Gustave le Bon
Kitlelerin kanaatleri, körükörüne itaat, korkunç hoşgörmezlik, dinî duygulara bağlı şiddetli propaganda ihtiyacını taşır. Bu bakımdan denebilir ki, onların bütün inançları bir dini şekle sahiptir. Onların alkışladıkları bir kahraman onlar için gerçekten bir ilah gibidir. Napolyon on beş sene böyle biri oldu ve sürekli olarak kendisine çevresindeki insanlar itaat ettiler. Napolyon'un adamları onunla birlikte ölüme bile gittiler. Dini ve politik inançları ortaya koyanlar, insana mutluluğunu ancak tapmakta bulduran ve taptığı için onu canını fedaya yönelten bu dini tutuculuğun duygularını kitlelere aşılamasını bilmek sayesinde ancak bu inançları yerleştirmeyi başarmışlardır. Her dönemde bu böyle olmuştur. Roma İmparatorluğu'nun asla güçle değil, belki aşıladığı dinî hayranlık sayesinde devam etmiş olduğunu "Roma işgalinde Gaulle" isimli güzel kitabında Fustel de Coulanges çok iyi açıklamıştır.
Psikoloji
Neo-Kantçı felsefeciler Boutroux ve Renouvier, Durkheim'in determinizm ve tarihsel olumsallık arasında yolunu bulmasına yardımcı olmuşlar; toplumsal olanın psikolojiden veya biyolojiden farkı hakkındaki düşüncelerinin temelini oluşturacak mantıksal ve felsefi argümanları sağlamışlardır. Durkheim, toplumsal alandaki bilgi edinme mantığı olsun, farklı bağlamlara dayanan belirli deneyimler üzerine kurulan içeriği olsun, insanlığın düşünce tarihinin evrensel ve temel kategorilerine dair ilgisini Renouvier aracılığıyla edinmiştir. Olaysal olmayan tarih -ki sosyolojinin habercilerinden biridir- taraftarları olan Gabriel Monod ve Fustel de Coulanges adlı tarihçiler, Durkheim'a tarihsel araştırmanın prensiplerini ve olguların saptanmasında kesinlik üslubunun kullanılmasını öğretmişlerdir.
Sayfa 15·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
••• Şimdi sıra, Vahidettin'in vatanseverliği hakkındaki üçüncü ve en önemli iddiada: Milli Mücadeleyi Vahidettin planlamış ve M.Kemal'i yetki ve para ile donatarak Anadolu'ya yollamış. Bu, bütün Vahidettincilerin ortak iddiası, daha doğrusu rüyası. Hanedana saygı duyanların, son padişah Vahidettin'i 'hain' sıfatından temizleme çabaları­nı anlıyorum. Eğer Vahidettin, M .Kemal - ingiliz oyununun kurbanı olmuş ve hizmetleri örtbas edilmişse, bu çabalara bütün yüreğimle katılırım: Başlagıçta da söylemiştim, amacım gerçeği savunmak. Ama söylentiye, dedikoduya, uydurma anılara, varsayıma ve sahte belge­lere dayanılarak, olsa olsa yöntemiyle, tahminle, ilhamla, önyargıyla, teville, maksada, isteğe ve keyfe göre yazılan şeye, tarih değil, masal bile denemez. Çünkü masal dahi kendi mantığı içinde tutarlı olmak zorundadır;· masal olduğu da başındaki tekerleme bölümüyle dürüstçe belli edilir. Tarihçi Fijstel de Coulanges, öğrencileri eski olaylar hakkında bir hüküm vermeye yeltendikleri zaman şöyle dermiş: "Bir kağıt parçası (belge) var mı? Başka söz dinlememl" Bu cümle çağdaş tarih yöntemini de özetlemektedir. Vahdettinciler de bu son iddialarını kanıtlamak için bazı belgeler ve tanık­ lar gösteriyorlar. Gerçi şimdiye kadar ileri sürdükleri iddiaların, tarih açısından hiçbir değer taşımadıklarını gördük. Ama bu 'sefer çok kesin konuşuyorlar. Söz gelimi, GRYT ansiklopedisi, bu konudaki belgelerin 'cerh edilmez' (çürütülmez) nitelikte olduğunu yazıyor. (1.C., s.1O)
Sayfa 231 - Bilgi Yayınevi; Birinci Basım Eylül 1997·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih
Fustel de Coulanges'ın "ilk hukukları Kur'an ve aileye müessesesini teşkil eden dindir... Eski din önce aileyi, sonra şehri kurmuştu, o önce aile hukukunu, sonraki kişilerin idaresini, daha sonra sivil kanunları ve belediye idaresini yerleştirmişti."
Bize de Çok Uygun Süper Bir Tespit
Büyük müellif Fustel de Coulanges, vatanperverliğin bu yeni şeklini de şöyle anlatır: «Vatandaşlar artık memleketlerine muvakkaten hâkim olmuş siyasî bir rejimi ne kadar seviyorlarsa vatanlarını da ancak işte o kadar seviyorlardı: Memleketin kanunlarını beğenmeyen bir kimsenin kalbinde vatanına karşı hiç bir râbıta kalmazdı. Herkes kendi fikrini vatanından daha mukaddes bildiği için, mensûb olduğu zümrenin zaferini vatanının şan ve şerefinden üstün tutmaya başlamıştı. Ana - yurtlarının siyasî müesseselerini beğenmeyenler, istedikleri müesseselerin bulunduğu memleketleri tercih ettikleri için, öyle yerlere hicret etmekte tereddüd etmezlerdi.. İşin bu derecesiyle kendi vatanı aleyhine silâh çekme derecesi arasında pek fazla bir mesafe kalmamış demekti: Nihayet her hangi bir siyasî partiyi iş başına getirmek için düşmanla el-birliği edilmiye başladı.»
Sayfa 153 - İstanbul Kitabevi 1966 Baskısı·Kitabı okudu
Roma vatanperverliğinin imparatorluk devrindeki tekâmülünü de Siteler devrinin sonlarından itibaren büyük bir dikkatle tâkib eden (Fustel de Coulanges), o büyük medeniyette Vatan mefhûmunun zayıflamasını da eski mânevî ve kudsî râbıtaların yerine sırf siyasî ve medenî müesseselerle kanunlara bağlılık gibi maddî ve içtimaî telâkkilerin zuhûrundan itibaren başlamış gösterir. Tabii bu vaziyette Romalının müdafaa ettiği şey atalarının ocağı değil, devletin kendisine maddi menfaatler te'min eden siyasî müesseseleridir.
Sayfa 152 - İstanbul Kitabevi 1966 Baskısı·Kitabı okudu
Reklam
Reklam