Hayyam'dan..
Gün gelir... Hırsızlar zengin... Metresler eş... Serseriler adam olur... Odundan kapı, taştan saray olur... Gün gelir... Kezbanlar destan... Onları destan yapanlar mestan olur... Gün gelir... Çivisi çıkar dünyanın... Konuşamayanlar hatip... Şifa veremeyenler tabip... Yazamayanlar kâtip olur... Ama yine öyle bir gün gelir ki... İşler ters döner. Aldatan, bir gün sadakat için... Çalan, bir gün adalet için... Döven, bir gün şefkat için yalvarır... ‘Piyon’ deyip geçme, gün gelir şâh olur.... Şâha da fazla güvenme… Gün gelir mat olur. İnsan yaratıcısına bile nankör iken sana vefalı mı olur? Oluruna bırak her şeyi bak neler neler olur...
Şiir
Mesnevi'den hikâye: Debbağ ıtriyat dükkânı...
Güzel koku (ıtrıyyât) satanlar çarşısına varan birinin aklı başından gitti; iki büklüm oldu. Kerim ve cömert koku satıcılardan gelen ıtır kokusu, başını döndürdü, yere düştü! O, kendinden bihaber, gün ortasında, yol uğrağına bir leş gibi yıkıldı, kaldı. Derhal halk, başına toplandı. Herkes “Lâhavle…” çekmekte, derdine derman aramaktaydı. Birisi, eliyle kalbini yokluyor, öbürü yüzüne gülsuyu serpiyordu. Bilmiyordu ki o alanda onun başına ne geldiyse gülsuyundan geldi. Birisi bileklerini, başını ovuyor; öbürüsü harareti düşsün diye samanlı ıslak balçık getiriyordu. Biri ödağacıyla şekeri karıştırıp tütsülüyor, başka biri elbisesinin bir kısmını soyup üstündekileri hafifletiyordu. Birisi nasıl atıyor diye nabzını yokluyor, öbürü ağzını kokluyordu. Şarap mı içti, esrar mı, yoksa afyon mu yuttu, anlamak istiyordu. Halk, onun neden bayıldığını anlayamamış, şaşırıp kalmıştı. Falan adam feşman yerde perişan bir halde düşüp kaldı diye derhal akrabalarına haber gönderdiler. Neden bayıldı, ne oldu da leğeni damdan düştü? Kimse bilmiyordu! O iriyarı debbağın (dericinin) bilgili ve anlayışlı bir erkek kardeşi vardı; hemencecik koşa koşa geldi. Yenine biraz köpek pisliği almıştı; halkı aralayıp, kardeşinin yanına sokuldu. “Ben, neden hastalandı biliyorum” dedi… “Hastalık teşhis edildi, sebebi bilindi mi tedavisi kolaydır. Sebebi bilinmezse tedavisi güçleşir… Hangi ilaç iyi gelecek? Yüz türlü ihtimal vardır. Fakat sebebi bilindi mi iş kolaylaşır. Sebeplerini bilmek, bilgisizliği giderir.” Adam kendi kendine, “Onun iliğine, damarına kat kat köpek pisliği sinmiştir. Rızkını elde etmek için her gün, akşamlara kadar pisliğe gömülmüş, tabaklığa gark olmuştur.” dedi. Calinus(Galenos) da öyle demiştir: “Hastaya, neye alışkınsa onu ver! Aykırı olan şeylerden zahmet çeker; onun için
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İşsiz Kalan Çocuk İşçiler Okula Başladı.
"Doğal olarak işsiz çocuklar için geriye tek bir alternatif kalmıştı. Okullar. Özellikle lise eğitiminin toplumdaki yetişkinlerin kalitesini artırmada kritik bir rol oynayacağı düşünüldüğünde, artık ortaya çıkman için her şey hazır hale gelmişti. "
İnsan ve Duygular

Nursemin

@Hatake
·
1929 Büyük Buhran...
"... Birçok fabrika, maliyetleri düşürmek için toplu işten çıkarmalara başlamıştı ve tahmin edeceğin üzere işlerini ilk kaybedenler çocuklar olmuştu. "
Sayfa 29 - İlk Ergen Ne Zaman İcat Edildi?
