Abi o kadar iğrençti ki iğrençliğini anlatmak için kelime bile bulamıyprum asla ama asla güzel bir aşk romanı değildi o kadar sıkıcıydı ki kendimi öldürecektim
Gece VardiyasıAnnie Crown · Ephesus Yayınları · 2025257 okunma
Veee bir serinin daha sonuna geldik. Genel olarak güzeldi, okuduğuma pişman olmadım.
Serileri bitirmek beni hem mutlu ediyor hem üzüyor. Yedi kitap boyunca onları okuduktan sonra veda edince biraz buruk hissediyorum, çocuklarının kitaplarında görüşecek olsak da.
Şimdi sırayla gidersek:
Aiden ve Elsa
İlk başta sizden hiç hoşlanmamıştım. Sinirlerimi bozuyordunuz. Ama seri ilerledikçe sevdim. Aiden'ın Elsa'nın sağlığı konusunda bu kadar katı olması, ona bir şey olacak diye korkmasına bayılıyorum. Nabzını sürekli kontrol ediyor, en ufak bir sıkıntıda direkt Elsa'nın iyi olduğundan emin olması... Sen nasıl bu kadar tatlı hâle geldin? Aiden için tek önemli kişi Elsa. Aiden'ın sevgisini hissediyorum. Bu yüzden serideki favorimsin.
Gerçi yaptığı bazı şeyleri hatırladıkça dövesim geliyor ara sıra da neyse.
Xander ve Kimberly
Düşüncelerim aynı. Şirin bir çiftler. Xander'a hâlâ biraz gıcığım ama ne yalan söyleyeyim, Xander ve Cecily ilişkisini zaten:) kendi kitabında da umarım görürüz.
Ronan ve Teal
Ronan, harikasın cidden. Nasıl güzel bir baba olmuşsun. Baba oğul değil, arkadaş olmuş resmen. Sen gerçekten ayrı bir olaysın prensim ya.
Ve Remi, Allah'ım çok tatlı. Yiyeceğim çocuk seni. Büyüklüğünü okumak için sabırsızlanıyorum, babanın kopyası olacaksın anladığım kadarıyla.
Levi ve Astrid
Sıradan güzel çiftim. Astrid harikasın.
Güzel, tatlı bir okumaydı. Diğer kitaplarda okuduğumuz bonus bölümler ve yenilerini içeriyordu. Düğün, balayı, hamilelik ve grup dramasıyla gördük. Bizi Legacy of Gods serisine hazırladı.
Eli ve Ava'nın olacağının sinyalini buram buram vermiş. Ben de çok hevesliydim ama biraz spoiler yiyince çok yükselemedim. Sevenler olacaktır ama benlik değilmiş yani. Atlayabilirim de okuyabilirim de bakalım. Ama serideki en az sevdiklerim olacağını biliyorum. Oysa
LIGHTLARK – Alex Aster
Merhabaalar, fantastik denince ben de artık akan sular duruyor biliyorsunuz ki…
Uzun süredir radarımda olan bir kitap ile geldim valla en sonunda bu seriye kavuştuğum için çok mutluyum. Arkadaşlarım sürekli övüp duruyordu, dedikleri kadar varmış. Ben yine notumu düşeyim de sonra tek kitap sandık aldık demeyin. Fantastik bir seri arkadaşlar, 4.kitabı da çıktı.
Yüz yılda bir ortaya çıkan gizemli Lightlark adasında düzenlenen ölümcül Centennial oyunu, altı lanetli diyarın hükümdarlarını karşı karşıya getirir. Her hükümdar halkını kurtarmak için mücadele ederken yalnızca birinin hayatta kalabileceği bu oyunda, Wildling diyarının genç hükümdarı Isla Crown yalanlar, ihanetler ve tehlikeli ittifaklar arasında ayakta kalmaya çalışır.
