Alışmak, dalgınların da yapabileceği bir şeydir. Dahası, belli görevlerin altından dalgınken bile kalkabilmek, bunları çözmenin kişi için alışkanlık haline geldiğini gösterir. Sanatın sunduğu türden bir dalgınlık sayesinde, algılamanın yeni görevlerinin ne oranda çözülebilir hale geldiği de dolaylı yoldan tespit edilebilir. Bireyin bu gibi görevlerden kaçınma isteği olacağından, sanat bu görevlerin en zorlu ve önemlilerine, kitleleri harekete geçirmekte zorlanmadığı alanlarda girişecektir. Nitekim şu anda bunu sinema alanında yapımaktadır. Sanatın tüm alanlarında günbegün daha da hissedilir hale gelen ve algılamanın maruz kaldığı derin değişimin semptomu olan dalgınlıkla alımlama, asıl pratik yapma enstrümanını sinemada bulmuştur. Sinema, yarattığı şok etkisiyle bu alımlama biçimini destekler; bu esnada sadece seyirci kitlesini değerlendirici bir merci haline getirerek değil, sinema salonunda takındığı bu değerlendirici tutumun dikkat gerektirmemesiyle de tapınma değerini geri plana itmiş olur. Seyirci denetmen olmakla beraber, dalgın bir denetmendir.
Sei Şonagon'un Yastıkname'sinde iki liste var - hüzün estiren şeyler ve hüznü savan şeyler. 11. yüzyılın başındaki Heian Dönemi' nde, hüznü savan şeylerin arasında, eski öyküler ve üç dört yaşındaki çocukların sevimli konuşmaları da yer alır. Bunu birkaç kez yazıyorum: eski öyküler ve üç dört yaşındaki çocukların sevimli konuşmaları, eski öyküler ve üç dört yaşındaki çocukların...