İnsanların söylediklerinden çok, yaptıklarına bakın. Özellikle de konu kendileri olduğunda.

Bibliyoterapi33

@Bibliyoterapi33
·
Çok kötü şeyler yapmış insanlar bile, kalplerinin temizliğini, çok hassas olduklarını ve diğer insanlara yaptıkları fedakârlıklar yüzünden kendilerinin çok zorlandığını ağlayarak anlatabilir. Ve işin garibi o anda tamamen doğru söylediğini düşünebilir. Kötü insanlar nadiren kötü olduğunu düşünür.
Evlerin kuytularında büyüyen o eski, telaşlı çocuk, ne zaman bir vazo kırılsa suçu hep kendi ellerinde arardı. Başkalarının fırlattığı taşların izini silmek için kendi gövdesini siper etmek, rüzgârın yönünü değiştiremeyeceğini bile bile fırtınaya karşı yürümek... Bir tebessümün, bir fincan kahve sıcaklığının hatırası öylesine büyük bir mülktü ki onun gözünde, upuzun hakaretlerin ve incelikli zalimliklerin yarattığı tahribatı tek bir bakışla temize çekebilirdi. Eksilmekten, eksiltmekten ve en çok da o tekinsiz boşlukta tek başına kalmaktan duyulan o kadim korku. Hikâyeyi hep omurgasından büküp "biz" kılma çabası, en nihayetinde insanın kendi zeminini kaybetmesiyle sonuçlanıyordu. Karşı taraftakilerin öfkesi, milimetrik hesaplarla yontulmuş, içi kurşunla doldurulmuş ağır külçeler gibi vururdu göğse. Tam isabet, tam zamanında ve tam da en zayıf halkanın dövüldüğü o anda. Oysa buna karşılık verilen o cılız isyanlar, can havliyle havaya savrulan, hiçbir menzili olmayan, boşlukta asılı kalan anlamsız yankılardan ibaretti. Bir köprüyü onarmak, uçurumun iki yakasını bir araya getirmek için ne zaman arkaya dönülse, geride kalan tek şey uçsuz bucaksız, rüzgârlı bir ıssızlıktı. Günlerce süren, takvim yapraklarını sarartan o ceza gibi sessizlikler... Canları istediğinde, kendi kışlarından sıkıldıklarında dönüp kaldıkları yerden yaralamaya devam eden bencil kaleler, kendi doğrularının yarattığı o koyu körlükte, bir başkasının kalbindeki o ince sarsıntıyı, o titreyişi bir kez bile fark etmediler. Uzun bir kış boyunca bu gaddarlığı, bu hoyratlığı "onların iklimi böyle, sevme biçimleri bu" diyerek kabullenmek, insanın kendi yangınına su taşımaktan vazgeçmesidir. Kendine söylenen en konforlu, en korunaklı yalandı bu. Oysa sevgide kibrin, o hisarları yüksek tutma arzusunun yeri
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Güzelliğiyle can yakan ne varsa, zamanla içimizde bir yere yerleşir. Unutamazsın; sadece yaşamayı, onunla yürümeyi öğrenirsin. İnsan dediğin, acının coğrafyasında yavaş yavaş akan bir nehir gibidir. Sonra kalabalıklar , insanlar, şehirler, uğraşlar....ya zaman geriye yada çok ileriye aksın istersin....Hafızanın kuytusunda duran her şey; bir tanıdık koku, yağmura karışan elfida, aniden zihninde yankılanan bir ses... Hepsi zamanın ruhumuza bıraktığı kutsal birer emanet.... Gün gelir, o emanetlere, bakıp gülümsersin. Ama o gülüş, bir ayrılığın ya da bitişin ilanı değil; kokuların, seslerin ve burun direğini sızlatan derin özlemin içimizdeki sessiz, sonsuz selamıdır...
İnsanlar abartı şekilde iki yüzlü. Aramıyorum da birazcık bak azıcık gerçek olsanız... Uzağına yaklaşmayı bile istemiyorum kimsenin. Hem zaten bir iki ıslığa canları sıkılıyor bırak şarkı söylemeyi. İnatlaşmayı bırakalı çok olmuş, ayak uydurmak sıkıcı biliyorum ama böyle sürebiliyor iletişim. Bi tat var, hani biliyorum onu alamıyorum. Reseptörlerim fosilleşecek bu gidişle.
Çok az kişiyle muhatap oluyorsan çok kişiyi çözmüşsün demektir. Buda gecenin son sözü olsun
İnsanlar en çok, tüm yorgunluklarını bir kenara bırakıp oldukları gibi görüldükleri o ilk samimi gülümsemede mutluluğu ararlar.