Sevgi, çoğu insanın sandığı gibi bir anlık duygu, gelip geçen bir heves ya da sadece bir başkasına yönelen içgüdüsel bir arzu değildir. Fromm’a göre sevgi; tıpkı ustalık isteyen bir sanat gibi öğrenilmesi, emek verilmesi, disiplinle beslenmesi gereken bir beceridir. İnsan, dünyaya geldiği andan itibaren yalnızlığın gölgesinde büyür; bu yalnızlık, varoluşunun en temel gerçeğidir. Sevgi, bu yalnızlıktan kurtulmanın ve yaşamı anlamlandırmanın tek yoludur.
Fakat sevgiye ulaşmak, sandığımız kadar kolay değildir. İnsan çoğu zaman sevmek yerine sevilmeyi ister. Onaylanmak, değer görmek, ilgi görmek… Bunlar sevginin özü değil, yalnızca gölgesidir. Sevgi, karşılık beklemeyen, vermeyi bilen, paylaşmayı isteyen, kendi varlığını başkasının varlığıyla zenginleştiren bir bilinçtir. Fromm, sevmenin; bilgi, çaba ve öz disiplin gerektirdiğini, tıpkı bir müzisyenin enstrümanını öğrenmesi gibi uzun bir süreç olduğunu hatırlatır.
Sevmek; sabırla dinlemeyi, anlamayı, bağışlamayı ve karşımızdakinin varoluşuna saygı duymayı gerektirir. Bu noktada, sevgi yalnızca bireyler arasında değil, insanın kendisiyle kurduğu ilişkide de var olmalıdır. Kendini sevmeyen, kendine değer vermeyen bir insan, başkasını gerçek anlamda sevemez. Fromm, bu yüzden önce insanın kendi iç dünyasında barışı sağlaması gerektiğini söyler.
Sevginin bir başka boyutu da cesarettir. Sevmek, incinme ihtimalini göze almaktır. İnsanın ruhunu savunmasız bırakması, yüreğini açması, karşısındakinin onu reddedebileceğini ya da kırabileceğini bilmesine rağmen bu kapıyı kapatmaması, en büyük cesaretlerden biridir. Çünkü sevgi, güvenle başlar ve güven olmadan kök salamaz.
Fromm, sevgiyi bir "karar" ve "irade" olarak görür. Sevgi, yalnızca duyguların yönlendirdiği bir akış değil, bilinçli bir seçimdir. Bu yüzden zaman zaman zor,