"Bir zamanlar, insanlar düşünme işini makinelere devretmiş, böylece özgürleşmeyi umut etmişlerdi ama bu, makinelere sahip başka insanların onları köleleştirebilmesine yol açtı sadece."
“Zaten biliyorum. Oltaya takılan bir balık gibi, o yere takılıp kaldın sen.”
“Nereye? Londra’ya mı?“
“Hayır, kafanın içindeki o yere. Uzun zaman önce orada koca bir ülke, göze alabildiğini uzanan bir manzara görmüştüm. Oraya gittin ve orası artık senin için her şeyden daha gerçek. Hiçbir şey seni oradan uzaklaştıramaz. Bunu görebiliyorum.”
Kendimi o kadar aşağılıyorum ki başkalarının gözünden onaylanmaya çalışıyorum. Fakat bu kabul edebileceği türden bir onay olmadığından, bunun bana verebileceği tatminde sınırlı ve çok geçmeden bundan sıkılıyorum. O yüzden bir başkasının arayışına giriyor ve sonunda sevilmenin beni tatmin edemeyeceğine inanıyorum. Sevdiğin biri beni sevmediğini ve başkası beni sevmeye başladığında kahroluyorum; her türlü kendime başkasının gözünden bakıyorum. En nihayetinde kendi kendime işkence ediyorum.
Başkalarının yüceltmek için kendinizi alçalttığınızı düşünüyorum. Kendinizi iş yerinden meslektaşlarınızla kıyasladığınızda, onlarda kendinizde olmayan şeyleri görüyorsunuz sadece. Onları övüyor ve kendinizi yiyorsunuz.