Kadınlar bol bol namaz kılacak, oruç tutacak, tahta silip çamaşır yıkayacak, çocuk doğurup, doğan çocukların büyümesiyle meşgul olacaklardı. Buydu kadınların vazifesi.
Sensiz de denizi seyredebiliyorum.
Hem dalgaların dili seninkinden açık.
Ne kadar hatırlatsan kendini boş.
Sensiz de seni sevebiliyorum.
Hep boş konuşurduk hatırlar mısın, bula bula,
Karşılaştığımız zamanlarda.
Sen, sevgiden şımaran çocuk,
Ben şaşıran budala.
Analarımızdan öğrendiğimizi hiçbir kadın öğretemez bize. Bizi hep çocuk saydıklarından umursamadan, anlamadığımızı sanarak rahatça konuşurlar yanımızda. En güzel gerçekleri böyle öğrendim ben. Sonraları öylesine içten konuşan kadına rastlamadım.
"Az öğrenmek tehlikeli bir şeydir;
Ya kana kana iç ya da Pieria pınarının tadına hiç bakma:
Oradaki hafif hava akımları beyni zehirler,
Fazla miktarda içmekse bizi yeniden ayıltır."
— "Eleştiri Üzerine Bir Deneme" (1711) Alexander Pope
İstismara uğramış çoğu çocuk büyüdüğünde istismarcı olmadığı halde, bir ebeveyn çocukluğunun erken dönemlerinde bu tür deneyimler geçirmişse, tacizkar veya ihmalkar olma şansı büyük oradan artar.
O da ötekilerin ardından yokoluşa doğru atıldı.
Derenin şırıltısı kesildi.
Rüzgâr sustu.
Kuşlar, ağaçlar, bulutlar, meyveler, serviler, tepeler, dağlar herşey, herşey kayboldu. Ortada hiçbir şey kalmadı. Hiç.
Bir çocuk, bir eflatun kahkaha çiçeğinin dürbününden bakmış ve bir serap görmüştü. Hepsi bu...