmilla var. (tabii bunlarda bulunup izlenilecek) Fanu, başka bir eseri Horoz Ve Çapa (The Cock And Anchor) ile de diğer bir İrlandalı yazar olan James Joyce'u etkilemiş, bu etkiyle Joyce, Finnegans Wake (Finnegan Uyanması ya da Finneganın Vahı- bu eserde kitaplıkta okunmayı bekleyenler arasında) adlı eserini yazmış. Üçüncü bölümde; "Yatağın ayakucu tarafındaki duvarda Kleopatra'nın, sinesine dek uzanan yılanlarla betimlendiği kasvetli bir goblen vardı." diyor. Dip notta ise bununla ilgili; Kleopatra'nın bir meyve sepetine konulmuş yılanın ısırığı sebebiyle öldüğü yolundaki efsaneye gönderme yapıldığı yazıyor. Bu da bana Kız Kulesi efsanesini hatırlattı. Tüm efsaneler birbirine mi benziyor? Doğaüstü olayları inceleyen Dr Hesselius'un dosyalarından biri olan bu hikayede olaylar, Avusturya’nın Güney Doğusunda küçük bir yerleşim Sytria’da geçiyor. Laura, yaşadıklarını anlatıyor, böylece dehşetli öyküyü ilk ağızdan dinlemiş oluyoruz. Schloss adlı kalelerinde Laura, babası, mürebbiyeleri ve birkaç
CarmillaSheridan Le Fanu · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20186,4bin okunma
Puan vermedi·176 syf.·
2025 22. kitabı
Bana huzuru, kendime güveni ya da en azından beni çevreleyen dünyanın güvensiz sükunetini iade eden Maia oldu. Hayat katlanılabilir, yetinmeyi bilmek yeter Umberto Eco Umberto Eco, İtalyan bilim insanı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünür. Dünya kamuoyunun gündemine Gülün Adı ve Foucault Sarkacı gibi romanlarıyla giren İtalyan yazar, aynı zamanda Orta Çağ estetiği ve göstergebilim dalının ustalarındandır. Eco, 1971'de Bologna Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı.  Sıfır Sayı Umberto Eco'nun 2015 yılında yayımlanan romanı. Romanda, Benito Mussolini ve metresinin 1945'te Como Gölü'nde vurulması ve 1992 yılında Milano'da yaşayan Colonna isimli yazar hakkındaki hikayeleri anlatılır “Kötü gazetecilik konusunda bir rehber.” ifadesi yer alıyor. Gazetecilik toplum için çok önemli bir görev üstlenen meslektir. Ancak her zaman hayal edilen ya da beklenen mükemmel sonuçlar vermez. Çoğu zaman da çok nadir durumlarda iyi bir gazetecilik örneği ile karşılaşırız. "Gazeteler yalan söyler, tarihçiler yalan söyler, bugün televizyon da yalan söylüyor." Bir gazeteci olarak kitabı okurken satır aralarından kendisi de gazetelere yazılar yazmış olan Eco’nun gazetecilik konusuna eleştirel yaklaşımını ve bakış açısını görüyoruz.. Kitabın arka kapağındaki “kötü gazetecilik” ifadesini “kötü niyetli gazetecilik” olarak düzeltirsek daha doğru olur. Çünkü kötü gazetecilik, eğitimsizlik, beceriksizlik, tembellik sonucu ortaya çıkabilir. Ancak Eco’nun kitapta bir örneğini verdiği gazetecilik ise bu mesleğin birilerinin çıkarı doğrultusunda art niyetli kullanılmasıdır. "Her ne kadar Umberto Eco roman olarak, kurmaca olarak yazsa da “Sıfır Sayı”da gazetecilik ile ilgili kurmaca dışı bilgiler vererek bir anlamda olayın iç yüzüne ışık tutuyor. Sıfır Sayı
Edebiyat & Roman
Sıfır SayıUmberto Eco · Doğan Kitap · 20151,316 okunma
Reklam
Reklam