Bir oyun etrafında şekilleniyor kitabımız öyle ne güzel eğleneceğiz, oyun severiz demeyin. Ölümcül bir oyundan bahsediyorum size. Lanetli hükümdarlarımız, hükümdarların halkları falan var, anlayacağınız baya büyülü bir evren.
Isla Crown'a gerçekten üzüldüm. Bence en kötü lanet ona verilmiş. Aşk bu dünyanın en güzel duygusu değil mi? İşte Crown, aşık olduğu kişiyi öldürmekle lanetlenen birisi. İnsanın kulağına ne kadar acımasız geliyor.
Kitabı okumadan önce arkadaşlarımdan bol bol uyarılar almıştım. Kimseye güvenme, ters köşelere dikkat et falan gibi cümleler duydum da bu kadarını beklemiyordum. Bazı kısımlarda güven duygum paramparça oldu valla. Spoi vermemek için üstü kapalı bahsedeyim dedim.
Yazarın kaleminden daha önce okuma yapmıştım. Bu kitapta karakterleri sevsem de bence karakter betimlemeleri daha detaylı olabilirdi. Bazı kısımları yüzeysel kalmış. Bunun haricinde ben olay örgüsünü ve kitabın konusunu beğendim. Tam benim sevdiğim tarz. Entrika, oyun, lanet valla bayılıyorum.
LightlarkAlex Aster · Parola Yayınları · 2023246 okunma
Kitabın ilk yarısı bi tık durgun geçti ama diğer yarısı uçtu gitti resmen. İlk kısımlarda sürekli kalede takılmaktan bunaldım şakasız bana vaat edilen evren bu değildi. Resmen tıkıldık kaldık zattiri zort bi kaleye asabım bozuldu. O tünelden çıkıp diğer tünele giriyoruz. Hayır yani koskoca kalede hiç mi kimsenin haberi yok bu yer altındaki mekanlardan. En önemlisini de kızımızın odasına koymuşlar göze parmak gibi. Neyse takılmıcam bunlara. Sondaki plottwistten haberim olduğu için öyle çok etkilenmedim zaten Celaena adı bana çok yapay geliyordu. Sadece en sonunda şu kaleden çıktığımız için çok mutluyum.
Ben bu kitapta Chaol’dan nefret etmedim, internette çoğu kişinin ona sinir olduğunu gördüm ama ben öyle olumsuz hissetmiyorum. Evet bir miscommunication var orta da -ki hiç hoşlanmam- adam görevi ve aşkı arasında kaldı ve doğru olduğunu düşündüğü şeyi yaptı ve elinde patldı. Sadece Celaena ile olan ilişkilerine pek inanamadım. Belki de zorlama bir aşk üçgeni yazma çabasındadır. Ne zaman Dorian’ı sevdin de unuttun da şimdi de Chaol’u sevdin biraz tutarsız geldi o yüzden. Onun dışında hikaye epey sürükleyiciydi ama bu yer altındaki canavarın ve krala isyan etmeyi planlayan ekibin ana hikayeye ne gibi bir katkısı olacak onu tam çözemedim. Görücez sanırım. Ama o Nehemia olayına ne gerek vardı ablacım ya tamam ölüp de ana karakteri haunt eden bir karakter fikri çok iyi ama bakalım çalışacak mı. İlk iki kitaptan sonra şunu söyleyebilirim ki diğer kitaplarda açılacak olan evreni az buçuk bilmesem kitaplara devam etmeyebilirim. İnanılmaz etkileyici kitaplar değillerdi ama üçüncüyi merak ediyorum çünkü Rowan’la tanışıcaz sanırım. Heycanlı .
Crown of MidnightSarah J. Maas · Bloomsbury Publishing · 20233,374 okunma
Hayata doludizgin koşan bizlere bir durak, bir soluklanma, bir içe dönüş tavsiyesi.. Yoğun okumaların ardından zihne bir çay molası.. Ege Soley ‘i Kafa Dergisi röportajlarında tavsiye edilince keşfettim. Farklı farklı ülkelerde, kültürlerde çiçek açıp kök salmak için ülkesine koşan bir kadın gördüm ve hemen tüm kitaplarını edindim.
