“Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.”
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ne yaparlarsa yapsınlar da, beni lanet bir mezara tıkmasınlar. Pazar günleri millet gelip karnınızın üstüne bir sürü çiçek filan koyacak, daha bir sürü zırvalık. Öldükten sonra çiçeği kim ne yapsın?
Saat... Altıya on var. Evdekiler şimdi meraklanıyorlardır. Koşamam ya. İçeri girdim mi üzüntüler unutulur. Annemin yüzü güler. Babam odadan ‘-Kim gelen?’ diye sorar. ‘-B.’ ‘-İyi,iyi.’ Hepsi bu. Nerde kaldığımı bile sormazlar. Bu güvende sıkıcı, küçültücü bir şey var. Oysa biliyorum babam üzülüyor. Saat beşi geçti mi aklına binbir kötü şey geliyor. Yine de ‘Çocuklara güven ilkesi’nin dışına çıkmaz. Ah, şu babamın ‘ilke’leri... Sonra odam: Masa, karyola, kitaplar. Benim inim. Bu gece bir kapansam oraya. Üzgünüm. Ama çok kalamam. Sami kapıyı yumruklar: ‘Yemeğe, Yemeğe.’ Canım istemiyor desem başıma toplanırlar. Kadınların neden evlendiklerini anlıyorum: Yalnız kalabilmek için.
“Günün karmaşasından ve yoğunluğundan kurtulduğumuzda, bilinçli bir çaba veya zihinsel irade göstermeksizin pişmanlıklar ve mutluluklarla dolu hayallere dalarız...Unutulmuş geçmişin bütün mutlu veya üzüntülü görüntüleri iç gözümüzde toplanır... Eskiden yaşanmış deneyimleri ve hazları tekrar yaşarız. Ufak tefek kibirlerimizi veya oyunlarımızı hatırlarız...Kendimize şöyle haykırırız: ‘Bu ben değilim! Ben hiç bu kadar umursamaz olmadım, kesinlikle!’...Yine de geçmiş yalan söylemez, geçmiş değiştirilemez...Öyle olmasaydı!Kutsal ruhların ve meleklerin varlığının ne anlamı kalırdı o zaman!...”