Mazlum İlhan

Mazlum İlhan
@crazymanpower
Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder; çünkü, her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır.
Video içerik üreticisi - Etkinlik Organizatörü - Dijital Pazarlama (SEO, PPC)
İzmir / Balçova - Kuşadası
Hatay / İskenderun, 12 Eylül 1999
229 okur puanı
Temmuz 2025 tarihinde katıldı
Karanlığın Dibinde Saklı Işığı Görmek
Bazen hayat beni öyle karanlık noktalara itti ki, nefes almak bile ağır geliyordu. İnsan karanlığın içine düştüğünde, önce çıkışı arıyor; çırpınıyor, debeleniyor, kendine kızıyor. Ama bir süre sonra fark ediyorsun ki asıl dönüşüm o karanlığın tam ortasında oluyor. Benim de öyle anlarım oldu; geceler boyu uykusuz kaldım, gözlerimi tavana dikip hiçbir şey düşünmeden sadece boşluğa baktım. O anlarda içimdeki en derin yaraları, en büyük korkularımı gördüm. Ve evet, en çok da kendimle yüzleştim. Karanlıktan korktum, çünkü bana zayıflığımı gösteriyordu. Ama sonra anladım ki, ışığa en yakın olduğum an aslında en dibe vurduğum andı. Çünkü insan, dibe vurduğunda artık tutunacak bir şey kalmaz, tek yapabileceği yukarı bakmaktır. Yukarı baktığımda, kendi içimdeki ışığı fark ettim. Beni kaldıracak olan başkaları değilmiş; benim içimde gizlenen o küçücük, inatçı kıvılcım varmış. İşte o kıvılcımı gördüğümde karanlığın beni yutmadığını, aksine bana yeni bir göz verdiğini fark ettim. Benim için en zor olan şey pes etmemek değil, karanlıkla dost olmak oldu. Onu düşman görmekten vazgeçtiğimde, aslında bana neler öğrettiğini görmeye başladım. Yalnızlığın, kırıklıkların, kayıpların arasında öğrendim ki insanın gerçek gücü göğe çıkmasında değil, en dibe indiğinde bile yeniden nefes alabilmesinde saklı. Karanlık bana kendimi tanıttı; ışık ise o tanışmayı anlamlı kıldı. Şimdi arkama baktığımda, en çok düştüğüm anların bana en çok yol gösterdiğini biliyorum. Dibe vurmasaydım, gökyüzünü bu kadar net göremezdim. Karanlıktan korkmasaydım, ışığın değerini bu kadar güçlü hissedemezdim. Ve belki de en büyük gerçek şu İnsan, göğe en çok yaklaştığını, ancak yerin dibinde olduğunda anlayabiliyor.
Duygu ve Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sızlanmak Enerjiyi Çalar, Emek Kazandırır Bahane Yok
10/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2025 182. kitabı
Hayatta hepimiz bir noktada pes etmeyi düşündük. Yorulduğumuzda, emeğimizin karşılığını alamadığımızda, sabahları yorgun gözlerle aynaya baktığımızda… Ama bu kitap bana bir şeyi öyle güçlü bir şekilde hatırlattı ki: Zafer, ağlayarak ya da bahanelerle gelmez. Hayatın sana borcu yok. Eğer bir şey istiyorsan, kalkıp onu alacaksın. Kitabı okurken kendi geçmişime döndüm. Çocukken bir ödev yetiştiremediğimde hep öğretmenime bahaneler sunardım: elektrik kesildi, defterimi kaybettim, kardeşim yırttı… Sonra anladım ki aslında kimse bahaneleri umursamıyor. Sonuç var ya da yok. Bu düşünceyi yıllar sonra unuttum, yetişkin hayatında yeniden hatırladım. Bahaneler kulağa masum gibi gelir, ama içten içe insanı zincire vuran şeylerdir. Haluk Tatar’ın satırları sert ama gerçek: Sızlanarak kimse bir yere varamaz. Çünkü sızlanmak, enerjiyi yanlış yöne akıtmaktır. Kitap boyunca, kendi kendime defalarca sordum: Kaç kez istediğim şey için gerçekten savaş verdim? Kaç kez işin zor kısmında geri çekildim? Cevaplar içimi acıttı ama aynı zamanda silkinmeme sebep oldu. Okurken aklıma geldi, hayat bazen maraton gibi. Başlangıçta