Sarhoşların şarkısı yavaş yavaş salona yayıldı. sıcakla birlikte merdivenlere tırmandı, günah odalarının içine, kapı altlarından sızdı, kapağı açık kömür sobalarına girdi, kurum dolu bacadan gecenin ortasına süzüldü. gecenin sıcağında buharlaştı, eridi; yoldan geçenlerin elbiselerine, ruhlarına sindi.
otomobillerin açık pencerelerinden girdi, şoförlerin derilerinin altına işledi. şoförler, ellerini radyolarının düğmelerine uzattılar, hafif müziği kapayıp arap istasyonlarını aramaya başladılar.
şoför emrullah, derisinin altına şarkının girdiği yeri, ortaparmağının direksiyon sallamaktan sertleşmiş eklemini hafifçe kaşıdı. sarhoşların şarkısı kelebek camından uçtu gitti. içerlemişti: beni arap müziğiyle karıştırıyorlar diye söylendi.
yayalar için yanan yeşil ışıktan yararlanarak karşıya geçti. yükseldi. “hastayım, yalnızım...” oldu ve kapanmakta olan bir meyhanede, istatistik umum müdürlüğü kaleminden emekli niyazi beyle tombalacı akif’in fasılındaki peltek güfteye karıştı. kapanan kepengin paslı aralığından sıyrılarak asfalta çıktı. elinde çanta-radyo taşıyan bir işçinin omuzuna kondu; yorulmuştu. şehrin fakir mahallelerinden birine giden çamurlu bir otobüse bindiler. eski otobüsün homurtuları arasında bir süre sesi duyulmadı. işıklı yolları geride bıraktılar; sarsıla sarsıla tozlu yollarda ilerlemeye başladılar. sesini biraz yükseltti işçinin radyosunda. bu yollara, bu toza, bu sıcağa başka türlü dayanılmazdı. işçiden bir durak önce indi; ters taraftan gelen başka bir otobüse bindi.
biletçiyle oturup iktidara yaranmaya çalışan bir işçi gazetesini ilanlarına varıncaya dek okudular.
sonra hızlandı, apartmanlara girdi. demokrat ahmet beyin evinde, bir senfoniyle bir popüler müzik arasında dinlendi. bazen high fidelity oldu, bazen mono. yetmiş sekiz devirli parlak kollu
Sen birden çökeceksin Selim. Çünkü neden? Çünkü için boş senin. Birden, kollarımın arasında için boşalarak; birden üçüncü boyutunu kaybedip bir düzlem olacaksın ve ben de seni duvarda bir çiviye asacağım.