Bir izzetinefis faciası? Erkekler bazen ne kadar basit oluyorlar... Zannediyorlar ki, bir erkeğe karşı hiddet, hatta nefret duymaya başlayan bir kadın, hemen başka erkekler bulup boyunlarına sarılmak ister.
Mona Rosa Sezai Karakoç 'un en sevdiğim şiiridir, çünkü bu şiirin satırlarında gerçek bir hikaye yatar.
Sezai Karakoç üniversiteye başladıktan sonra bir kıza aşık olur, aynaya her baktığında ben bu kızın karşısına çıkabilir miyim diye sorar kendisine.
Zor da olsa bir gün cesaretini toplayarak Muazzez adındaki bu güzel kızın karşısına çıkar ve onu sevdiğini itiraf eder. Beklemediği bir cevap alarak reddedilir..
Okullar tatil olduğunda Muazzez Akkaya Geyve'deki yazlık evine taşınmıştır. Aşkının peşinden sürüklenen Sezai Karakoç yazlığın karşısında bahçıvan olarak çalışmaya başlar.
Sezai Karakoç reddedilmeyi çok içerlediğini için bu sevda gözünde daha da büyür. Muazzez'e olan aşkını bir şiir yazarak taçlandırmak ister ve Mona Rosa şiirini yazar.
Okulundan mezun olacağı zaman mezuniyet töreninde arkadaşları Sezai Karakoç'un şiir tutkusunu bildikleri için ondan bir şiir okumasını isterler.
"
...
...
Mona Rosa siyah güller, ak güller.
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister,
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa siyah güller, ak güller."
Sezai Karakoç son dörtlüğünü de okuduktan sonra büyük bir alkış tufanı kopar ve Muazzez duygulanır, onu ne kadar çok sevdiğini anlar ve kürsüye yaklaşarak "Ben de seni seviyorum, teklifin hâlâ geçerli mi?" der.
Bunun üstüne Sezai Karakoç, "Artık senin aşkın benim aşkıma yetişemez der" ve hayır cevabını verir. Gururunu aşka tercih etmiştir, belki de kavuştuğunda beslediği hisleri kaybolur diye korkmuştur.
Mona Rosa şiirinin dizeleri, kitaplarda yazılan sıralamadan dolayı başta anlaşılmaz ancak 30 yıl sonra bu şiirin akrostiş bir şiir olduğunu ve baş harflerinde Muazzez Akkaya adının bulunduğu anlaşılır.
Zaten aşk da bu değil midir? İmkansıza tutulmak, imkansız değilse de imkansız hale getirip