Sadece sözlerini yarıda kesenler, sınırlılığı ve endişenin makul bir safhasındaki rahatlığı kabul edenlerdir. Her mesele, eğer dibine dokunulursa kişiyi iflasa götürür ve zihni açıkta bırakır: artık ufuksuz bir alanda, ne sorular ne de cevaplar vardır. sorular kendileri tasarlanmış olan kafaya karşı geri dönerler: kafa soruların kurbanı haline gelir. Her şey onun hasmıdır: kendi yalnızlığı, kendi cüretkârlığı, iyi seçilemeyen mutlak, teyit edilemeyen tanrılar ve apaçık yokluk. Esasın belirli bir anına ulaşıp da orada hiç mola vermeyenin vay haline! Tarih, soru merdiveninin ucuna kadar tırmanan ve son basamak olan saçmalığa ayağını koyan düşünürlerin, ileriki devirlere miras olarak sadece bir kısırlık örneği bıraktıklarını göstermektedir; oysa yarı yolda durmuş olan meslektaşları zihnin akışını beslemiş, hemcinslerine hizmet etmişlerdir; iyi biçim verilmiş birkaç ilah, parlatırmış bazı batıl inançlar, ilke kisvesi altında bazı hatalar ve bir ümit sisteme aktarmışlardır. Aşırı bir ilerlemenin tehlikelerini benimsemiş de olsalardı, hayırsever yanılgıları o küçümseyişleri onları başkaları ve kendileri için zararlı kılardı; isimlerini evrenin ve düşüncenin sınırına yazmış olurlardı; ahlak bozucu araştırmalar ve duyarsız cehennemlikler, kısır baş dönmesi düşkünleri, düşlenmesi elde olmayan hayallerin arayıcıları haline gelirlerdi.
Beyin de zihin de düşüncelerimize gerek duymadan kendi kendine çalışmaktadır. Bu arada düşünceler de kendi kendilerine oluşurlar. Yani "kontrol" kavramı da aslında büyük oranda bir yanılsamadır. Einstein'ın dediği gibi: "Harekete geçmeyi arzulayabiliriz fakat arzulamayı arzulayamayız."