Ve benim durumum doğduğum günkü kadar kötü ve hüzünlüydü. Tek fark, istediğim sıklıkta olmasa bile arada sırada içki içebilmekti. İnsanın kendini sonsuza dek sersem ve yararsız hissetmesini engelleyen tek şeydi içki. Onun dışındaki her şey insanı sürekli gagalayıp deliyordu. Ve hiçbir şey ilginç değildi. İnsanlar kısıtlayıcı ve tedbirliydiler, aynıydı hepsi. Ve bu g. tlerle ömrümün sonuna dek yaşamak zorundaydım. Tanrım, hepsinin kıç delikleri, seks organları, ağızları ve koltuk altları vardı. Sıçıyor ve konuşuyorlardı ve at boku kadar can sıkıcıydılar. Kızlar uzaktan iyi görünüyor, güneş elbiselerinde ve saçlarında parlıyordu. Ama yakınlaşıp ağızlarından akan beyinlerini dinleyince silahlanıp yeraltına gizlenmek istiyordum. Mutlu olmayı asla beceremeyecek, asla evlenemeyecek, çocuk sahibi olamayacaktım.
"Demokrasinin zayıf noktalarından biri halk oylamasının, seçildikten sonra bizi önceden kestirilebilir ve sıradan bir duygusuzluğa götürecek sıradan bir başkanı kaçınılmaz kılmasıdır!"
Tekrar ilkokuldaydım sanki. Güçlülerin yerine zayıflar birikmişti etrafıma, yenenlerin yerine yenilenler. Yaşamımı onların eşliğinde sürdürmek alınyazım olmalıydı. Çok sıkıyordu bu canımı, beni asıl rahatsız eden bu geri zekalıların beni dayanılmaz bulmalarıydı. Kelebeklerin ve arıların arzuladığı bir çiçek olmak varken, sinekleri cezbeden bir bok parçasıydım. Yalnız yaşamak istiyordum, yalnız olunca daha iyi hissediyordum kendimi, daha temiz, ama onlardan kurtulacak kadar zeki değildim. Onlar benim efendilerimdi belki de: şekil değiştirmiş babalarım.
Bayağı haz duymuştum. Kötülerden biri addedilmek hoşuma gitmişti, kötü olduğumu hissetmek. Herkes iyi olabilirdi, iyi biri olmak cesaret gerektirmiyordu. Dilinger cesurdu. Ma Barker o adamlara makineli tüfeğin nasıl kullanılacağını öğreten müthiş bir kadındı. Babam gibi olmak istemiyordum. O kötü geçiniyordu sadece. Kötüysen kötü rolü yapman gerekmez, kötüsündür. Kötü biri olmak hoşuma gidiyordu. İyi olmaya çalışmak hasta ediyordu beni.(family education is a must)
John Fante,eserinde yoğun duygularını okuyucuyla paylaşıyor.Arturo Bandini'yi yaratmış ve kendini onunla özdeşleştirmiştir.Meksikalı Camilla'ya karşı dayanılmaz duygular içinde ve onla zıtlaşma gibi bir halet-i ruh içinde buluyor kendini ya da bundan kendini alamıyor.Eğer ki;yazarın yoğun duygularına ve aşkına karşı empati yapamayacaksanız bu kitabı okumanızı önermem.1940'ların Los Angeles şehri hakkında bilgiler ediniyorsunuz.Sadece Amerika'nın kırsalından değil,Avrupa'dan,Çin'den,Japonya'dan göç dalgası olduğunu öğreniyoruz.Son notum ise el bebek gül bebek varlık içinde rahat bir hayatı olanların da okumaması gerekiyor diye düşünüyorum.Çünkü:Arturo Bandini diplerde yaşıyor hayatı.