"Karacaoğlan her ne kadar, “Ölüm ile ayrılığı tarttılar,/Elli dirhem fazla geldi ayrılık.” dese bile gerçekten kalpten sevenler ve sevdiklerini bir başka dünyaya uğurlayanlar bilirler ki, keyifli bir akşam vakti kafamızı kaldırıp gökyüzüne baktığımızda, O’nun da aynı yıldızlara bakıyor olduğunu düşünmek fikri çocukça bir mutluluğa sebep olur. Sevdiğimiz ve kaybettiğimiz canların o keyifli akşam vakitlerinde buz gibi toprağın altında olduğunu bilenlerimiz ise derler ki: “Ölüm ile ayrılığı tarttılar,/Elli dirhem fazla geldi ölüm.”"
Sayfa 112·Kitabı okudu
Galiba...
Çocukça acımasızlığımızın Pokrovski'yi ağlayacak raddeye getirmesine katlanamıyordum. Galiba Pokrovski'nin gözyaşlarını görmek istemiştik. Galiba sabrının son damlasını da taşırmak istemiştik. Galiba bu bahtsız ve yoksul insanı o kadar zorlayınca kendi kara yazgımı hatırlamıştım.
Sayfa 46·Kitabı okuyor
1000Kitap
Reklam
Biraz uzun bi alıntı ama okuyun
Başarı arzularıyla iradesinin zayıflığı arasındaki orantısızlığı acı acı hissetmemiş bir öğrenci var mıdır? Hocalarımız bize, özgürsünüz diyorlardı. Biz de umutsuzluk içinde bu beyanın yalan olduğunu hissediyorduk. Hiç kimse bize iradenin yavaş yavaş kullanıldığını öğretmiyor, hiç kimse nasıl kazanıldığını öğrenmeye akıl etmiyordu. Hiç kimse bizi bu mücadeleye hazırlamıyor, hiç kimse bizi desteklemiyor, biz de gayet doğal bir tepki ile Taine’in ve kadercilerin çocukça öğretilerini coşkuyla kabulleniyorduk; en azından onlar bizi de sel ediyor, mücadelenin Yararsızlığı karşısında tevekkül telkin ediyorlardı. Biz de tembelliklerimizi avutan bu öğretilerin yalanını hissetmemek için kendimizi uyuşturarak yoldan çıkarılmaz sakin sakin izin veriyorduk. 
Sayfa 24·Kitabı okuyor
... «Ya siz?» dedim çocukça bir küstahlıkla. Hiç yanlış yapmaz mısınız?» «Sık sık, diye yanıtladı. Ama yalnızca bir yanlıştansa, birçok yanlış tasarlıyorum, böylece de hiç bir yanlışın tutsağı olmuyorum.»
Sayfa 432 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Şimdi ben burada, vaktiyle bir askerî okuldan tardo-lunmuş ve üniformayı çıkararak başıbozuk elbisesi giymenin ızdırabını tatmış bir insan olarak bu eski Har-biyelilerin, kimse tarafından bilinmeyen, fakat ölçmek kabil olsa göklere kadar yükseleceği belli bulunan ızdı-rabından bahsetmek istiyorum. Kendi maceramda ben, Türk kanunları bakımından haksızdım. Türkçü ve ırkçı olduğum için, Türk ünifor-ması taşımasına rağmen Bağdatlı bir Arap olan Birinci Mülâzim Mesut Süreyya'ya selâm vermeyi reddettiğim için tardolunmuştum. Fakat bu 1500 eski Harbiyelinin durumu büsbütün başkadır. Onlar "emre itaat" prensibi ile, arkadaşlık ve mertlik zihniyeti ile yetiştirilmişler, arkadaşlarını yalnız bırakmayı en büyük utanç saymışlardır. Alarm verildiği zaman bu 1500 genç, silâh başı edecek yerde herbiri bir bucağa sıvışıp kaçsaydı acaba makbul mü sayılacaklardı? Bugün subay olmaya lâyık görülme-yen bu çocuklara o zaman takımlar ve taburlar emanet edilebilecek miydi? 21 Şubat'ın da, 20 Mayıs'ın da olacağı biliniyordu. Bu-rada bir suçlu varsa bu 1500 çocuk değil, ayaklanmaların yapılacağını bildiği halde tedbir almayan, Talât Aydemir'le yakınlığı olanları Harbokulu'nda ve Ankara'da bırakan o zamanki hükümettir. Ortada elle tutulur bir delil yokken Talât'la yakınlığı olanları uzaklaştırmanın antidemokra-tik olduğunu söylemek pek çocukça olur. Mahkemenin beraat ettirdiği gençleri Harbokulu'ndan çıkarmak çok mu demokratiktir? Yıllardır sivil zihniyetin dışında, disiplin ruhu ile yetişen bu gençleri alabildiğine hürriyet içinde yaşayan üniversitenin şurasında, burasındaki boşluklara, gediklere yerleştirerek görev yaptığına inanmak bile bile aldanmadan başka bir şey değildir. Bunlar arasında maddi imkânsızlık dolayısıyla yüksek öğrenimini bırakanlar da bir haylidir ki bu da ayrı bir
Sayfa 81 - 82 Ötüken, 22 Kasım 1965·Kitabı okuyor
“kaderin önceden yazıldığına ve insanın hayatta yaptığı her şeyin Tanrı’nın tasarısında zaten yer aldığına derinden, çocukça bir inanç besliyordu.”
Sayfa 117·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam