Yazdan kalma birgünden Yada çölde çay filminden..
The Sheltering Sky (Çölde Çay) 1990
Bazen Kit'e, Port'un ken­disinin tek umudu buymuş gibi gelirdi. Kendisi aşka giden yolu yeniden bulabilsin diye, Kit'in de kendisine benzemesi şartmış gibi. Çünkü Port için aşk demek, Kit'e aşık olmak demekti; baş­kası diye bir konu yoktu. Oysa şimdi, çoktan beri aşk kalmamıştı, aşk olanağı bile kalmamıştı. Port nasıl istiyorsa öyle olma ko­nusundaki istekliliğine karşın, Kit'in elinden daha fazlası gel­miyordu. Korku ilk bakışta içinde çöreklenmiş, onu her an teslim almaya hazır, bekliyordu. Başka türlüymüş gibi numara yapmanın yararı yoktu. Kit her zaman içinde taşıdığı o korkuyu silkip at­mayı nasıl başaramıyorsa, Port da kendini hapsettiği kafesten kur­tulamıyordu. Uzun zaman önce kendini aşktan korumak için yap­tığı kafesten. Esirgeyen Gökyüzü Paul Bowles sayfa: 86
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Duvardaki saatin tıkırtısı, kadının göğüs kafesine inen bir balyoz gibiydi. Odaya sinmiş o ağır, o hiçbir yere gitmeyen koku: Taze demlenmiş çay ve binlerce söylenmemiş kelime.. ​Adam koltukta oturuyordu. Gazetesini katladı, sehpanın üzerine bıraktı. Göz ucuyla kadına baktı. Kadın orada, pencerenin kenarında, sanki bir boşluğun nöbetini tutuyordu. Adamın ona söylemediği her şey, adamın tırnak diplerinde, bakışlarının o kaçamak köşelerinde saklıydı. Kadın o saklı olanları, adamın henüz kendine bile itiraf etmediği o "sorulmamış gerçekleri" çıplak elleriyle tutuyordu. Ellerinden kan damlıyordu ama adam sadece "çay bitti mi?" dedi.. ​İşte buydu. Aşk, adamın o biten çayında, kadının ise o çayı doldururken titremeyen elindeydi.. ​Kadın, adamın her bencilliğini birer birer yuttu. Boğazında biriken o koca taş yığınını kimse görmedi. Adam, kadına yalan söylememiş olmanın verdiği o rahat uykulara dalarken; kadın, adamın dürüstlük sandığı o uçurumun kenarında, rüzgarda tek başına bekledi. Adam sustu, kadın bu suskunluğun her santimetresini adanmışlığıyla ördü.. ​Bir gece, sadece bir gece, kadın aynaya baktı. Aynada bir yüz yoktu. Adamın tükettiği, adamın "nasılsa orada" diyerek üstüne bastığı bir gölge vardı sadece. O gece kadın, adamın mışıl mışıl uyuduğu o odaya son kez girdi. Adamın üzerine yorganı örttü. Bu, bir annenin çocuğuna değil, bir kurbanın celladına gösterdiği o son korkunç merhametti.. ​Kapının mandalını yavaşça indirdi.Gıcırtı bile çıkmadı. Çünkü bu evde her şey, gerçek olan her şey çoktan ölmüştü. ​Sokak lambasının çiğ ışığı altına çıktığında, içindeki o devasa boşlukla bir başına kaldı. Arkasındaki pencerede ışık yanmadı. Adam uyanmadı. Adam sormadı. Ve sormadığı için, kadının gidişi de adam için asla bir "gerçek" olmadı. Sokak lambasının o hastalıklı sarı
Edebiyat
Çölde Çay filminin son sözü der ki;
“Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için, hayat hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Ama hiçbir şey çok tekrarlamaz kendini. Aslında çok az tekrarlar. Çocukluğunuzun bir öğleden sonrasını, öyle ki, hayatınızı onsuz düşünemediğiniz, sizi derinden etkilemiş bir öğleden sonrayı, daha kaç kez anımsayabilirsiniz ki? Belki dört, beş kez daha. Belki o kadar bile değil.Dolunayın çıkışını daha kaç kez izleyebileceksiniz? Belki yirmi. Ama yine de, her şey sonsuzmuş gibi gelir.
Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için, hayat hiç bitmeyecekmiş gibi gelir… Aslında çok az şey tekrar eder; çocukluğunuzun bir öğleden sonrasını, hayatınızı onsuz düşünemediğiniz bir anı… belki dört, beş kez daha anımsayabilirsiniz. Ama yine de her şey sonsuzmuş gibi gelir. “Çölde çay”
Kum Çocuk
Paris’teki hızlı tempolu yaşam tarzı ve şehir insanının anı yaşama beceriksizliğine çok şaşırır. Ona göre her an zamanın kolyesine dizilmiş birer incidir ve kaderimiz bu değerli incilerle örülüdür. Çölün bilgeliği, zamanın bir yanılsama olduğunu, geçmiş ve geleceğin şimdinin sonsuzluğunda birlikte dans ettiğini öğretir. Zirvesinde parlayan güneş gibi kader de hayatın her anını aydınlatan kaçınılmaz gerçektir. “Dün geride kaldı, yarın bir gizem, bugün bir armağan.”  Bu yüzden ona ‘şimdiki zaman’ denir. Bir çok insanın sorunlarını dinlemek için uzmanlara para ödemesine yol açan insan temasının eksikliğini de tuhaf bulur. Çölde yaşadığı derin bir mutluluk anını hatırlar ve şöyle anlatır: “Her gün, gün batımından iki saat önce: Sıcaklık düşüyor, soğuk henüz gelmemiş ve insanlar ve hayvanlar yavaşça kampa dönüyor. Siluetleri pembe, mavi, kırmızı, sarı, yeşil bir gökyüzünde beliriyor… Gerçekten de olağanüstü… Hepimiz çadırlara giriyor, çay demliyoruz. Sessizce otururken, kaynama sesini duyuyoruz… Sakinlik hepimizi sarıyor: Kalp atışlarımız kaynayan çaydanlığa eşlik ediyor… Ne huzur… Şehirde saat var, çölde zaman.” (Víctor-M. Amela tarafından Moussa Ag Assarid ile yapılan röportajdan alınmıştır. Yukarıdaki sözden ve sadeliğinden etkilenmemek mümkün değil: “Sizin saatiniz var, bizim ise zamanımız.” 
Hayata Dair