Mazlum İlhan

Mazlum İlhan
@crazymanpower
Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder; çünkü, her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır.
Video içerik üreticisi - Etkinlik Organizatörü - Dijital Pazarlama (SEO, PPC)
İzmir / Balçova - Kuşadası
Hatay / İskenderun, 12 Eylül 1999
229 okur puanı
Temmuz 2025 tarihinde katıldı

Mazlum İlhan

, bir kitap okudu
10/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2025 151. kitabı
Doğan Cüceloğlu
8.8/10 · 12,8bin okunma
Reklam
Duyguları Bastırmak Değil, Yönetmek
10/10
·102 syf.··
Beğendi
·
2025 148. kitabı
Hayatın gürültüsü, bazen insanın kendi sesini bile bastırır. Şehirlerin uğultusu, ekranların parıltısı, zamanın hızla akışı… Tüm bunların ortasında Schmid’in anlattığı sakinlik, yalnızca sessizlik değil, bir varoluş biçimidir. O, sakin olmayı pasiflik ya da hayattan el çekmek olarak değil; her şeyin ortasında, kendini kaybetmeden durabilme sanatı olarak tanımlar. Sakinlik, dışarıdaki fırtınayı susturmak değil, içimizdeki fırtınayı dinginleştirmektir. Çünkü insan, dışarıyı her zaman kontrol edemez; ama kendi içinde bir denge kurabilir. Schmid, bu dengeyi bulmanın; farkındalık, kabul ve sabırla mümkün olduğunu söyler. Hayat bazen zor, bazen acımasızdır, fakat ona karşı en büyük güç, öfkeyle değil, dinginlikle karşı durmaktır. Kitapta, sakinliğin kökleri hem felsefede hem de günlük yaşamın küçük anlarında aranır. Bir sabah kahvesinde, yağmurun cama vuruşunda, dostlarla edilen kısa bir sohbette… Sakinlik, yalnızca büyük karar anlarında değil, sıradan günlerin arasında da beslenir. Schmid, okuyucuya sürekli olarak şunu hatırlatır: Sakin olmak, duyguları yok etmek değil, onları yönetmektir. Korkuyu, öfkeyi, üzüntüyü yok saymak değil; onları anlamak, kabullenmek ve içimizde bir yere oturtmaktır. Böylece insan, hayatın ağırlığını omzunda taşısa bile altında ezilmez. Ve belki de en önemli mesaj şudur Sakinlik, bir hedef değil, bir yolculuktur. İnsan her an yeniden sarsılabilir, yeniden öfkelenebilir. Mesele, bu anların farkına varıp tekrar dengeye dönmektir. Tıpkı bir nehrin taşsa bile sonunda yatağına dönmesi gibi…
İnsan ve Duygular
Sakin OlmakWilhelm Schmid · İletişim Yayınları · 20231,581 okunma
Durgunluğun Derin Yaraları
10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2025 147. kitabı
Hayat bazen, ne gidecek bir yol ne de tutunacak bir dal bırakır. Durgun ve işsiz bir adamın hikâyesi, bu çıkmazın tam ortasında başlar. Orhan Duru, sanki okuyucunun omzuna dokunup “Bak, bu sadece onun değil, senin de hikâyen” der gibi yazar. İşsizlik, yalnızca cebin boş olması değil, insanın kendini değersiz hissetmesidir. Ve bu his, yavaş yavaş içten içe insanı kemirir. Şehir, böyle zamanlarda daha da yabancılaşır. Kaldırımlar, reklam panoları, vitrinler… Her şey, çalışmayan, üretmeyen, bir yere ait hissetmeyen insana karşı sessizce soğur. Günler birbirine benzer, saatler ağır akar, yüzler tanıdık gelmez. Durgun, içinde bir şeyleri kaybetmiş olmanın sessiz acısını taşır. Orhan Duru, bu hikâyeyi