“Bir insana verilecek en korkunç ceza, onun varlığını kabul etmemektir. Örneğin, varsayalım ki bir insan topluma bırakılıyor ve o toplumun hiçbir üyesi tarafından fark edilmiyor. Bu kişi bir yere girdiğinde hiç kimse kafasını kaldırıp bakmıyor, cevap vermiyor, yaptığı hiçbir işe aldırmıyor, kısacası sanki o hiç yokmuş gibi davranıyor… Bu durumda olan kişinin içinde öyle bir kızgınlık ve çaresizlik ortaya çıkacaktır ki en vahşice bedensel işkenceler bile böyle bir duruma oranla bir iç rahatlığı gibi görülecektir. Çünkü bedensel işkence yapan, ne kadar kötülük yaparsa yapsın, yine de bizim varlığımızı kabul ediyor demektir.”
“İletişimin iki yönlü bir olay olduğunu unutan kişiler, sadece konuşmak, konuşmak ve yine konuşmak isterler. Karşılarındaki ağızlarını açınca hemen atılırlar ve ‘Lafını balla kestim,’ tavrıyla kendileri konuşmaya başlarlar. Sizin kafanızı bir süre daha ütüledikten sonra, ‘Ne kadar güzel sohbet ettik, yine gel, beklerim,’ diye sizi uğurlarlar. Bu şekilde sürekli konuşanlar, iletişimden değil, kendi iletimlerinden zevk alırlar. Karşıdaki kişiyle iletişim kurulmak isteniyorsa, ona geri-iletimde bulunma olanağı tanınmalıdır.”