İnsan ve Duygular
Kızılırmak
facebook.com/profile.php?id=... * halit çelenk'e --------saygılarımla * .................................................. .................................................. VE DER Kİ KİTABIN ORTA YERİNDE BÜTÜN IRMAKLARI DÜNYANIN KIZILIRMAKTAN GEÇER .................................................. .................................................. * KIZILIRMAK * Silah ve şarkı ben bütün karanlıkları bunlarla yendim ---doğacak çocuğumun kanında esen ---emekçi karımın dimdik bakışlarında ---ve çetelerin sipsivri uykusuzluğu -----silah ve şarkı * benim bütün şarkılarım iri kuşlardır al ve şafakleyin ışıklı nehirler büyütür silah seslerim tankaranlığında yekinir yürür orman ---yekinir yürür toprak ----yekinir yürür kalabalıklar -----ve der ki kitabın orta yerinde -------bütün ırmakları dünyanın ---------kızılırmaktan geçer
Hasan Hüseyin Korkmazgil
_Fizyonomi: Yüz Okuma Sanatı
_Schopenhauer: Fizyonomi bilimi, yüzden kişiliği okuma sanatıdır. Bir insanın çehresinin şekli şemali, ikiyüzlülüğün hakim olamadığı yegâne sahadır. Her insanının çehresi bir haritadır. Bir insanın çehresi, dilinden daha ilginç şeyler ele verir çünkü onun yüzü, söyleyip söyleyebileceği her şeyin özetidir. Dil bir insanın sadece düşüncelerini ele verir, oysa çehre tabiatın düşüncesini dışa vurur. Herkesi gözlemlemek zahmete değer bir uğraştır; konuşmak ise böyle bir zahmete değmese bile. Adi, bayağı ve sefil düşüncelerin, kaba, bencil, kıskanç, günahkâr arzuların her biri çehreye damgasını vurur ve bütün bu işaretler, kırışık ve lekelere dönüşmüştür. Bön ve budala kimseler, bir insanın dış görünüşünün hiçbir önemi olmadığını söylerler ama ruhla beden ilişkisisi, palto ile insanın kendisi arasındaki ilişki gibi olsaydı, gereksiz olurdu. Çözümlemeye öznellik karıştığında çözümlemeye çalıştığımız her şey karışır ve değişir. Çehre hakkında tamamen nesnel bir izlenim veren tam anlamında ilk bakıştır. Çehrelerin çoğu ne kadar da sefildir! Güzel ve entelektüel olanların dışında bir çehrenin duyarlı bir kimsede sarsıntıya benzer bir duygu uyandıracağına inanıyorum. _Öyle kimseler vardır ki çehrelerine hayvanlardakine benzer sınırlı bir akıl seviyesi gibi bayağılığın ve kişilik düşüklüğünün damgası vuruludur. Öyle ki insan nasıl olup da böyle bir çehreyle toplum içerisine çıkabildiklerine ve bir maske takmayı tercih etmediklerine şaşırır. Hatta öyle çehreler vardır ki tek bir bakış insanda kirlenme hissi uyandırır. _Sokrates şöyle der: “Konuş ki seni görebileyim.” Bizimle girdiği kişisel ilişki, meydana getirdiği yüzeysel bir büyülenmeyle önyargısız gözlemcileri bizlerden uzaklaştırır. Şöyle demek daha doğru olabilir: Konuşma ki seni görebileyim. _Beyin kadar büyük ve gelişkin
Edebiyat & Roman
Vincenzo Cardarelli ÖMER HAYYAM'a "iç yaşadıkça" (Hayyam) Yaz sabahlarında yetişir ağızda bir yaprak ey Hayyam! Bahçelerin güneşi senin o hiç içmeyeceğimiz şarabından daha çok sarhoş ediyor bizi. Bilsen senden sonra nice mahzenlerden içtik, kıpkırmızı oldu boğazımız batının şaraplarından, benim ihtiyar, benim yanık İranlım! Tatlı düşünür çocukluğundur senin asıl büyük armağan. Sen sisler ve yıldız uzaklıklarından baktın dünyaya, bildin yaşamın gölgesini boyamasını ilksel meraklarla. Umutsuz kesinliğin dışında bir şey olmadığı yerde sorular sordun, uyuşumlar önerdin ve sonuçlanmıştı her şey. Acıyarak gizlenen sana sertliği degil Tanrı yüzünün ama yorgun etin tekdir ederken seni, o karanlık ve ağlamaklı hoşnutsuzluktan inceliği doğuyordu bir uyumun. Böylece sen inanarak bilmediğine
Şiir