Temel parçacık fiziğindeki en şaşırtıcı şeylerden biri, gözlem ediminin kendisinin parçacıkların davranışları üzerinde önemli bir etkiye sahip olmasıdır. Ta 1920'lerde öne sürülen Kopenhag yorumuna göre, elektronlar sadece onları gözlemlediğimizde parçacık gibi davranır. Geri kalan zamanda, gözlerimizden uzak, içinde tam olarak nelerin olup bittiğini bilmediğimiz, dağınık ve görünürde ilgisiz bir dalganın parçalarıdırlar. Orada her şey mümkündür, önceden kestirilemez ve farklıdır. Ama onları gözetlediğimizi hissettikleri anda, hemen beklediğimiz şekilde, düzenli ve mantıklı davranmaya başlarlar.
İşgalcinin dayattığı büyük dönüşümlerin ve Japon yöneticilerin bizzat aldıkları zekice önlemlerin etkisiyle ülkenin yeniden ayağa kalkışı görülmedik bir hızla gerçekleşti. Böylesine ezici ve moral bozucu bir bozgunun ardından, ancak Meiji mucizesini başarmış bir ulus kaderin sillesini yemekten sıyrılıp ayağa kalkabilir, yeniden doruklara tırmanabilir ve çok kısa sürede tüm insanlığın saygısını ve hayranlığını kazanabilirdi. Tanınmış Japon iktisatçısı Shigeto Tsuru bu durum için "yaratıcı bozgun" terimini kullanmış, yaşanan da gerçekten bu olmuştur.
Bildiğimiz bir dilde yapılacak olan bir sesleniş işitilecektir, bilmediğimiz bir dilde aynı yükseklikteki bir sesleniş, hiç de dikkatimizi çekmeden geçip gidecektir.