herkes heyecanlı, herkes hızlı koşuyor. Ama yol uzadıkça, ayaklar ağırlaştıkça, iç ses devreye giriyor: “Yapamazsın, yoruldun, bırak.” İşte o an insanın gerçek yüzü ortaya çıkıyor. O sesi susturup devam edebilenler, bitiş çizgisine ulaşıyor. Sızlananlar ise yolun kenarında oturup kalanları izliyor. Ben de kendi yolculuğumda kaç kez kenara oturdum, düşündüm. Ama artık şunu biliyorum: Bahane üretmek yerine ter akıtmak gerekiyor. Kitap bana başka bir gerçeği daha öğretti Hayatta her şey hak edilmiş oluyor. Rastlantılar var elbette ama sürekli bahane arayan insanın eline tesadüfler bile bir şey vermez. Zafer, her gün yeniden ayağa kalkabilenlerin oluyor. Belki çok büyük
Hayata Dair
Zafer Sızlanarak KazanılmazHaluk Tatar · Destek Yayınları · 20193,007 okunma
Tutunmak Kolay Bırakmak Cesaret, Bırakmadan Yürüyemezsin
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2025 181. kitabı
Hayatın garip bir yanı var bazen sıkı sıkıya sarıldığımız şeyler, aslında en çok canımızı acıtanlar oluyor. Vazgeçmek kelimesi hep kulağıma korkutucu gelirdi; sanki kaybetmek, sanki eksilmek gibi. Ama bu kitabı okurken fark ettim ki vazgeçmek kaybetmek değil, aksine özgürleşmekmiş. Yıllardır zihnimde taşıdığım eski korkular, bitmiş ama hâlâ içimde yaşayan tartışmalar, kırgınlıklar… Hepsine bakınca, aslında elimden bırakmam gereken birer ağırlık olduklarını gördüm. Finley’nin kelimeleri bana şunu hissettirdi: İnsan, bırakmadığı sürece hiçbir zaman gerçekten yürüyemez. Sanki ayaklarıma zincirler bağlıymış gibi, ne kadar hızlı koşsam da aynı yerde sayıyordum. Hepimiz böyle değil miyiz aslında? Bir bakıyorsun, yıllar geçmiş ama sen hâlâ aynı kırgınlığın içinde dönüp dolaşıyorsun. Oysa vazgeçebilmek, zamanın kanayan yaralarını kapatmanın en basit ama en zor yolu. Kitap boyunca kendi hayatımı düşündüm. Çocukken elimden düşürdüğüm oyuncakları saatlerce arardım, bulamayınca hıçkırarak ağlardım. Sonra annem gelip “Başka oyuncağın var, bırak gitsin” derdi. Şimdi büyüdüm, oyuncakların yerini insanlar, hayaller, beklentiler aldı. Ama hâlâ aynıyım; kaybetmeye direnen, vazgeçemeyen… Bu kitabı okurken, annemin o cümlesi geri geldi zihnime: “Bırak gitsin.” Belki de hayatın özeti buydu. Finley’nin altını çizdiğim satırları hâlâ zihnimde dönüyor: Mutluluğu bulmak için değil, onu engelleyen bağlardan kurtulmak için vazgeç. Ne kadar doğru. Çünkü mutluluk bazen varılacak bir yer değil, sadece fazlalıklardan arındığında ortaya çıkan bir hâl. Ben bunu çok geç fark ettim. Birini affetmediğim için yıllarca kendi kalbime pranga vurmuşum. Oysa affetmek karşı taraf için değil, insanın kendi iç huzuru içinmiş. Kitabın beni en çok etkileyen yanı şu oldu: Vazgeçmek pasiflik değil, aksine
Hayata Dair
VazgeçebilmekGuy Finley · Destek Yayınları · 20204,767 okunma
Taşıdığın Değil, Bıraktığın Şey Belirler Seni
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2025 180. kitabı