Hayat sahip olamayacağımız, yatağında akan bir su. Tutulamaz, durdurulamaz, seyrine dalınır belki.. Yavaşla ve dahil ol.
Genel tema bu.
Bologna’da üniversite okurken Umberto Eco ‘dan dersler almış daha doğrusu almak istemiş (: ağır geldiği için bırakmış..
Taoizm’den felsefeler sunmuş yer yer.
Antik kelimelerin kökenine gittik, derinlikli cümleler kurduk çoğunlukla.
Teşekkür defteri fikrini aldım. Yazmayı zaten çok seviyorum. Artık günün, haftanın şükürlerini, başardığıma inandığım, yaptığıma ya da yapmadığıma mutlu olduğum her şeyi yazacağım (:
Crown shyness (Türkçede bazen “taç utangaçlığı” denir), ağaçların tepelerinin birbirine dokunmadan büyümesi olayıdır. Yani yukarıdan bakıldığında, ağaçların yaprakları arasında ince boşluklar veya çizgiler oluşur—sanki bilinçli olarak birbirlerinden uzak durmuş gibi görünürler
• Orman tepeden incelendiğinde ağaçların üst kısımları bir yapboz gibi ayrılmıştır
• Dallar birbirine değmez, arada doğal boşluklar vardır
Fika ile tanıştım.
Fika = Kahve + tatlı + sohbet + mola + keyif
İsveçliler için oldukça önemli bir kültürel alışkanlık—hatta bir ritüel.. Gün içinde yavaşlayıp keyif alma anlamı taşır
Paris’te 3 yıl boyunca çiçekçide öğrendiği her şey çok güzeldi. Çok anlamlıydı. Bazen komik bazen tuhaf ama öğretici güzellikte..
SakinEge Soley · Doğan Novus Yayınları · 20191,109 okunma
Bu kitaptan büyük beklentilerim vardı açıkçası özellikle ilk kitabı 2025’in en sevdiğim kitaplarından olunca bu beklentide arşa çıkmıştı doğal olarak. Ama üzülerek söylemeliyim ki hiçbir şey hiç beklediğim gibi olmadı. o kadar çok şey var ki beni rahatsız eden nereden başlasam bilemedim. öncelikle bu kitabın 600 küsur sayfa olmasını gerektirecek hiç bir şey yoktu. bu kadar uzun bir kitaptan daha detaylı bir evren anlatılmasını bekliyordum açıkçası ama ilk kitaptan bile daha az mekandan bahsetmeyi nasıl başardınız mesela. Büyü sistemi ise darmadağınıktı, Sylvia’nın güçleri ne mesela sorsanız söyleyemem. Ayrıca eklenen fazladan pov’ler benim o kadar ilgimi çekmedi ki Marek ve Sefa’nın bakış açılarının bize ne gibi faydası oldu çözebilmiş değilim. hoş bu karakterlerin hikayeye katkısını da tam çözemedim de neyse. Her şey bir yana bu kitabı merak etmemin en büyük sebebi kesinlikle Sylvia ve Arin’in ilişkileriydi hoşuma giden bir iki moment olsa da genel olarak onlardan de etkilenemedim resmen. Özellikle sonunun daha vurucu olmasını bekliyordum hiç bir şey hissettiremedi bana. Kitabı okumadan önce çiftimizin kavuşamayacak olması fikri beni daha çok üzmüştü düşünün yani. kitabın bazı yerleri o kadar anlamsızdı ki ben neredeyim şuan ne okuyorum bile dedirtti bana. Akış açısından ciddi sorunlar vardı bence o yüzden bitirmem hem çok uzun sürdü hem de sonlara doğru zorlanarak okudum.