bir evvel zamandı.. gün karardı rengi lal'a dönen dudaklarımızda.. eğer bakılsaydı kırk yıl öteden görülebilirdi sesimizin kalpten akla kırılan oktavı..
bir zaman evvel susmak neyse öyle susmuştuk..
deli gibi susmuştuk..
bıyık altından naklen gülme nakli yaparken hayat, biz manyak gibi susmuştuk...
...
yağmurlar yağdı sonra.. ıslak yağmurlar.. varlığında hem bereket hem felaket taşıyan ve kent yağmalayan yağmurlar ...
yaratma ve geri alma kudretine sahip olana yöneldi memleket.. bir kanadı bir yıkıldı…
biz dönüp dolaşıp kendi kalbimizin ekseninde aşka geldik yine..
bir hayal nasılda kesiyordu nefesimizi.. nasılda istasyon kuruyorduk beklemelere..
sonra yağmurlar yağdı işte.. buzul yağmurlar.. çatlaklarımızı ovan yağmurlar...
susamadık..
Ne ayak dedik şu kaybolup duran yıldızlar.. Şu inleyen rüzgâr..
Alçı tutmaz kırık yağmurlar.. Cam arkası üşümeden ve ıslanmadan ruha figüranlık yapmak ne ayak!
Şu acılar.. şu sapan bileyen çocuk ölümleri.. bir annenin kalbinden uçup giden insanlık meziyeti…
İhbar edilen ten yazgıları.. atsan atılmaz assan asılmaz nazlı bir boyunluk.. şu kimsesizlik yurdu şu Allah’ına kadar bihodluk…
Ruha figüranlık yaparken en kral sahnemizdir kelimeler.. kuşandık parmakları susamadık..
feyz kariha