"Artık demir almak günü gelmişse zamandan!..
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol."
Mısralarıyla hepimizin hayatında yer edinmiş olan Yahya Kemal'in hayatına, dil, kültür, tarih, estetik anlayışına bakıyoruz bu kitapta.
Prof. Dr. H. Ömer Özden ilk olarak edebiyat ve felsefe ilişkisinden, mütefekkir ve filozof karşılaştırmasından bahsederek kitaba başlıyor. Şahsen felseye çok fazla ilgim olmadığından olsa gerek baştaki kısımlarda yer alan felsefi terimleri anlamakta zorluk yaşadığımı söyleyebilirim. Fakat onun dışında kitap oldukça akıcıydı.
Yahya Kemal'in hayatına, çocukluğundan bir kapı açarak başlıyoruz. Annesine olan sevgisi, babasına olan öfkesi ama saygısını, yetiştiği çevre ve annesinin de etkisiyle dine olan bakış açılarını okurken aynı zamanda yazar yer yer Yahya Kemal'in şiirlerini ve İstanbul, Üsküp fotoğraflarını da kitaba ekleyerek kitabı daha estetik ve anlamlı hâle getiriyor.
Kitapta Yahya Kemal'in annesine olan sevgisi üzerinde oldukça durduğunu okuduğunuzda anlarsınız. Benim bu anne sevgisi kısımlarında en çok dikkatimi çeken yazarın bu sevgiyi Freud'un erkek çocuklarının annelerine olan sevgi anlayışından ayırması olmuştu. Ardından annesinin vefatı ve bu vefatın Yahya Kemal üzerindeki derin tesirlerini okuyoruz, bu acının şiirlerine yansıdığını söyleyerek şiirlerinden örnekler de vermesi kitabın okuyucu üzerindeki kalıcılığını ve etkisini de arttırmış.
Yahya Kemal'in "Edebiyât'a Dâir" kitabını okuduğumda karşılaştığım birçok yeri bu kitaptada gördüm. Bunlardan birisi Yahya Kemal'in yakındığı tarihimizdeki resimsizlik anlayışı. Bildiğiniz üzere resim çok sonraları hayatımızda yer edindiğinden birçok konuda eksiklikler yaşıyoruz. Yahya Kemal'de bu konudaki