7/10
·238 syf.··
2026 16. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 08:35
İhsan Oktay Anar’ın efsanevi eseri Puslu Kıtalar Haritası’nı, Radyo Tiyatrosu üzerinden yaklaşık 1 saatlik bir sesli oyun olarak dinledim. Dinlerken atmosfer ve seslendirmeler ne kadar başarılı olsa da içimde hep bir şeylerin eksik kaldığı hissi vardı. Sanki koca bir evrenin içinden aceleyle geçmişiz gibi hissettim ve dürüst olmak gerekirse ilk başta kitaptan tam olarak bir netice çıkaramadım, yazarın ne anlatmak istediğini kavrayamadım. Küçük bir araştırmadan sonra anladım ki bendeki bu eksiklik hissi çok normalmiş. Çünkü radyo tiyatrosu, mecburen bu devasa ve labirent gibi eseri 1 saate sığdırabilmek için kitabın o muazzam yan hikayelerini ve en önemlisi felsefi derinliğini kesip atmış. Sonuç olarak; radyo tiyatrosu bu harika atmosfere giriş yapmak için güzel bir basamak oldu ama kitaba asıl ruhunu veren o felsefi okyanusu kaçırdığımı fark ettim. En kısa zamanda bu eseri elime alıp, satır satır okuyarak hakkını teslim etmeyi planlıyorum. Benim gibi sadece dinlemekle yetinenlere tavsiyem; bu puslu haritayı bir de sayfaların arasında keşfetmeniz
Edebiyat
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma
Katil kim ya da Neden ???
Puan vermedi·256 syf.·
2026 10. kitabı
Agatha Christie'nin en önemli eserlerinden biri olan Doğu Ekspresinde Cinayet, 1933 yılında kaleme alınmış ve 1934 yılında yayımlanmıştır. Romanın İstanbul'daki Pera Palace Oteli'nde yazıldığı söylense de bu konuda net bilgiler bulunmamaktadır. Yazar, romanı yazarken Lindbergh olayından esinlenmiştir. Eser ayrıca yazarın ikinci eşi olan Max Mallowan'a ithaf edilmiştir. Romanda trende işlenen bir cinayet ve katilin bulunma süreci konu alınmaktadır. Ünlü dedektif Poirot, katilin bulunması sürecinde önemli bir rol oynar. Keskin zekâsıyla trendeki herkesi sorguya çekerken vicdanıyla da yüzleşmek zorunda kalır. Bu noktada önemli bir soru devreye giriyor: Vicdan mı, adalet mi? Neden para adaleti satın alacak kadar güçlüdür? Peki paranın gücü vicdanı satın almaya yeter mi? Adaleti para karşılığında satın alan insanlar bir gün Allah'ın huzurunda nasıl hesap verecekler? Hiç mi vicdan azabı yaşamıyorlar? Geceleri nasıl uyuyorlar? Kabus görmüyorlar mı? Hiç mi kaybetme, tükenme ya da bir gün bedel ödeme korkuları yok? Bunlar nasıl insanlar? Evet, yine bir Kumrike ve kafasında deli sorular... Tüm insanlar masum doğar. Onları kötülüğe iten şey aileleri, çevreleri ve içinde bulundukları şartlardır. Buna inanıyorum. Ama yine de bir çocuk katiline karşı merhametli olamıyorum ve katilin ödediği para karşılığında özgür bırakılmasını aklım da vicdanım da kabul etmiyor. Bundan yaklaşık otuz yıl önce üvey kızına yaptığı kötülüklerle tanınan bir kadın vardı bizim köyde. Ben o küçük kızın acısını hâlâ hissediyorum ve o üvey anneye bugün bile selam vermiyorum. İçimden gelmiyor. Çocuklar masumdur. Kitabı okurken katilin peşine düşmek yerine sürekli "neden?" diye sordum. Çünkü karakterlerin hepsi kendi dünyalarında yaşıyor gibiydi. İnsanların davranışlarının altında yatan nedenleri
Doğu Ekspresinde CinayetAgatha Christie · Altın Kitaplar · 201936,1bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yine insan ve yine MUHTEŞEM çözüm yeteneği !