Bazen hayat öyle bir hâl alıyor ki, insan kendi iç sesini bile duyamıyor. Yükler üst üste biniyor; sorumluluklar, beklentiler, kırgınlıklar, yarım kalmış hayaller… Sonra bir gün fark ediyorsun: Seni tüketen şey çoğu zaman hayatın kendisi değil, ona yüklediğin anlamlar, üzerinde taşıdığın gereksiz yükler. Bu kitabı okurken, kendi omuzlarımda yıllardır taşıdığım görünmez taşları hissettim. Ve belki de ilk kez, onları bırakabileceğimi düşündüm. “bırakabilmek” kavramını öyle yalın ama derin bir şekilde işliyor ki, sayfalar ilerledikçe insan kendi geçmişine, ilişkilerine, hatta düşünce kalıplarına dönüp bakıyor. Ben de kendimi öyle bir sorgunun içinde buldum. Yıllar önce sırf ayıp olmasın diye, sırf kimse kırılmasın diye devam ettirdiğim ilişkiler aklıma geldi. Oysa ne kadar yorulmuşum, ne kadar tüketmişim kendimi. Belki de en büyük cesaret, kalbini acıtan şeyleri geride bırakmak. Okurken şunu düşündüm: Hayat aslında bir valiz gibi. Biz ise yolcularız. Fakat çoğu zaman o valizi öyle dolduruyoruz ki, yürüyemez hale geliyoruz. Geçmişten kalma pişmanlıklar, bitmiş ama zihnimizde hâlâ yaşayan kavgalar, bitmeyen “ya şöyle olursa” korkuları… Ben kendi valizimi düşündüm; o kadar çok gereksiz eşya vardı ki içinde. İşte bu kitap bana şunu fısıldadı: “Hepsini bırakabilirsin. Çünkü sen yüklerinden ibaret değilsin.” Çocukluğumda, sokakta oynarken dizlerim kanardı. Annem dizimin üstüne biraz tentürdiyot sürer, “Geçti gitti, hadi oyuna dön” derdi. O an gözyaşım dinerdi, oyuna kaldığım yerden devam ederdim. Şimdi düşünüyorum da, büyüdükçe unuttum o hafifliği. Artık her yara ile saatlerce, günlerce, bazen yıllarca oyalanıyorum. Oysa bırakmayı bilmek, bazen çocukluğun saf haline dönmek demek. Yaraların üstüne çok eğilmeden, hayatı yaşamaya devam edebilmek. Kitabın en çok hissettirdiği
Hayata Dair
Seni Yoran Her Şeyi BırakMüthiş Psikoloji · Destek Yayınları · 20237,2bin okunma
Gelecek Bir Gün Değil, Bugünün Yansıması
9/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2025 179. kitabı
Hayatımın belli dönemlerinde önüme hep şu soru çıktı “Ben geleceğimi nasıl kuracağım?” Bazen bir iş ararken, bazen bir yol ayrımında dururken, bazen de yalnızca yatağa başımı koyduğumda… Çoğu zaman cevapları ya başkalarının ağzında aradım ya da zamana bıraktım. İlber Ortaylı’nın bu kitabı, bana o sorunun cevabının dışarıda değil, içimde, seçimlerimde ve tavrımda olduğunu yeniden hatırlattı. Kitabı okurken, sanki bir büyük masada oturmuş da bir bilge insanla uzun bir sohbet ediyormuşum gibi hissettim. Ortaylı’nın kelimeleri kuru öğütler değil; deneyimin, tarihin ve gözlemin süzgecinden geçmiş uyarılar gibiydi. O anlatırken kendi gençliğime döndüm. gelecek için yaptığım planların çoğunun birer kağıt parçası gibi elimden kayıp gittiğini hatırladım. Çünkü o planlarda kendim yoktum; sadece başkalarının benden beklediği şeyler vardı. “Gelecek” dediğimiz şey, aslında yalnızca bir tarih çizelgesi değil. İçinde yaşadığımız anların toplamı, tercihlerin sessiz yankısı, cesaretin ya da korkuların gölgesi. İlber Ortaylı bana şunu düşündürdü Geleceğini kurmak, aslında kendine sahip çıkmaktır. Bilgiyi ciddiye almak, zamanı iyi değerlendirmek, emeğini boşa harcamamak… Ve belki de en önemlisi, hayatta neyin önemli olduğuna karar verebilmektir. Bir bölümde kendime çok benzer bir şey yakaladım. Ortaylı, insanın geleceğini kurarken sadece kariyerini değil, insan ilişkilerini de inşa etmesi gerektiğini söylüyor. Bunu okuduğumda içimde eski dostluklara dair bir sızı belirdi. Kaybettiğim, unuttuğum, mesafe koyduğum insanlar… Oysa geleceğin yükünü yalnızca bireysel başarılar taşımıyor; yanında yürüyen insanlar da omuzluyor. Benim hatam, bazen sadece kendi yoluma kilitlenmek oldu. Kitap bana, disiplinin ve çalışmanın yanı sıra hayatın tadını çıkarmanın da geleceğin bir parçası olduğunu
Hayata Dair
İnsan Geleceğini Nasıl Kurar?İlber Ortaylı · Kronik Kitap · 20227,9bin okunma