yalnızca bireysel bir dram olarak işlemez; sistemin, ekonomik çarkların ve toplumsal düzenin de bu durgunluğu nasıl beslediğini gösterir. İşsizlik, bireyin değil, bütün bir düzenin sorunudur. İnsan, çalışarak yalnızca para kazanmaz; varlığını kanıtlar, toplumun bir parçası olduğunu hisseder. Bu bağ koptuğunda, sadece bir iş değil, bir kimlik de kaybolur. Yine de hikâyenin içinde, umudun ince bir damarı akar. Durgun, hayata yeniden tutunmanın yollarını arar. Bazen bir dost sohbetinde, bazen bir sokak köşesinde duyulan kahkahada, bazen de kendi içinden yükselen küçük bir sesle… Çünkü insanın yeniden doğma ihtimali, en zor zamanlarda bile tamamen sönmez. Duru’nun dili yalın ama serttir. Her cümle, gereksiz hiçbir süs taşımadan, doğrudan kalbe dokunur. Hikâyeyi okurken, hem karakterin durgunluğunu hem de kendi içimizdeki bekleyişleri fark ederiz. Ve anlarız ki, bazen durmak, yeniden yürümek için gerekli bir sessizliktir.
İnsan ve Duygular
Durgun ve İşsizOrhan Duru · Yapı Kredi Yayınları · 201744 okunma
Parlak Işıklar Altındaki Soğukluk
10/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2025 146. kitabı
İnsanın cebinde para olmaması, çoğu zaman en kolay fark edilen yoksulluktur. Ama Mustafa Kutlu’nun anlattığı yoksulluk bundan çok daha derindir. O, cebin değil, ruhun boşalmasından bahseder. Hayata dair umudun, insana duyulan güvenin, paylaşmanın ve merhametin yitip gidişinden… Yoksulluk, burada bir eksiklik değil, insanın içinden eksilmesiyle ortaya çıkan bir yaradır. Kutlu’nun hikâyesinde, büyük şehirlere savrulmuş insanların yalnızlığı, köylerde unutulmuş yaşlıların sessizliği, apartman dairelerine sıkışmış hayatların soğukluğu vardır. Modern zamanın kalabalıkları içinde, aslında birbirine dokunamayan, göz göze gelmeyen, sadece yan yana yaşamak zorunda kalan insanlar… Bu, gürültülü ama derin bir sessizliğin hikâyesidir. Yoksulluk, burada açlıkla değil; sevgiye, dostluğa, dayanışmaya hasretle ölçülür. İnsanlar aynı sokaktan geçer ama birbirinin halini sormaz, aynı binada oturur ama kapısını çalmaz. Oysa eskiden, bir tas çorba komşuya götürülür, bir mendil uzatılır, bir çocuk başı okşanırdı. Şimdi ise duvarlar kalınlaştı, kapılar kapandı, yürekler birbirine uzaklaştı. Kutlu, bu yalnızlık ve kopuş hikâyesini, sanki bir köy odasında, sobanın başında, çay buharı içinde anlatır. Sade ama derin, naif ama sarsıcı bir üslup… Okuyan, kendini hem hikâyenin içinde hem de dışında bulur; hem bir seyirci hem de bir tanık olur. Ve belki de asıl acı olan şudur: Yoksulluk sadece köylerde ya da kenar mahallelerde değil, en çok da ışıl ışıl vitrinlerin ardında yaşanır. İnsan, en parlak ışıkların altında bile üşüyebilir. Çünkü içi boşaldığında, en kalabalık yer bile insana ıssız gelir. Kutlu, umut kapısını da aralık bırakır. Yoksulluk içimizdeyse, zenginlik de oradadır. Bir tebessüm, bir selam, bir hatır sorma… Belki de bütün mesele, içimizdeki bu küçük hazineleri yeniden
Hayata Dair
Yoksulluk İçimizdeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202112,9bin okunma