Puan vermedi·192 syf.··
2026 24. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 11:03
Distopik türde okuduğum bir çok kitapla karşılaştırdığımda bence en ağır senaryo bu kitaptı.Alışıncaya kadar birkaç kez kapatıp bir kenara atmayı düşündüm. Ama biliyordum ki hiçbiri öylesine yazılmış cümleler değildi. Vermek istediği mesajı yada mesajları almayı çok istiyordum. Bu yüzden sabırla devam ettim.. Kitap Marcos isimli bir karakterin normal yaşantısını ve bu yaşantısındaki sorunları anlatmakla başlıyor. Hasta bir babası var onunla ilgileniyor, Çocuğu ölüyor vs.. Ve birgün dünyada ölümcül bir virüs beliriyor sonrasında hayvanlara bulaşıyor. Artık hayvan eti tüketimi yasaklanıyor ve bütün hayvanlar imha ediliyor. Vejetaryen beslenme bir süre sonra pes ettiriyor. İnsanlar uzun süre protein ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar ve alternatif çözümler bulmaya uğraşıyorlar. Kitabın konusuda burada başlıyor aslında.. Hayvanlarla eş proteine sahip tek canlı insan en değerli ve tek alternatif haline geliyor.. Evet oldukça ürkütücü olsada hayvan etinin yerini insan eti alıyor.. Bu yeni sistem için üretimhaneler,kesimhaneler kuruluyor.. Ürünlerin işlenmesi için fabrikalar .. Artık insan çiftliklerinde çoğaltılan insanlar "Kafa" " doğan bebekler "Ürün " olarak adlandırıyor.. Bir süre sonra hayvan eti yiyormuşçasına normalleşiyor herşey.. Ve bence kitapta mesajın verildiği kısım.. Yine zengin insanlara özel yetiştirmeler yapılıyor.. Onlara özel parçalar kesilip paketleniyor.. Yani kapitalizm bu durumda bile kendini gösteriyor. Zaten verilmek istenen mesajlardan biride bu aslında... Okurken başlarda dehşete kapılsamda bir süre sonra herşey normalmiş gibi gelmeye başlayınca bir ürkmedim değil :) Bence burada verilen 2. mesajda şartlara alıştığında yada bu sana dayatıldığında ne kadar mücadele etsende sende o sistemin bir parçası oluyorsun.. Kitabın sonu aslında tam
Leziz KadavralarAgustina Bazterrica · Siren Yayınları · 20252,448 okunma
Puan vermedi·336 syf.··
2026 31. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 00:15
Bu kitabı okumak anneleri paranoyak yapar. Akraba, komşu, kim olursa olsun çocuklarımız konusunda hiç kimseye güvenmememiz gerektiğini gösteriyor. Kitap üç bölümden oluşuyor. Samatya ve Millet bölümünde çocuk karakter Melek’in gözünden ailesini, çevresini okuyoruz. "Kimse beni sevmeyince kendi kendimi evlat edindim." “İnsan annesine küsünce bir daha çocuk olamıyormuş.” “Babam çocuklarını annem doğurduğu için seviyor” Melek’in kurduğu bu cümleler sevgisiz, ilgisiz büyümenin küçük yürekte açtığı yarayı gösteriyor. Vatan bölümünde olaylar Melek’in kızı İnci’nin dilinden anlatılıyor. Bu defa da kızının her istediğini yerine getiren fakat annesine kötü davranan baba figürü var. “O geceden sonra babam diğer babalar gibi davranmaya başladı. Çok korktum. Çünkü babamın normal haliyle ne yapacağını bilmiyorum.” İnci babası ile alakalı buna benzer birçok cümle kuruyor. Babalığın çocuklara istediğini almakla ya da istediğini yapmakla olmadığını esasında anneyi severek çocuğu mutlu edeceğini anlatmaya çalışıyor. Kitabın sevmediğim yönleri: -Melek’in hikayesi yarım kalıyor aniden anne olarak karşımıza çıkıyor. Yaşadığı travma sonrası noldu, İnci’nin babası ile nasıl tanıştı, nasıl evlendi? Vs. Soruların cevabı yok. -Yazarın Alevi olmakla ilgili bir derdi var gibi. ( Gelin başı kitabında da sıkça yer vermişti) Kitapta Melek ve ailesi Alevi ama bunu herkesten gizlemeye çalışıyorlar. Sık sık alevilik yönüne değinilmiş. Gereksiz tekrar ediliyor. -Daha küçük yaşta bir çocuğa bira içirilmesi de rahatsız etti. Sanki normalmiş gibi verilmiş. -Küçük bir çocuğun Allah’la ilgili söylemleri çok aşırıydı, daha yumuşak daha çocukça cümleler kurabilirdi. -Melek’in annesi hakkındaki kötü sözleri, bedduları bir çocuğun kurmayacağı türden. -Ve kitapta neredeyse tüm erkekler sapık. Potansiyel Nuri
