Bazen kiminle konussam bilmedigim bir konunun uzmaniyla konusuyormusum gibi bir hisse kapiliyorum. Fikrayi anlamadigi halde gulmeye calisan biri gibi, otuz yildir yasadigi dunyaya sanki dun gelmis gibi. Boyle anlarda nefes almakta gucluk cekiyorum.
“Hiçbir şeyin lüzumsuz olmadığı bu dünyada güneş kaplanın, kuzunun, filin, sineğin, akrebin, kelebeğin, yılanın, güvercinin, tavşanın, aslanın, çiçeğin, meşe ağacının, dilencinin ve kralın üzerinde eşit derecede parıldar. Hastalık iyiyi, kötüyü, güçlüyü, zayıfı, akıllıyı, aptalı aynı şekilde vurur. Ne zaman mutlu olacağımız, ne zaman acılarla boğuşacağımız belli değildir ve yaşayan herkesi aynı son bekler..”
“Esasen her türlü tarikat, mensuplarını aldatma üzerine kurulur. İnsanların idrak kabiliyetleri farklı farklıdır. Onları idare etmek isteyen biri bu kabiliyetlerin sınırlarını tespit ederek dikkate almaya mecburdur…Bilinç seviyesi ne kadar düşerse fanatiklik de o ölçüde artar.”