Vatan Millet SamatyaSeray Şahiner · Doğan Kitap · 20251,444 okunma
6/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
“Ve bir şey daha söyleyeyim bak, aşk gelecek değildir Lora, geçmiştir. Benim kemiklerimden ve etimden ve kanımdan, senin damarlarından ve tükürüğünden doğmuştur aşk. İki insan birbirinin yarınına değil, hakikatine aşık olur.” Taşınma telaşı arasına bir kitap sıkıştırabilir miyim diye düşünürken, elime alır almaz yarıladığım kitap oldu "Her Şey Normalmiş Gibi". Kitabın ismi çok çarpıcı ve ironik değil mi? Yaşadığımız anormal dünyada ayakta ve hayatta kalabilmek için, normal-miş gibi yaptığımız bizleri tanımlıyor sanki. Hepimizin yakından şahit olduğu, İstanbul patlaması ile başlayan hikaye, okur olarak beni hemen içine çekti. Farklı dünyalardan iki insan: Arda ve Lora. Onları zorlu bir ilişkinin ana karakterleri yapan şey ne olabilir? Tesadüf mü, yoksa ikisinin de varoluş hikâyesinde saklı bir sebep mi? Gaye Boralıoğlu, Her Şey Normalmiş Gibi romanında bizi genç bir adamın gözünden kaotik günlere, bir ucu İstanbul’un göbeğinde diğer ucu Diyarbakır’ın rüzgârında gezinen sarsıcı bir hikâyeye götürüyor. Hem toplumsal atmosferi yeniden gözden geçiriyor hem de bizi şu zamansız soruyla baş başa bırakıyor: Yaşadığımız çağda sahici bir aşk mümkün mü? Buzlu kahve eşliğinde sayfalarında kaybolduğum bu kitap, gerçekçi dili mitlerle harmanlayarak ikili ilişkilerimize ve haletiruhiyemize ayna tutuyor. Altını çizdiğim pek çok duygu ve durum tespiti oldu. Sizce bu çağda sahici kalabilmek ve sahici bir bağ kurabilmek hala mümkün mü? @iletisimyayin @gayeboralioglu
Her Şey Normalmiş GibiGaye Boralıoğlu · İletişim Yayınları · 2025130 okunma
Puan vermedi·336 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
Psikolog ve aynı zamanda yazar Tülay kök'ün"terapi odası konuları"kitabını sizinle paylaşmak istiyorum. Bir terapistin odasında en çok konuşulanlar üzerinden somut bir şekilde ele almış olduğu kitap herkesin okuması gerekir diyebilirim. Bu insanın aslında kendinde olan ya da kendi yaşadığı olmasa bile çevresinde gördüğü çevresel faktörler dışarıda karşılaştığı insan figürleri olmak üzere hayatında özümsemiş olduğu tiplemeler diyebilirim. Aslında baktığımızda insanın en çok sevmesi gereken kişi kendisi en çok bakması gereken en çok baş başa olması gereken kişinin kendisi olduğunu bir kez daha ele almak lazım. Baktığımızda insan sosyal bir varlık böyle hissetmesi kendinden bir parça kendinden bir şeyler bulması normal. Aslında hiç insanın içine attığı bir türlü kabul edemediği normalmiş gibi yaşadığı şeylerin aslında insanın ne kadar tükettiği insanın o duyguları kendinde görmemesi kendini o o standartlarda görmemesi çelişkili bir durum gibi çünkü insan yaşayan bir canlı. Her yaşadığında kendini böyle bir kapalı sandığa koyar gibi duygularını yok saymaması kabul etmesi Aslolan. İnsan kendisiyle kendi duygularıyla var olmalı. Tülay kök hocanın bunu biz okuyucularına hayat içerisinde yer vermesi bizlere farklı pencerelerden bakma olanağı sağlaması bakış açımızı zenginleştirmesi muazzam. Aslında daha çok yazacağım şeyler var ama burayı doldurmak istemiyorum daha fazla kitabı okuyanlar ya da okuyacak olanlar beni anlayacaktır.
Terapi Odası KonularıTülay Kök · Okuyan Us Yayınları · 2020896 okunma